04.04.2022

Cüneyt Çakırlar ile İstanbul Film Festivali “Mayınlı Bölge: Folk Horror” Sohbeti

“Folk Horror Alt Türünün, Sinemanın Birçok Alanına Sirayet Eden Bir Yanı Var”

8-19 Nisan 2022 tarihleri arasında sinemaseverleri 41. kez buluşturmaya hazırlanan İstanbul Film Festivali’ne sayılı günler kaldı. Bir süre önce programı açıklanan festivalde yer alan 14 farklı bölümden bu yılın en dikkat çekenlerinden biri de Mayınlı Bölge. Festivalin tarzı, yaklaşımı, tekniği ya da anlatımı farklı, alışılmadık, öncü, bazen zorlayıcı, sivri, bazen deneysel filmlerden oluşan Mayınlı Bölge bölümü bu yıl MUBI’nin Tema Sponsorluğu’nda sinemaseverlerle buluşacak. Sinemanın huzursuz ruhlarının dolaştığı Mayınlı Bölge bölümü, bu yıl dünyanın dört bir yanından folk horror filmlerinin yer aldığı özel bir seçkiyi konuk ediyor. Dr. Cüneyt Çakırlar’ın British Academy araştırma fonuyla desteklenen projesinin parçası olan Mayınlı Bölge: Folk Horror seçkisi güncel örneklerden sinema tarihinde yer etmiş başyapıtlara; cinler, şamanlar, kara büyü, doğaüstü fenomenlerle dolu yapımlar içeriyor. Ben de Cüneyt Çakırlar ile gerçekleştirdiğim bu röportajda fikrin nasıl ortaya çıktığını, festivalle olan iş birliğinin oluşum sürecini, korku sinemasını ve folk horror türünü konuşma fırsatı buldum.

Şimdiden tüm sinemaseverlere keyifli festivaller.

Seçkiyi konuşmadan önce ilk önce sizi tanıyalım. Kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği mezunuyum. İyi bir mühendislik öğrencisi olmama rağmen, üniversite yıllarında sinema en büyük tutkularım arasındaydı. Yıllar geçtikçe mühendislik alanının dışında ilgilendiğim alanların kalbimin büyük bir parçasını ele geçirdiği anladım. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Kültürel İncelemeler yüksek lisans programında çalışmalarımı sürdürdüm. Bunu takiben 2005 senesinde University College London’dan, toplumsal cinsiyet çalışmaları ve görsel kültür alanlarında doktora yapmak için burs aldım. Londra’da geçirdiğim on sene, beni akademisyen olarak besleyen çok kıymetli bir dönemdir. Bu süreçte Türkiye’yle bağlantım kopmadı. Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi ve Koç Üniversitesi’nde sinema ve kuir kuram üzerine dersler verdim. Bu dönemde, Serkan Delice ile, Cinsellik Muamması: Türkiye’de Queer Kültür ve Muhalefet’i (2012) derledik ve yayımladık. Son on senedir de Nottingham Trent Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktayım. Kuir sinemadan aktivist belgesellere, video sanatından performans sanatlarına uzanan geniş bir yelpazede akademik çalışmalarım oldu. Soufiane Ababri, Taner Ceylan, Istanbul Queer Art Collective, Jake & Dinos Chapman, Nilbar Güreş, ve Erinç Seymen gibi sanatçılar ile birlikte çalışma fırsatım oldu. Sevgili Elif Akçalı ve Özlem Güçlü ile, Türkiye sinemasındaki gençlik filmleri üzerine bir kitap kaleme alıyoruz. Görsel kültür bağlamında toplumsal cinsiyet ve cinsellik temsilleri, her zaman araştırma pratiğinin merkezindeydi, ancak bu çalışmaların bir başka ortak noktası var: kültürel üretimin yerel, bölgesel, ve küresel bağlamlarda nasıl tüketildiği ve anlamlandırıldığı. Sanırım bunda benim de disiplinler-arasılık ve uluslar-arasılık üzerinden işleyen göçmenlik tecrübemin etkisi olsa gerek, her ne kadar birçok göç tecrübesiyle kıyaslandığında daha imtiyazlı bir hikâyem olsa da. Bu folk horror projesinde de benzer bir coğrafi hassasiyet olduğunu söyleyebilirim.

41. İstanbul Film Festivali’nin Mayınlı Bölge bölümü bu yıl MUBI’nin Tema Sponsorluğu’nda sinemaseverlerle buluşuyor ve dünyanın dört bir yanından folk horror filmlerinin yer aldığı özel bir seçkiyi konuk ediyor. Bu özel seçkinin küratörlüğünde ise sizin imzanız bulunuyor. Festivalle olan iş birliği süreci nasıl gelişti?

