20.04.2017

Çizgi Ötesi: Moana

Okyanus Moana’yı Çağırıyor

Disney’in yıl sonu şahanesi Moana, adını başrolüne yerleştirdiği kabilesinin yeni şefi olmaya aday Moana adlı bir kız çocuğundan alıyor. Öyle bir kız çocuğu ki ailesi -özellikle babası- tarafından denizden uzak tutulması gerektikçe denize, okyanusa daha da yaklaşıyor. İnatçı biraz, çokça da meraklı…

Filmi izlemeye başladığınız anda zaten Moana‘nın babasının sözünü dinlemeyeceğini, okyanusa açılacağını biliyorsunuz. Zaten filmin açılış sekansında da anlatılan hikâyeye Moana‘nın ilgisi, diğer çocuklardan farklı biri olduğunu gösteriyor ve yaşı geldiğinde “Ver elini okyanus” dercesine denize açılırken izliyoruz onu. Kabaca filmin hikâyesi bu ancak öykünün detaylarında saklı olan nüveler, Moana‘yı bu yılın en güzel animasyonlarından biri haline getiriyor. Belki de en güzeli…

Yeni nesil gezgin

Moana, (seslendiren Auli’i Cravalho) büyük annesinin anlattığı hikâyelerle büyüyen bir kız çocuğu. Yaşadığı adanın dışına çıkmamış, zaten çıkması da yasaklanmış biri. Ancak kabilesi ile ilgili gerçekleri öğrendiği zaman onu tutabilecek güçler de yavaş yavaş sahneden siliniyor. Bir de yaşadıkları adanın üzerine çöken ve gittikçe de adayı yaşanmaz kılan gerçekler Moana‘nın adımını dışarıya atması için başlıca sebepler oluyor.

Kökleri gezgin, araştırmacı ve keşfi seven bir ırka dayanan Moana, sorumluluk alma yaşı geldiği zaman, eski günlere dönmek ve adasının üzerine çöken kara bulutları dağıtmak amacıyla efsanevi Maui’yi (seslendiren Dwayne Johnson) bulmak ve adasının üzerine çöken laneti kaldırmayı aklına koymuştur. Maui, tanrıça Te Whiti’nin kalbini çalmış ve tanrıçayı kızdırmıştır dolayısıyla yapılması gereken “yeşil kalbi” tanrıçaya iade etmektir. Tam da burda filmin esas yönü şekillenmeye başlar.

Doğaya karşı değil, doğanın içinde

Tanrıça Te Whiti ile karşılaştığımız zaman tıpkı Moana gibi biz de hikâyenin özünü kavramış oluyoruz. Aslında kötülük diye bildiğimiz şeylerin çıkış noktasındaki hatayı belki de biz yapmışızdır. Belki de insanoğlu o her zamanki kendini bilmezliği ile doğanın bir parçası olduğunu unutmuş, doğaya saygısızlık etmiştir.

Moana, bize insanın bitmek tükenmek bilmeyen doğa ile mücadelesinin anlamsızlığını göstermesi ve uyumu vurgulaması açısından son yılların en çevreci filmi. Özellikle dikte etmeyen ancak sebep-sonuç ilişkisini tam yerinde ve güzel özetleyen hikâyesiyle hiç de sıkmadan ders verebilen bir animasyon. İnsanın doğanın bir parçası olduğunu, doğadan üstün olmadığını bir kez daha hatırlatması açısından da çok değerli. Bunun yanında “kötü” ve “vahşi” olarak adlandırdığımız çoğu şeyin muğlaklığını imlemesi açısından da düşünmeye sevk ediyor izleyiciyi.

Moana‘nın hikâyesinin güzelliği yanında başka güzellikleri de var elbet. Aklınıza, kalbinize kazınacak müzikleri ve yarattığı atmosferin şahaneliği mesela. Mavi ile yeşilin mükemmel uyumu, insan ile doğanın birlikteliği, dünya denilen bu gezegeni tamamlayan tüm unsurların iç içeliği Moana’yı izlemeniz için başlıca sebepler…