29.05.2016

VİZYON DIŞI: Cold Fish

coldfish

Ali ÇALIŞKAN

80’lerden beri filmler üreten Japon yönetmen Shion Sono’nun, farklı yaşamların tuhaf biçimde kesiştiği, şiddet ve cinsellik yüklü hikayeleri anlattığı “Nefret Üçlemesi”nin ikinci filmi “Cold Fish”, üçlemenin de en iyi filmi aynı zamanda. Yine bir grup insanın garip tesadüflerle içinden çıkması zor olan olaylara bulaşmasını anlatıyor yönetmen. Hikayeyi basitçe özetlemek gerekirse; kendi halinde bir ailenin kızı bir markette hırsızlık yaparken yakalanıyor. İşin polislik bir duruma varacağı bir anda, aileyi bundan canlı balık dükkanı sahibi yaşlı bir adam kurtarıyor. Tüm hikayeyi aslında bu ilginç rastlantı başlatıyor.

Daha sonra yaşlı adamın maskesinin diğer yüzüyle karşılaşıyoruz. Karısıyla birlikte bir takım insanların yüklü miktardaki paralarını ele geçirip öldürüyor, sonra da cesetleri tamamıyla yok ediyorlar. Bir nevi ‘yamyamlık’tan bahsediyoruz yani. Hikayenin ilerlediği noktada aile üyeleri de bir şekilde onların yaşamlarına bulaşıyor, özellikle baba karakteri için işler sarpa sarıyor… Yönetmen filmin başında koca harflere öykünün ‘yaşanmış’ olduğunu belirtiyor. Gerçekten de Japonya’da vuku bulmuş bu tarz bir olaydan esinlenilmiş.

Film, bu çiftin işlediği cinayetleri olağan çıplaklığıyla gösteriyor, zorlayıcı sahnelere ‘perde’ çekmeden… Hikaye boyunca insanoğlunun nasıl ‘canavarlaşabileceğine’ şahit oluyoruz; şiddet, kan ve aldatmaca, irite olacağımız sahneler getiriyor önümüze. Ama her şeye karşın, her gün televizyonda rastladığımız vahşet haberlerinin, medyada pompalanan ‘şiddet’in yanında bu anlatılan öykü hiçbir şey kalıyor. Yönetmenin filmde vurgulamak istediğinin tam da bu olduğunu düşünüyor insan. Başkarakterin tanık olduğu vahşet, ‘dışarıda’ yaşanılanların yansıması aslında.

Coldfish1

Yavaş yavaş tempo arttıkça ‘aile’nin içindeki çatırdamalara, garip ilişkilere ve görünenin altındakine yaklaştırıyor Sono bizi. Eş ve çocuk karakterlerinin hayatlarındaki mutsuzluğa, babanın pasifliğine ve de… Filmde ön plana alınan durumlardan biri, babanın bu uysallığı zaten. Finale doğru onun bu kimliği dönüşüme uğruyor ve yönetmen ekranı kan gölüne çevirirken, karakter de, ‘balık dükkanında’ gördüklerinden değil, yaşantısındaki kırılma noktaları sebebiyle ani bir öfke patlamasına tutuluyor. “Nefret Üçlemesi”nin bu durağı da anlatmak istediğine, amacına ulaşmış oluyor böylece.

Özellikle son on dakika, sinemada her daim karşılaşamayacağımız derecede sert anlar içerse de finalde hayattaki ‘acı’nın aslına yapılan vurgu, iki buçuk saat boyunca gördüğümüz şiddet kesitlerini anlamlı bir yere taşımış. Filmde kullanılan şiddetin gerçekçi tonu ise, yönetmenin kamerasını kilit anlarda kimi Hollywood suç filmlerinin aksine başka bir yöne çevirmeyi tercih etmemesiyle açıklanabilir. ‘Arıza’ olmayı kafasına koymuş bir Japon filminin içindeyiz nitekim ve rahatsız edeni ‘gösterme’ doğallıkla can buluyor.

Belirtelim; cesetlerin yok edildiği sahnelerin sahiciliği, aşırı hassas bünyeleri huzursuz edebilir. Gerçi bu film öyle kolay kolay önerilecek bir iş de değil. Ama gizli kapıların ardındakini, insanın canavarlaşma konusunda ulaşabileceği  uç noktayı merak eden seyirciler bir taraftan gerilerek, bir taraftan da meraklı bir bakış açısıyla izleyecek. 146 dakikalık sürenin, yönetmenin akıcı anlatımı ve olay örgüsü oluşturma başarısı sayesinde bir çırpıda geçtiğini söylemek gerek ayrıca.

Sonuç olarak Cold Fish, 2000’lerin en sert üçlemesinin yazının başında da dediğim gibi zirvesi. Son bölüm Guilty of Romance’da polisiye örgüye daha fazla ağırlık verilirken, bu bölümde daha çok kapana kısılmış bir karakterin peşinden sürüklenen, aşırılıklarla dolu bir drama yaratılmış. Başroldeki Mitsuru Fukikoshi’nin bu sınırları zorlayan filmdeki performansı ise son derece etkileyici ve çarpıcı.