21.12.2018

Bumblebee: Klişe ama Eğlenceli!

     

                                                                                                              Burak ŞEN

Michael Bay’in 2007 yılında oyuncak, figür ve animasyon dünyasından büyük perdeye taşıdığı Transformers serisi ilk filmin ardından çabucak bozmuş; 2009 yılında anlamsız ve neredeyse herkesin kötülüğünde hemfikir olduğu bir ikinci filmle beraber sonraları da pek kayda değer olmayan; bir süre sonra görsel efektlerin bile zevk vermediği bir para makinesi yaratmıştı. Gelgelelim son Transformers macerası Son Şövalye/The Last Knight gişede de pek iyi bir netice yakalayamadı.

Serinin sıfırlanma mevzuları hala konuşuladursun bu hafta bizleri keyifli bir spin off filmi ziyaret ediyor. Yönetmenliğini 2016’da âşık olduğumuz Kubo ve Sihirli Teller’e de imza atan Travis Knight’ın yaptığı Bumblebee; radyo frekansıyla konuşan bu sarışın, dost canlısı, utangaç ama bir o kadarda cesur ve korkusuz bir asker olan robot dostumuzun dünyaya gelişini, ilk sahibini ve dünyadaki ilk mücadelesini anlatıyor bizlere.

İsteyince Oluyormuş: En Derli Toplu Transformers Filmi!

Hızlı ve görselliği güçlü bir açılış sahnesinden sonra Bee Optimus Prime’ın emriyle dünyaya bir üs kurmaya gönderiliyor ve orada koca dünyada kendisini yapayalnız hisseden – daha doğrusu yalnız kalmayı tercih eden- Charlie ile tanışıyor. Charlie’nın arabalara karşı olan ilgisi onun Bumblebee’nin sahibi olmasında rol oynuyor ve bu iki farklı tür canlı bir bağ ile birbirlerini tamamlıyor ve maceraya atılıyorlar. Buradan sonra Bee’nin hem insanların dünyasına uyum sağlama sürecini hem de Optimus Prime’ın kendisine verdiği görevi yerine getirme sürecini bu iki faktörün birbirini ezmeyecekleri şekilde vermelerini düşmeyen stabil bir tempo ile izliyoruz.

Bir süre sonra Bumblebee efektle yaratılmış bir karakter olmaktan çıkıp zaman zaman evcil bir hayvanmışçasına bir yarene dönüşüyor gözünüzde ki bunlar Transformers serisinde yakalanması gittikçe güçleşen bir samimiyet emaresi. Üstelik özellikle ilk üçlemede filmin neredeyse ilk yarım saatini oluşturan Sam’in ailesiyle olan ilişkisinin, konuşmasının komik ama bir o kadar cıvık ve bir süre sonra hadi bitsin uzatmayın dedirten sekansına benzer lakin çok daha derli toplu bir sekansa sahip.  Bu açıdan belli başlı noktalarda Bumblebee en derli toplu, kurgusu en olması gerektiği gibi olan Transformers filmi.

John Cena Faktörü

Filmin oyuncu yakasında ise Coen Biraderlerin yorumuyla izlediğimiz True Grit’ten gözümüzün ısırdığı , Woody Harrelson’lı Edge of Seventeen ile dikkatimizi yoğunlaştırdığımız ve geçtiğimiz hafta Örümcek Adam Örümcek Evreninde’de Gwen Stacy’i de seslendiren Hailee Steinfeld bazı noktalarda tepkisizliği ile sırıtsada genel manada yerinde ve yeterli bir performans sunuyor ve karton bir karakter olmaktan sıyrılıyor. Ama filmin ikinci oyuncusu John Cena için aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Finaldeki bir sahnesi (ki o da hemen güme gidiyor) haricinde John Cena’nın filme artı bir etkisi yok. Hatta gördüğümüz zamanlarda film adına motivasyonun düşmesine sebebiyet verdiği için bir eksi olarak bile kabul edebiliriz. Bumblebee; klişe senaryosuna rağmen kendini Transformers serisinde olduğu gibi bazı noktalarda zorlayarak anlamsız girizgahlarda bulunmuyor ve konusunu gayet basit anlaşılır yorucu olmayan materyaller üzerine kuruyor.

Bumblebee için de Charlie için de yeterli sahneler sunuyor ve aksiyonu da görsel efektleri de sizi yormuyor. Ortalama bir serüven izliyorsunuz ve görsellik noktasında IMAX’te izlenmeyi hak eden kısımları da var. Travis Knight gerçekten eli yüzü düzgün bir işe imza atmış ve Saplantı/Unforgattable ve Naomi Watts’ın hala neden böyle bir şey yaptığına inanmakta güçlük çektiğimiz Shut In/İçeride gibi çok kötü filmlerin senaryosunu yazan Christina Hudson’ın yazdığı senaryoyu da en iyi şekilde perdeye aktarabilmiş. İyi bir görsellik ve ortalama bir filmin yanında iyi bir Transformers filmi görmek istiyorsanız Bumblebee size ilaç gibi gelecek. Uzun zamandır beklediğiniz Transformers filmiyle karşı karşıya olabilirsiniz.