30.05.2017

ELEŞTİRİ: Chappie

Güney Afrika doğumlu yönetmen Neill Blomkamp, ilk uzun metraj filmi olan “District 9” ile girdi hayatımıza. Klişeleri tersyüz eden bu bilim-kurgu filmi bizleri yönetmenin sıradaki projeleri için fazlasıyla heyecanlandırmıştı. Dört yıl aradan sonra Elysium’u çeken Blomkamp kendisinden beklenmedik derecede vasat bir işe imza atarak beklentilerimizi boşa çıkarmıştı. Bu yıl da Chappie ile karşımıza çıktı ve bu projesi de maalesef District 9’ın orijinalliğinden bir hayli yoksun. Aslında filmin oldukça renkli bir oyuncu kadrosu ve iyi bir çıkış noktası var. Fakat film, ne bu oyuncu kadrosunu verimli bir şekilde kullanabiliyor ne de fikrini adım adım geliştirebiliyor.

Hugh Jackman, Slumdog Millionaire’den tanıdığımız Dev Patel, Afrikalı müzik grubu Die Antwoord’un üyeleri Ninja ve Yo-Landi Visser ve Sigourney Weaver’ı oyuncu kadrosunda gördüğümüz Chappie, yönetmenin ilk iki filmi gibi distopik bir öykü anlatıyor. Film çok yakın bir gelecekte Güney Afrika’da geçiyor. Suç oranının iyice arttığını ve hükumetin sokak çeteleriyle baş etmek için Tetravaal adlı bir şirkete robot ürettirdiğini görüyoruz. Olaylar da Deon Wilson adlı bir robot mühendisinin, diğerlerinden farklı olarak kendine ait duygu ve düşüncelere sahip olan bir robot geliştirmesiyle başlıyor. Sonradan Chappie adını alacak olan bu robot, kendilerini gangster diye tanımlayan Ninja ve Yolandi’nin çetesi tarafından çalınıyor. Filmin geri kalanı Chappie’nin insanların dünyasına adapte olmak ve doğru tercihi yapmak ile ilgili mücadelesine odaklanıyor.

Yukarıda bahsettiğim gibi kendisine ait duygu ve düşüncelere, yani kendi kontrol edebildiği bir belleğe sahip olan Chappie, yanlarında kaldığı çete üyelerinin arasında hayatı öğrenmeye çalışıyor. Tıpkı öğrenme çağındaki küçük bir çocuk gibi iyi ve kötünün ayrımını görüyor ve bu doğrultuda tercihler yapmak zorunda kalıyor. Kendisini şahsi menfaatleri için kullanmaya çalışan çete lideri Ninja ve anne diye hitap ettiği Yolandi’ye bağlanmış hissediyor ve böylece olaylar iyice girift bir hal alıyor.

Bir robotun duygusal yanını kuvvetlendirme fikri sinemada daha önce işlenmiş ve orijinal yapımlarda vücut bulmuştu. Chappie, her ne kadar bu fikre ağırlık verse de altını dolduracak bir bilim – kurgusal derinliğe sahip değil. Kendine has olmaya çalışırken içine dağınık bir şekilde serpiştirilen parçaları toparlamakta güçlük çeken film, bütün bu kararsızlığı tüm bünyesine yansıtıyor. Kalıcı bir bilim – kurgunun kendine has bir tarzı olması gerektiği gerçeğini kabul etmiş sinema seyircisine sunulan Chappie, District 9’ın ve Elysium’un dünyalarından yararlanıyor yararlanmasına fakat kendi dünyasını bir türlü kuramıyor. RoboCop, Wall-e gibi filmlere referanslar barındırdığını düşündüren film, bu başyapıtların düzenli kompozisyonlarını pek örnek alamıyor. Örneğin Escape from New York’un (suç oranının iyice artması bakımından benzeşiyorlar) sokak atmosferinin estetiğinden ya da RoboCop’daki kapitalizm ve medya eleştirisinden yoksun kalıyor. Örneğin District 9’da sömürgeleştirme politikası uygulayan hükümeti eleştirirken uzaylıları metafor olarak kullanmayı bilen Blomkemp, Chappie’nin içine somut politik önermeler yerleştiremiyor. Detaylı zaman ayırması gereken konuları sadece öyküyü bağlamak için kullanıyor. Bu arada Chappie, mizah unsurunu yönetmenin önceki filmlerine göre daha fazla kullanıyor ama bu yanı da öykünün karmaşası içinde tutunamıyor.

Biçim olarak kendi dünyasını kurmakta zorlanan film, oyuncuların renkli yapılarından da fazla yararlanamıyor. Die Antwoord grubunu bilenler yaptıkları müziğin kendine has oluşunu ve kliplerinin orijinal havasını da iyi bilirler. Elinde böyle ilginç bir grup varken yönetmen Neill Blomkamp keşke Die Antwoord’un kliplerindeki atmosferden de yararlansaymış demek geliyor içimizden.(Sanırım yapımcılar grubun sadece hayran kitlesinden yararlanmayı seçmişler) Çünkü Ninja ve Yolandi ne kadar kamera karşısında rahat olsalar ve tarzlarını yansıtmaya çalışsalar da karikatürize olmaktan ödeye gidemiyorlar. Filmin toplumsal ve politik yanıyla(böyle bir yanı varsa tabi) bir türlü örtüşemiyorlar. Sanki ortada iki ayrı film varmış da kurguda birleştirilmiş gibi bir izlenime kapılıyoruz.

Her şeye rağmen farklı denebilecek bir finali olması, ilginç çıkış noktası, Die Antwoord üyelerinin sempatik tavırları, robot tasarımları ve bazı hareketli sahneler filmi bir nebze izlenebilir kılıyor. Lakin sinema salonunu terk ettikten sonra aklınızda pek de elle tutulur bir şey kalmıyor.