28.06.2022

Cadı Üçlemesi 15+: Yaşama Tutunmak İçin…

Yazarın Film Puanı: 10/8

Her üç kadından biri 15 yaşından itibaren fiziksel ve/veya cinsel şiddete uğruyor.

Ceylan Özgün Özçelik’in kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete dair farklı biçimlerde, zamansız ve mekânsız şifa hikâyeleri anlatan üçlemesinin ikinci filmi olan Cadı Üçlemesi 15+, AB Temel Haklar Ajansı’nın 2014 tarihli araştırmasının sonuçlarından bir cümleyle başlıyor. Kaygı isimli ilk uzun metrajıyla dikkatleri üzerine çeken ve sinemamızın son yıllarında tarzıyla kendine özgü bir yer edinen Özçelik’in yeni filmi, 41. İstanbul Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından MUBI Türkiye’de seyircisiyle buluşurken böylelikle Cadı Üçlemesi’nin ikinci halkası da tamamlanmış oldu.

Türkiye gerçekliğinden kendisini var eden bir üçleme

Yönetmenin ortak teması kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet olan ve farklı formlarda farklı öyküler anlatan; bir kısa kurmaca, bir belgesel ve bir uzun kurmaca filmden oluşan Cadı Üçlemesi projesinin bu anlamda son dönem sinemamızdaki konumu; mevcut siyasi, toplumsal ve sosyolojik Türkiye gerçekliğinin de bir sonucu olma niteliği taşıyor. Genç bir kızın yaşadığı karabasanı konu alan 13+ ile üçlemede ilk adımını atan Özçelik’in üçlemeden bağımsız çektiği deneysel kısa belgeseli Ankebût da 15+’nın adeta fragmanı niteliği taşıyordu. Üçlemenin ikinci filmi olan 15+ ise kendilerine şiddet uygulayan kocalarını öldürmüş Aylin Işık ve Havva Zor’un öyküsünü anlatıyor. Cezaevinden gönderdikleri mektupları ile yaşadıkları süreci, duyguları ve hayallerini anlatan iki kadının mektuplarına döktükleri ses ise Hare Sürel ve Gülçin Kültür Şahin oluyor.

Susmadığı için mahkum edilen bir kadın: Aylin Işık

Aylin Işık ve Havva Zor… Türkiye’de kadın olarak yaşamak ve var olma mücadelesi içinde sistematik erkek şiddetine maruz kalmış iki isim. Yaşamları ve hayalleri farklı olsa da karşı karşıya kaldıkları ataerkil şiddet karşısında haksız yargılanarak ceza alan Aylin ve Havva’nın hikayesi, ağır aksak ilerleyen adalet sisteminin utanç verici ortak sonuçlarından yalnızca iki tanesi. İstanbul Gaziosmanpaşa’da 17 Aralık 2017 tarihinde Aylin Işık ve Cihangir Işık arasında tartışma yaşanmış, tartışma sonrasında uyur halde olan eşine pompalı tüfekle ateş ederek öldüren Aylin Işık, olayın ardından utanç bir kararla 15 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Mektubunda yazdığı “Ayıp diye sustuğumuz için kaybediyoruz biz” ve “Kimse bana destek olmadı. Sustum, her gün ölümle burun burunaydım. Yeter artık, ben susmaktan bıktım” cümleleri esasında birçok şeyi özetliyordu.[i] Her geçen gün daha da karanlık bir hale bürünen mevcut rejimin elindeki en önemli fakat kontrolsüzce kullandığı koz olan adalet sisteminin verdiği yanlış kararlar suçluyu suçsuz, suçsuzu ise suçlu konuma düşürüyordu. Hayatta kalmasına karşın çıkan karar sonucu haksız ceza alan mağdurlardan biri de Aylin Işık’tı.

