28.05.2017

Corn Island: Doğanın Döngüsü Üzerine Trajik Bir Masal

Gürcü yönetmen George Ovashvili’nin yönettiği Corn Island, başrolünde İlyas Salman’ın yer alması sebebiyle uzun süredir merakla bekleniyordu. Filmin aynı zamanda Gürcistan’ın Oscar adayı olması ve 49. Karlovy Vary Film Festivali’nden “En İyi Film” ödülüyle dönmesi beklentiyi iyice arttırmıştı. Filmekimi kapsamında izleme şansı bulduğumuz Corn Island, sık sık karşımıza çıkan insan – doğa karşıtlığı temasını en ilgi çekici şekilde işleyen yapımlardan biri olmayı başarıyor.

İlk yarım saati boyunca hiç diyalog barındırmayan yapım, geri kalan süre zarfında da diyalogları minimum düzeye indiriyor ve her saniye doğayla iç içe olan enfes atmosferinden güç alarak bir nevi resim – sinema ilişkisi kuruyor. Genelde çoğu yönetmenin ve özellikle akademisyenlerin söylediği bir cümle vardır. “Sinemayı sessiz çekeceksiniz. Bir filmden diyalogları çıkardığınızda görüntüler filmi anlatmaya yetiyorsa o film iyi filmdir.” Bu görüş bana göre artık geçerliliğini yitiren, biraz “eski kafa” bir düşünce tarzı olsa da yakın tarihli Samsara (2011) ve Moebius (2013) gibi tamamen diyalogsuz filmlerin bu görüşe dayanarak başardıkları da ortada. Corn Island, gücünü tablo gibi görüntülerine ve büyük oranda diyalogsuz yapısına yaslayarak saf, dingin ve masal tadında bir hikaye anlatısı kuruyor. Bu da görüntülerin gücünü arttırdığı gibi İlyas Salman başta olmak üzere adeta “konuşmadan konuşan” oyunculukları öne çıkarıyor.

Açılışında “Mısır Adası”na dair açıklama yazılarıyla başlayan film, bir tarım sezonunu tüm ayrıntılarıyla, ağır ağır ve incelikli bir şekilde gözler önüne seriyor. Gel-gitlerle oluşan bomboş bir adacık üzerinde karakterin sıfırdan inşa ettiği kulübe ve tarla filmin geçtiği “tek mekan”ı oluşturuyor. Gölün, sislerin, ormanın resmedilişi belli bir tekinsizliği ve gerilimi beraberinde getirirken hikaye de İlyas Salman’ın gökten gelen müdahalelerle olan mücadelesi ve Mariam Buturishvili’nin yarattığı cinsel gerilim arasında ilerleyerek mitolojik referanslara kapı açan bir boyut kazanıyor. Böylelikle filmin başındaki açıklama yazıları “mitolojik boyut” açısından bir anlam kazanırken hikaye içerisinde hiçbir karakterin adının geçmemesi ve zaman diliminin belirtilmemesi gibi unsurlar da farklı okumalar yapabilmemize olanak sağlıyor. Doğa odaklı atmosferiyle ve yaşlı adam – küçük kız karakterleriyle yer yer Kim Ki-Duk’un Hwal (2005)’ini akıllara getiriyor.

Filmin insan – doğa ilişkisi haricindeki bir diğer konusu ise Abhazya – Gürcistan sorunu olarak öne çıkıyor. Ana karakterin kendine yer yaptığı adacığın Gürcistan ile Abhazya arasındaki sınırın bir parçası olması, karakterleri ister istemez kıyıdan geçen askerlerle karşı karşıya getiriyor. Bunun yarattığı gerilime yaralı bir askerin ortaya çıkması, görünürdeki dede – torun ilişkisinde mahremiyetin bozulması ve adadaki tek kızın askerlerin sözlü tacizlerine maruz kalması gibi farklı gerilimler de eklenince filmin ritmi kademeli olarak artmaya başlıyor. Askerler arasındaki kısa rolüyle Tamer Levent’in de filme dahil oluşu ayrıca sevindiriyor.

Corn Island, insan – doğa ilişkisi üzerine eğilen Balık (2014) ve Still the Water (2014)’a kıyasla koyu kahverengi ve toprak tonlarındaki renk paletiyle sinematografik olarak daha ilgi çekici olmayı başaran bir film. Filmekimi kapsamında gösterilen diğer filmler doluluk oranıyla adeta taşarken, Corn Island gösteriminde salonun yarısının boş olması ise konusu itibariyle izleyicinin ilgisini çekemediğini ya da henüz keşfedilemediğini gösteriyor. Filmin yurt dışında alacağı ödül sayısının artacağını ve buna bağlı olarak filmin izleyici nezdinde bu sorunu çözeceğini düşünüyorum.