25.10.2021

Boğaziçi Film Festivali İzlenimleri – 1

Bu yıl 23-30 Ekim 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilecek 9. Boğaziçi Film Festivali, macerasına başladı. Uzun-kısa metraj toplamda 50’den fazla filmden oluşan programıyla sinemaseverlerle buluşan festival boyunca izlediğim filmlere dair izlenimlerimi sizlerle paylaşacağım. Hazırsanız başlayalım:

La última primavera (Baharın Son Günleri)

Isabel Lamberti’nin Madrid’e yakın bir gecekondu mahallesinde ikamet edenlerin, evlerini inşa ettikleri arsanın satılmasıyla evlerinden taşınmak zorunda kalmalarını anlatan ve prömiyerini 68. San Sebastian Film Festivali’nde yapan ilk uzun metraj filmi La última primavera, festivalde izlediğim ilk film oldu. Sade oyunculuklar ve sakin temposuyla gecekondu mahallesinin kendine özgü evrenini sunan film, değişimin acımasızlığı ve duygusallığıyla bireyler üstündeki psikolojik yansımalarını en büyük eksisi olan derinlikli çizilmeyen karakterleriyle anlatıyor.

Filme notum: 5/10

Jack’s Ride (Jack’in Yolculuğu)

Susana Nobre’nin 63 yaşında ve emekliliğine az bir süre kalan Joaquim’in işsizlik maaşı alabilmek için çalışmak istemediği şirketlere iş başvurusunda bulunup evrak toplamasını konu edinen ve 71. Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde yarışan Jack’s Ride, festivalde izlediğim ikinci film oldu. İşten çıkarılan yaşlı bir adamın sisteme dahil olma çabasını farklı bir anlatı yöntemiyle yanlış yöne saptıran film, 90’lar havasını solutan atmosferi, yer yer deneysel ve belgesele kayan anlatımıyla farklılık yaratmaya çalışsa da sınıfta kalıyor.

Filme notum: 4/10

Bebia, à mon seul désir (Elveda Büyükanne)

Juja Dobrachkous’un on yedi yaşındaki Ariadna’nın büyükannesinin cenazesi için Gürcistan’ın el değmemiş kırsalına dönmesini ve büyükannesinin ruhunu ölü bedenine bağlamak için eski bir defin ritüelini gerçekleştirmek durumunda kalmasını anlatan ve prömiyerini 50. Rotterdam Film Festivali’nde yapan Bebia, à mon seul désir, festivalde izlediğim üçüncü film oldu. Toplum normları ve geleneklerin birey üzerindeki etkisine eğilmeye çalışan fakat siyah-beyazın verdiği kasvet ve seyirciyi bir türlü kendisine çekemeyen boğucu anlatımla festivalin en bulaşılmaması gereken işlerinden olan film, vasatı aşamıyor.

Filme notum: 4/10

Espíritu sagrado (Kutsal Ruh)

Chema Garcia Ibarra’nın sıradan bir hayatı olan José Manuel’in bir UFO derneğinin haftalık toplantılarına katılmasını ve liderlerinin ölmesinin ardından kozmik sırrı bilen tek kişi olarak kalmasını anlatan ve prömiyerini 74. Locarno Film Festivali’nde gerçekleştiren ilk uzun metrajı Espíritu sagrado, festivalde izlediğim dördüncü film oldu. Kozmik enerji, mistisim ve metafizik olaylarla örmeye çalıştığı senaryosunu ilgi çeken bir konuyla anlatmak istemesine karşın soyut unsurların dezavantajını yaşayan film, aldığı yanlış tercihlerle dengesini bozarak seyir deneyimini düşürüyor.

Filme notum: 4,5/10

Hannan xia ri (Buğulu Yaz)

Han Shuai’nin bozuk aile düzeni içinde sürüklenirken talihsiz bir şekilde oyun arkadaşının boğulmasıyla kendini yetişkinlerin baskılarından köşeye sıkışmış bulan bir genç kızın hikayesiyle 71. Berlin Film Festivali’nde Generation Kplus En İyi Film ve 25. Busan Film Festivali’nde FIPRESCI ödüllerini kazanan Hannan xia ri, festivalde izlediğim beşinci filmdi. Yakın arkadaşının talihsiz ölümünün getirdiği travmatik çıkmazla sürüklendiği içsel çatışmaları yaşayan bir çocuğun çaresizliğini dengeli bir anlatımla sunan film, hikayeyi adeta tek başına sırtlayan genç oyuncusunun performansıyla parıldıyor.

Filme notum: 5,5/10