23.05.2016

ELEŞTİRİ: Dabbe 5: Zehr-i Cin

Türkiye’de “korku sineması” denildiğinde akla gelen ilk isim olan Hasan Karacadağ, Dabbe Bir Cin Vakası (2012), El-Cin (2013) ve Dabbe: Cin Çarpması (2013) ile bir senede üç korku filmine imza atarak “cin filmleri” alanında iyice seri üretime geçmeye başladı. Bu seri filmlerin iyi ya da kötü olduğu konuşuladursun, Karacadağ hem kendi adını, hem de “Dabbe” ismini artık markalaştırdığından gişeden hep istediğini almayı başardı. “Dabbe” filmlerinin beşinci ve şimdilik son filmi olan “Zehr-i Cin”, Karacadağ’ın artık kendi sinemasında formülleştirdiği senaryo yapısının yeni bir halkası.

Karacadağ, Dabbe: Bir Cin Vakası’nda buluntu film (found footage) formatını filmine entegre etmiş, Dabbe: Cin Çarpması’nda ise kariyerinin en korkutucu ve diğer filmlerine göre daha tutarlı bir yapıtına imza atmıştı. Zehr-i Cin’de ise Paranormal Activity kameraları yine mevcut fakat diğer iki filme oranla film içinde tuttuğu yer daha az. Buna rağmen bilindik “Dabbe filmleri” şablonunun hala aynı olmasını Karacadağ’ın yeni hiçbir şey sunmamasıyla ilişkilendirebiliriz. Büyüler, sakatat parçaları, bilim–din çatışması, simya muhabbetleri, internetin kıyamet alameti olduğu, rakamlar, şifreler, terk edilmiş köyler, köyde yaşayan tek insanın deli olması, olay tam çözüldü derken ortaya çıkan “twist”ler, gerçek bir olay olduğunu söyleyen giriş ve bitiş yazıları… Tüm bunlar her Dabbe filminde defalarca tekrarlanan olay örgüleri. Dolayısıyla kısa sürede bu kadar hızlı filmler çekmeyi başaran (ki Türkiye’de oldukça zor bir şey) Karacadağ’ın en azından tür içerisinde farklı hamleler yapmasını beklemek en doğal hakkımız.

Jenerik yazısı öncesinde gelen açılış sahnesinde aşırı derecede abartılı ses efektlerine yer veren, kamerayı sürekli sallandırıp araya onlarca parça görüntü atarak seyirciyi korkutmaya çalışan Karacadağ, bu tutumunu film boyunca sürdürüyor. Bir önceki filmi olan Dabbe: Cin Çarpması’nda bunları minimuma indirmesi filme olumlu şekilde yansımıştı, lakin bu sefer tekrar ilk Dabbe filmine doğru bir dönüş var. Oyunculuklar da Cin Çarpması’na oranla birkaç basamak aşağı düşmüş durumda. Buna rağmen filmde “Azrail uykusu” olarak geçen, esasen “astral seyahat”i andırıp Insidious’a (2010) göz kırpan yolculuğun ilgi çekici olduğu söylenebilir fakat bu sahnenin üzerine pek gidilmeden oldukça kısa sürmesi ne yazık ki etkisini azaltıyor.

Bu tür filmlerde “korku” öğesinden uzaklaşılan en temel problem ise cinlere inanmayan karakterin ya küfür ederek dalga geçmesi ya da esas kişiye sürekli “bir doktora gidelim” demesi oluyor. Bilim ve dini her seferinde çatıştırmak için kullanılan klasik bir taktik olmasına rağmen seyircinin her defasında bu tarz karakterin inanmayan tutumlarına gülerek karşılık vermesi zaman zaman kendimizi bir komedi filmindeymiş gibi hissetmemize sebebiyet verebiliyor. Zaten bu inanmayan karakterin her defasında inanmaya doğru bir dönüşüm geçirip akabinde cezasını bulması kaçınılmaz oluyor.

Hasan Karacadağ’ın daha önceki filmlerinde “Gerçek cin görüntüleri kullandık” gibi söylemlerine bu sefer de “Filmden korkmayana 10.000 dolar vereceğim” sözü eklendi. Bunların elbette reklam kokan hareketler olduğunu söyleyebiliriz fakat işe yaradığı da bir gerçek, zira sokakta yürürken “Bu filmden korkmayana para ödülü veriliyormuş” muhabbetlerine rastlamak ve daha ilk günden salonun diğer korku filmlerine kıyasla büyük bir doluluk oranına sahip olduğuna şahit olmak mümkün. Karacadağ, 2015’te vizyona gireceği söylenen bir sonraki filmi “Magi”de Amerikalı ve Türk oyuncuları bir araya getiriyor. Michael Madsen, Stephen Baldwin ve Brianne Davis gibi isimler Magi’nin kadrosunda yer alıyor. Umarız bu sefer Karacadağ, senaryonun gidişatı konusunda farklı şeyler denemeye ve ses efektlerinin dozajını biraz kısmaya karar verir!