Kendisi değil insanlığı öldürülen bir kadın: Havva Zor

Hatay’da 20 Ocak 2019 tarihinde çocuklarına sistematik işkence uyguladığı, kızına da cinsel istismarda bulunduğu iddiası ile kocası Mikail Zor’u bıçakla öldürerek cesedini dört parçaya ayırıp gömen Havva Zor da mahkeme tarafından 15 yıl hapse mahkum edilmişti. “Kızımı öldürebilir diye bir insanı öldürdüm. Çok üzgünüm. Benim insanlığımı öldürdü. Cezaevinde yaşadıklarıma bakıyorum. Bu ben değilim, benim burada ne işim var diyorum” ifadelerini kullanan Havva, ana akımın kullandığı eril dile karşı söylediği “Bir programda, ‘bu vahşete idam istiyoruz’ diye haber yaptılar. Ben ölseydim ‘namus temizlendi’ olacaktı. Namusuma göz dikeni ben öldürdüm ‘vahşet’ dediler” ifadesi de dava sürecinin akıllara kazanan anlarından olmuştu.[ii]

Adı var kendisi yok: Adalet

Adalet sisteminin aldığı skandal kararların ardı arkasının kesilmediği ülkemizde sıkça dile getirilen ve tartışması yapılan “Kadın cinayetleri politiktir” ifadesi, başlı başına içi günden güne çürüyen hasta bir sistemin özetini ortaya koyuyor. Polisinden adli tabibine, savcısından hakimine kadar yargı sisteminde yer alan tüm aktörlerin damarlarına zerk etmiş ataerkil, ahlakçı ve cinsiyetçi anlayış, yargı sisteminin karnesini koskoca 0’larla dolduruyor. Bu sisteme karşı Aylin ve Havva’nın cezaevinden yazdığı mektuplarındaki her satır, cümle ve sözcükle isyanını ekrana taşıyan Ceylan Özgün Özçelik, kamerasıyla tüm kadınların sesini duyuruyor.

Sorular altında ezilmek

Hayalleri, umutları ve en önemlisi yaşama sevinçleri olan iki kadının evlerini, sevgiyi, öfkeyi, çocukluklarını, çocuklarını, düşlerini ve kâbuslarını gerçek ile rüya arasında gidip gelen özel bir anlatım tekniğiyle ele alan belgesel, görme ve işitme duyularına özenle yaklaşıyor. Her iki kadını temsil eden temel dayanak noktalarının seyircinin zihninde yarattığı imgeler dünyası ise filmin çıtasını üst noktaya taşıyor. Aylin ve Havva’nın mektuplara döktükleri duyguları aktarırken gerilimden deneysele türler arasında dolaşan belgeselin inşa ettiği görsel dil, işitsel dille güçlendirilerek altından kalkılması mümkün olmayan sorular zincirini zihinlerde dolaştırıyor. Film bittiğinde ise soruların yarattığı baskının izi, uzun saatler sersemletici etkisini göstermeye devam ediyor.

Öz savunma bir suç değil haktır!

Şiddetin zaman ve mekân tanımayan döngüsünde iki kadının “suçlu” bulunmasını sorgulayan Özçelik, mevcut sistemin içindeki biriktirdiği irini adeta akıtıyor. “Öz savunma”nın bir haktan ziyade suç unsuru olarak bilinçli olarak yanlış değerlendirilmesi, belgeselin ısrarla üstüne gittiği noktalar arasında yer alıyor. Aylin ve Havva’yı her ne kadar göremesek dahi belgeselin etkileyici anlatımına seviye atlatan Hare Sürel ve Gülçin Kültür Şahin, hem her iki kadının hem de milyonlarca kadının sesi oluyor. Burada Hare Sürel’e ayrı bir parantez açmayı kendime bir vazife olarak görmek isterim. Mektupta yazan her bir sözcüğü bu denli özümseyen ve görünmese dahi sesiyle birçok duyguyu kusursuz biçimde yansıtan Sürel’in performansı çok özel bir alkışı hak ediyor. 71 dakikalık kısa sayılabilecek süresini dolu dolu bir anlatımla aktaran Cadı Üçlemesi 15+, pek çok yönden ayrışmış bir ülkenin en önemli sorunlarının başında gelen kadına yönelik şiddet ve tacize, güçlü duruşuyla karşı gelen bir belgesel. Ceylan Özgün Özçelik’in sorunlardan kaçan değil üstüne giden cesur yaklaşımının tüm yönetmenlerimizde vücut bulması temennisiyle.

Hakkını her koşulda arayan ve var olma mücadelesinde “Ben de buradayım!” diyen tüm kadınların sayısının arttığı bir Türkiye için…

[i] https://bianet.org/bianet/kadin/196209-ayip-diye-sustugumuz-icin-kaybediyoruz
[ii] https://gazetekarinca.com/havva-zor-ben-olseydim-namus-temizlendi-olacakti-o-oldu-vahset-dediler/