Ulusal ve ulus-aşırı popüler sinemalarda (Hollywood, Bollywood, Japonya sineması ve Güneydoğu Asya sineması) paranormal korku filmlerinin görünürlüğü artmasına rağmen ana akım tür filmi yapımcıları folk horror olarak sınıflandırılan filmlere uzun süre ilgi duymadılar. Ama şu an hem ana akım sinemada hem de “art-house” sinemada yeniden canlanan bir folk korku trendi var. Folklorun sinemadaki temsilleri deyince, akla genellikle Britanya sinemasının The Wicker Man (1973) ve The Blood on Satan’s Claw (1971) gibi ünlü folk korku örnekleri ve Amerika Birleşik Devletleri’nin paranormal sinema geleneği geliyor. Oysa, dünya sinemasında da folklorik unsurları ekrana taşıyan çeşitli korku sineması gelenekleri var. Aklıma ilk gelen örnekler, Malezya, Endonezya, Hong Kong, Japonya ve Kore sinemaları. 2000’ler sonrasında Türkiye sinemasında da ortaya çıkan cin filmleri furyasını bu örneklere ekleyebilirim. 2000’ler sonrasındaki dünyaca yaygın bu furyanın da yöresel ve küresel dinamikleri var. B-film ya da kült kategorisinde sayabileceğimiz filmler kadar, Hollywood’da üretilen Insidious, The Conjuring ve Annabelle filmleri ve daha düşük bütçeli, festival gezen butik işler de yer alıyor bu furyanın içinde. Bu yeni korku trendinin yerel ve küresel dinamiklerini, dominant Anglo-Amerikan odağını merkeze almadan tartışmayı amaçlayan ve yaklaşık 15 kişilik bir akademisyen grubun desteklediği bu proje için fon başvurumu hazırlarken, folk horror temalı bir seçkiyi İstanbul Film Festivali izleyicisiyle buluşturmayı çok istedim ve hemen Kerem Ayan’a yazdım. Önerdiğim seçkinin ilk taslağında 20 film vardı. Kerem’le birlikte çalıştık ve ekiple seçkiyi şu anki hale getirebildik. Yakutistan’dan Güney Kore’ye, İran’dan Şili’ye, çok zengin ve heyecan verici bir seçki ortaya çıktı. Festival ekibinin desteğine minnettarım.

British Academy araştırma fonuyla desteklenen projenizin bir parçası olan “Mayınlı Bölge: Folk Horror” seçkisi, güncel örneklerden sinema tarihinde yer etmiş başyapıtlara; cinler, şamanlar, kara büyü, doğaüstü fenomenlerle dolu yapımlar içeriyor. Bu projenizin doğumu ve British Academy tarafından desteklenme sürecini merak edenler için açıklayabilir misiniz?

Sıkı bir korku izleyicisi oldum hep. Başta Hasan Karacadağ’ın Dabbe ve Alper Mestçi’nin Siccin filmleri olmak üzere, Türkiye’deki yeni korku dalgasını da yakından takip ediyordum. Birçoğumuzun korkutucu cin hikayeleriyle büyütüldüğünü düşünürsek, bu furyanın ancak 2000’ler sonrasında, “Yeni Türkiye” bağlamında, ortaya çıkmış olması ilgimi çekti. Bu filmlerde cinlerin, sınıf, aile ve akrabalık ilişkilerinin toksikliğini yansıtmak için kullanılması bir tesadüf müydü? Bu “yerel” merakımın yanı sıra, meslektaşlarımdan Prof. Rosalind Galt’ın Malezya korku sinemasındaki pontianak ve penanggalan figürlerinin temsillerini incelediği çalışması ve Prof. Chris Holmlund’un İsveç sinemasındaki trol temsilleri üzerine olan çalışmasını yakından takip etme şansım oldu. Sinemada folklor temsilleri, bize devlet politikalarının merkezileştirdiği dini ve ulusal kimlik politikalarının dışladığı, şamanizm ve paganizm gibi modern öncesi dini kültürel miraslara dair bir şeyler söylüyor. Dolayısıyla, ilk yarısında Türkiye sinemasındaki cinleri diğer Batı-dışı folklor temsilleri ile karşılaştırmalı olarak ele alacağım, ikinci yarısında da başka ulusal ve ulus-aşırı bağlamlarda “folk horror” çalışan uzmanları bir araya getireceğim iki senelik bir proje hayal ettim. Tür sinemasının sosyokültürel ve siyasi boyutlarına dair geliştirdiğim bu çok-ölçekli ve uluslararası kuramsal çerçeve, British Academy’yi ikna etmiş olmalı. Bir araya getirmeyi başardığım akademisyenlerin, Altyazı’nın, ve İKSV’nin bu başarıdaki katkılarını unutmam mümkün değil tabii ki. Tüm katılımcıların listesine proje sayfasından ulaşabilirsiniz: https://folkhorrorproject.uk/people/

Korku sineması türü bambaşka bir dünyayken siz korku sinemasının halk hikâyelerinden ve mitlerden beslenen bir alt türü olan folk horror ile daha da derinlere dalmışsınız. Bu alt türü seçmenizin özel bir sebebi var mı?

