30.05.2017

Cannes’a “Belirli Bir Bakış”

Uluslararası Cannes Film Festivali’nde 1978’den beri ana yarışmaya paralel olarak ilerleyen resmi bölümlerinden biri olan “Un Certain Regard (Belirli Bir Bakış)”, bu yıl yine heyecanlandıran bir listeyle karşımızda. Yeni başlayan festivalde, biz ve pek çok sinefilin ana yarışmadan ziyade bu yan yarışmayı beklediğini belirtelim ve ufak dokunuşlarla bu bölümde bizi nelerin beklediğine bir bakalım.

AN (Naomi Kawase)

Bölümün açılış filmi, geçen sene Altın Palmiye için yarışan “Futatsume No Mado (Dingin Sular – 2014)” nun yönetmeni Naomi Kawase imzalı “An”. Altın Palmiye’nin hemen ardından Cannes başta olmak üzere yıl içindeki festivallerden bir seçkiyi sunan 13. Filmekimi programında izleme şansı yakaladığımız Dingin Sular, filmografisinde yoğunluğu belgesel olan Kawase’in ara ara denediği kurmaca dalındaki başarısını ucundan kıyısından yakalayıp takdir ettiğimiz; görüntü yönetimi konusunda oldukça göz dolduran bir yapımdı. Yönetmenin görüntü yönetimi konusunda ara ara çalıştığı isimlerden biri olan Yutaka Yamazaki ve Kawase’in hikâyelerine pudra şekeri misali serpiştirdiği varoluşçu felsefe edimi Belirli Bir Bakış’ta dikkatleri Kawase üzerine ve pek tabi An üzerine yöneltmemizi bir zorunluluk haline getiriyor.

MASAAN (Neeraj Ghaywan)

Bölümün ilk sürpriz yumurta filmi Hint yönetmen Neeraj Ghaywan’ın filmi oluyor listede. Daha önce bir kısa filme imza atan yönetmen, Shor (2011) adını verdiği bu kısada aksiyon ve gerilim üzerinden kurduğu anlatımı, ufak tesadüfler üzerinden inşa etmekteydi. Ancak uzun metrajlı bir filmde anlatımı ve dili nasıl kırar büker orası biraz muamma. Bu sebeptendir ki ilk uzun metrajlı filmi bu bağlamda yorumlamak ve bir yer beyanında bulunmak oldukça zor.

HRÚTAR (RAMS – Grímur Hákonarson)

Grímur Hákonarson deyince akla ilk gelen evrene baktığı pencereler olurdu herhalde. Filmlerinde stabil durağan zaman içindeki bireyi kefenin ortasına yerleştiren ve kefenin diğer tarafını boş bırakıp izleyiciye teslim eden yönetmenin bu listeye girmesi aslına bakarsanız gecikmişti bile. Yönetmenin özelikle ses getirdiği “Bræðrabylta (Wrestling – 2007)” filmiyle, heteroseksül yoğunluktaki genel nüfusu eğlendiren ama bu eğlencenin ötesinde aşklarını sadece kapalı duvarlar arkasında yaşamak zorunda kalan iki homeseksüel bireyin kısa bir anına konuk olmuştuk. Daha çok sevdiğimiz Locarno ve Milan gibi b sınıfı festivallerin listelerine konuk olan yönetmenin filmografisinde Cannes listesindeki ilk filmi, hayatın belli anlarını farklı bir üslupla sunan Hákonarson’u izlemek için iyi bir köprü niteliğinde.

KISHIBE NO TABI (JOURNEY TO THE SHORE – Kiyoshi Kurosawa)

Japon sineması dediğimizde bu sinemanın modern anlatıcılarından biri olarak aklımıza gelen Kiyoshi Kurosawa, akıllarda kalan filmi “Tokyo Sonata (Tokyo Sonatı – 2008)” ile geride bıraktığı anlatısını en son izlediğimiz “Sebunsu Kôdo (Seventh Code – 2013)” ile sürdürür. Ama ne yalan söyleyelim Tokyo Sonatı’nın oturduğu yerden Seventh Code oldukça uzak bir filmdi. Bu uzaklık gerek anlatı yapısı gerekse dil bakımından yönetmenin önceki filmlerinde edindiği minimal çizgiden saparak farklı arayışlar içine girmesinden ötürüydü. Ve bu durum son filmin her karesinden okunacak ölçekteydi. Ancak yönetmenin başkent ile başkent olmayan yer kavramı arasındaki gel gitleri ve bireyin eylemlerinin altında yatan esas gerçekliği savunduğu anlatı çizgisi onu bu yıl Belirli Bir Bakış bölümünde usul usul takip etmeyi zorunlu hale getiriyor.

JE SUIS UN SOLDAT (I AM SOLDIER – Laurent Larivière)

Bölümün ikinci sürpriz yumurta filmi Fransız yönetmen Laurent Larivière’den geliyor. İlk uzun metrajlı filmine imza atan yönetmenin ilk kısalarından başlayarak esas aldığı “acaba ne yapsam?” denklemi acaba bu ilk uzun filmde ne şekilde izleyiciyi karşılayacak doğrusu merak konusu. “J’ai Pris la Foudre (2006)” adlı filmde yönetmenin kardeşine adadığı hikayede obsesif bozukluğu olan ve eylemlerini ışığa sunan bir bireyin hikayesini izlerken; “Tous Les Adultes Ne Sont Pas Méchants (2014)”da ise üst diyalogda bir erkek ve kadının sesi üzerinden ortak bir felsefe dokunuşuna tanık oluyoruz. Lakin beş kısa filmin içinde ilklerden sonuncuya kadar epey yol kat eden yönetmenin anlatı ve dil konusundaki arayışıysa hiç bitmeyecek gibi.

1234