26.05.2017

The Book Thief: Savaş ve Kitaplar

Markus Zusak’ın “Kitap Hırsızı” adlı çok satan romanı, birçok dile çevrilmiş ve sayısız okurun sevgisini kazanmış bir roman. 2. Dünya Savaşı’nın ortasında hem çocuk kalmaya hem hayatta kalmaya çalışan çocuk öykülerinden yalnızca biriyken, romanın Ölüm’ün/Azrail’in bakış açısıyla ve anlatımıyla kaleme alınmış olması, romanı ayrıksı kılıyor. 

Karakterlere olan sevgimizin romanın kendisine olan sevgimizden daha fazla öne çıktığı bölümler de yok değildi romanda. Erkek kardeşi gözlerinin önünde ölen Liesel kitap hırsızının ta kendisi. Liesel’i evlat edinen küfürbaz ama yüreği apak anne Rosa ile en güzel baba figürlerinden biri olan Hans Hubermann, babanın akordeonu, Liesel’e okuma yazma öğrettiği ve Liesel’in kâbuslarını yatıştırdığı bölümler, Yahudi Max’le aralarındaki ilişkiler, Max’in kitaba da yansıyan eskiz defteri, o çizimler ve öyküler-özellikle ağaçlı öykü-, koskoca kütüphanesiyle Bayan Ilsa, Liesel’in suç ortağı limon sarısı saçlı oyunbaz, obur ve dikbaşlı Rudy. Ruhları bir bir alıp götüren Ölüm ve savaşın ortasında kitaplara tutunan bir kız… 


Her şeyden önemlisi, 2. Dünya Savaşı’nın arka fonda olduğu ve daha ziyade Liesel’in 
kitaplarla kurduğu derin bağı konu alan romanın sinema uyarlamasından beklentiler de artıyor haliyle. Sinema uyarlamasını izlediğimiz zaman ise, 2. Dünya Savaşı’nda çocuk olmak konulu onlarca filmden biri olduğunu, Liesel’in kitap sevgisinin ve romanda en az o kadar hatta zaman zaman Liesel’den bile daha çok sevilen Rudy’nin bariz bir biçimde geri planda kaldığını, Ölüm’ün anlatıcı ses olarak verildiği filmde romandaki kimi alaycı ve keyifli bölümlerin es geçildiğini, Rosa ve Hans Hubermann’ın evlerinde sakladığı Yahudi genç Max’le olan ilişkilerin de beklenen etkiyi vermediğini, romanda çok özel bir bölüme sahip olan Max’in eskiz defterinin filmde öylece geçiştirildiğini görüp hayal kırıklığına uğruyoruz. Özellikle Max’in şahane malzemelerle dolu eskiz defteri, Harry Potter Ölüm Yadigarları’nda olduğu gibi yaratıcı ve şenlikli bir animasyonla kendine yer bulabilirdi filmde ancak bu konuda da çok iyi bir fırsatı kaçırmış bir uyarlama The Book Thief. Liesel’in Bayan Ilsa’nın evindeki kütüphaneyi gördüğünde büyülenişiyle vurgulanan kitap tutkusuna ve de kaçınılmaz kitap hırsızlığı anlarının bir kısmına da filmde rastlamak mümkün olsa da, filmdeki kitaplar savaş dramının ortasındaki ayrıntılardan öteye gitmiyor. Hiç değilse, faşizmde ilk harcananların kitaplar olduğu gerçeğini gözümüze sokuyor film. 

Kitap Hırsızı’nın sinema uyarlaması, en çok oyuncular konusunda turnayı gözünden vuruyor. Kitap Hırsızı Liesel Meminger rolü için seçilen Sophie Nélisse olsun, Kitap Hırsızı’nın suç ortağı Rudy Steiner rolü için seçilen Nico Liersch olsun, kitabı okuyanların aynen kafalarında canlandırdığı gibiler. Umarız özellikle Sophie Nélisse’i ileride birçok yapımda izleme fırsatı bulabiliriz ve tek bir filmde görünüp unutulan çocuk oyunculardan biri olarak kalmaz. Liesel’in üvey babasını canlandıran Geoffrey Rush için yine yeni yeniden saygı duruşunda bulunmayı bir borç bilirken, üvey anneyi canlandıran Emily Watson’ın yaşlandığına tanık olup üzülüyoruz. 

Daha çok televizyona yaptığı işlerle (bkz: Downton Abbey, North & South gibi dönem dizileriyle) tanınan yönetmen Brian Percival, Kitap Hırsızı’nın sinema uyarlamasında düz anlatımlı bir savaş dramı vermekten öteye geçemiyor. Ana karakteri çocuk olan savaş konulu filmlere de pek yeni bir şey kattığı söylenemez. Sonlara doğru iyice melodrama kaçması fazla ağlak bulunmasına da neden olabilir her ne kadar romanın kendisi de epey dokunaklı ilerlese de. Filmde bir edebiyat uyarlaması havasının hakim olduğu ve romandaki atmosferin hissettirildiği kesin ama “kitap hırsızı” meselesi yeterince işlenmediğinden Nazi Almanyası’nı konu alan diğer filmlerden pek farkı kalmıyor.