“Folk horror” alt türünün, sinemanın birçok alanına sirayet eden bir yanı var. Bir tür kategorisi olarak, diğer türlerden ayrıştırılması oldukça güç. Britanya’nın folk korku mirası üzerine çalışmaları olan Adam Scovell, bu trendi yeniden değerlendirdiği bir söyleşisinde, folk horror’u “bir tür olarak değil de, bir mod olarak ele almamız gerektiğini” söylüyor. Kariyerimin 15 senesini adadığım kuir kuram literatürünün da benzer bir kategorik müphemlik üzerine kurulu olduğu düşünüldüğünde, folk korkuyu heyecan verici bulmam sürpriz olmasa gerek. Dramla, polisiyeyle, komediyle, erotik gerilimle, aksiyonla, ve hatta soyut resimle melezlenen folk korku anlatıları var. Bu müphemliğin yanı sıra, “folk horror” anlatılarının kültürel siyaset ve kimliğin jeopolitik boyutları üzerine bize öğretebileceği birçok şey olduğu kanısındayım.

Mayınlı Bölge: Folk Horror seçkisinde 13 uzun ve 3 kısa metrajdan oluşurken bilindik ve popüler ana akım yapımları dışında kalan, türün izleyicilerinin görmemiş olabilecekleri örnekleri de içeriyor. Film seçimlerinde dünyanın pek çok coğrafyasından örnekler yer alıyor fakat sizin bu filmleri seçmenizi sağlayan başka etmenler de olmalı. Onları paylaşabilir misiniz?

Yukarıda da belirttiğim gibi, “folk horror” tutarlı bir tür kategorisi olarak işlemiyor. Bu projeden bahsettiğim arkadaşlarımdan biri bana şöyle demişti: “Hiç sevmiyorum bu filmleri. Ne olduğu belirsiz, korkutmayan, sineması da vasat, tuhaf filmler!” Sanırım arkadaşıma “folk horror”un tutarlı bir kategori olduğunu kanıtlamak yerine, bu kategoriyi daha da tutarsızlaştıracak bir çeşitliliği hedeflemek istedim. Bu etiketle pazarlanan ancak stil olarak birbirinden oldukça farklı filmleri bir araya getirip, kelimenin tam anlamıyla uluslararası bir seçki üretmeye çalıştım.

Özellikle 1970’lerde popülarite kazanan ve günümüze dek pek çok örneği çekilen folk horror türü son yıllarda da yükselişte. Bunun en güzel örneklerinden biri de pek çok seyirciyi ikiye bölen Midsommar filmiydi. Folk horror türünün günümüzdeki mevcut durumunu nasıl görüyorsunuz? Sizce yeterince ilgi ve değer görüyor mu bu türe ait filmler?

Sinemada ve televizyonda her tür, belli bir formül üzerinden yeni trendler üretebiliyor ve bu trendler, tüketicisiyle kurduğu ilişkiyi dinamik bir yenilikler silsilesi üzerinden canlı tuttuğu sürece ayakta kalıyor ancak bu ilişkinin bir noktada belli bir doyuma ulaşması kaçınılmaz. Kuşkusuz, “folk horror” trendi de sönümlenecek bir noktada. Ancak bu yeni trendin, süreç içinde, unuttuğumuz örnekler kadar, unutulmaz örnekler de üreteceği, şüphe götürmez bir gerçek.

Mayınlı Bölge: Folk Horror türündeki her film çok değerli hiç kuşku yok ki fakat sinemaseverlerin mutlaka izlemesi gerektiğine inandığınız bir film var mı?

Kore sinemasının usta ismi Kim Ki-young’un 1977 yapımı filmi Iodo (İo Adası), bu seçkide beni en çok etkileyen filmlerden. Şili’den La casa lobo (Kurt İni) ve Hindistan’dan Tumbbad da seçkinin çarpıcı filmlerinden. Amanda Nell Eu’nun ve Riar Rizaldi’nin filmleri de kaçırılmamalı.

Son olarak İstanbul Film Festivali seyircisine söylemek istedikleriniz…

Altyazı’nın Nisan 2022 sayısında, misafir editörlüğünü üstlendiğim, içinde bu seçkideki filmler üzerine makalelerin de olduğu 15 yazıya yer verdiğimiz bir “Folk Horror” dosyası yayınlanacak. Proje katılımcılarının Altyazı için özel olarak kaleme aldığı ve Zeynep Serinkaya Winter’ın Türkçe’ye çevirdiği bu kısa makaleler, türün meraklıları için kaçırılmaz bir kaynak. Şimdiden iyi okumalar.

*** MUBI Tema Sponsorluğu’nda Mayınlı Bölge: Folk Horror bölümü filmleri 8-19 Nisan tarihlerinde yapılacak 41. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterilecek. İstanbul Film Festivali takipçileri festival boyunca, MUBI’de yer alan tüm filmleri mubi.com/istanbul adresini ziyaret ederek 30 gün boyunca ücretsiz olarak izleyebilecek.***