13.05.2016

Boyhood: Her Haliyle Büyümek

“Coming of age” denilen ve büyüme hikâyeleri olarak karşıladığımız film türü özellikle çocukluktan çıkıp ergenliğe ulaşma ve oradan yetişkinliğe geçme öykülerini anlatır. Türün çok nitelikli örnekleri  var tabiî; This is England (2006), Sweet Sixteen (2002), Rosetta (1999), Fish Tank (2009) gibi… Bu filmleri gerçekçiliğe yaptıkları vurgu ve sancılı büyüme hikâyelerini anlattıkları için özellikle yazmak istedim. Bu filmlerden Boyhood’a çıkan bir kapı aralamak istersek sanırım en güvenilir bağ gerçekçilik vurgusu üzerinden kurulacaktır. 

Boyhood, Richard Linklater’ın on yılı aşkın süren çekimleriyle dikkat çeken bir film oldu ilkin. Çünkü filmin hikâyesine baktığımızda Mason (Ellar Coltrane) adlı bir çocuğun büyümesini izleyeceğimizi anlamıştık ancak bunu büyümeyle eş zamanlı olarak perdeye aktarmak biraz “deli işi” gibiydi. Yani gerçeklik vurgusu tam olarak gerçek üzerinden yürüyecekti. Tabiî ki filmin bir kurmaca olduğu gerçeğini yadsıyamayız ancak gerçek zamanlı bir büyüme öyküsü izlemek ilk elden çekici bir özellik olarak karşımıza çıkmıyor mu?

Yukarıda andığım gibi filmin merkezinde olan Mason’ı altı yaşındaki haliyle izlemeye başlıyoruz film başladığı andan itibaren. Yalnızca Mason’ı izlemiyoruz tabiî. Annesi (Patricia Arquette), babası (Ethan Hawke) ve özellikle ablası Sam (Lorelei Linklater) da mercek altındaki isimler. Mason’ın arkadaşlarıyla ve ailesiyle ilişkisi, özellikle annesinin çembere giren öyküsü filmin temelini oluşturuyor. Zaten burada Patricia Arquette’e bir parantez açıp filmin en başarılı karakter çalışmasının ona ait olduğunu söylemek gerek. Her ne kadar Mason’ın büyüme öyküsü olarak ansak da Boyhood’u, anne karakteri dramatik çatıyı üzerine alan kişi olarak izlenmeye değer kılıyor filmi. Yalnız onun payına düşen trajediyle beslenme hali anneyi tek kalıplılıktan kurtaramıyor. Bunda filmin yıllara yayılan öyküsünün dağınık hale gelmesinin payı var elbet. Buradan hareketle filmin senaryo meselesine değinmek istiyorum.

Boyhood’un çıkış noktası  “küçük bir çocuğun büyüme hikâyesini eş zamanlı olarak çekmek nasıl olur?” fikrine dayanıyor birçok yerde okuduğunuz gibi. Bu fikri çerçeveleyecek bir hikâye de kendiliğinden geliyor. Mason büyürken onun arkadaşları ve ailesiyle kurduğu ilişki, ailesinin dağılma hikâyesi, annenin kendini toparlama ve çocuklarını büyütme çabası içinde debelenirken aşk hayatına dair yanlış seçimler yapması… Bütün bunlar hikâyenin çatısını oluşturan etkenler. Tabiî bunların yanında babanın başka bir aile kurması gibi bir yan hikâye de filme eklemleniyor. Tüm bunlar olurken Amerika’da yaşanan başkan değişikliği, savaşlara dair politik yaklaşımlar da filme birkaç diyalogla da olsa ekleniyor. Ancak bunların filmde sakil durması devamlılık hissinin olmayışından kaynaklanıyor. Yani devamlılık sadece Mason’ın büyümesi (tabiî diğer karakterlerin de). Ancak dokunulan konular sadece nokta atışları gibi duruyor filmde. Bu da filmin senaryosunda gedikler olduğu düşüncesini yaratıyor. Bunun sebebi, filmin gerçek zamanında (çekim zamanı) birçok şeyin olması ve bunların filmde kullanılan sahnelere dönüştürülürken kendilerine ait noktalarda bekliyor görüntüsü yaratmaları… Yani aslında bu bir senaryo kusuru değil, filmin senaryosu giriş-gelişme-sonuç planlamasından uzakta olduğu için boşluk ve devamsızlık hissi veriyor. Diyeceğim o ki filmdeki bir tartışmanın, bir diyaloğun, bir bakış açısının veya bir sahnenin gerisinin gelmemesi dramatik boşluktan değil zamanın geçmesinden kaynaklanıyor. Çünkü zaman “gerçekten” geçiyor. Hatta şunu da belirtmekte fayda var: Filmde Sam’i canlandıran Lorelei  Linklater, yönetmenin kızı. Yani o da film boyunca büyüyor ve Linklater aslında onun da büyümesini kayıt altına alıyor. Bu da aslında kurmaca bir filmi belge-filme yaklaştırıyor. Oyuncuların kendi dünyalarında ve çevrelerinde gerek yalnız gerek birlikte yaşadıkları değiştikçe film de şekilleniyor. Ortada sabit bir hikâye olsa dahi hayatlar sabit olmadığından on iki yıl boyunca filmi çeken yönetmen de neticede şekilleniyor. 

İlla bu eş zamanlı çekim tercih edilmese de bir büyüme öyküsü çekilebilir miydi? Elbette ki çekilebilirdi ki şimdiye kadar çocuk-genç ve hatta yetişkin hallerini farklı oyuncuların oynadığı filmler çekildi. Ancak Boyhood’u özel kılan aynı kişileri gözümüzün önünde büyütmesi. Bu sizin için bir filmi özel yapmaya yeter mi bilmiyorum veya bazı kusurlarını örtmeye. Ancak Boyhood’un farklı bir film olduğu ortada. Sadece bunun için bile seyredilebilirliği (ki uzun olan süresi bile sıkmıyor insanı) artıyor.