26.09.2017

Darbareye Elly: Elly Hakkında Konuşmalıyız

Jodaeiye Nader az Simin (Bir Ayrılık) filmi ile esas tanınırlığı sağlayan Asghar Farhadi’nin ne kadar iyi bir anlatıcı olduğunu hepimiz biliyoruz. Belki bazılarımız onu bu filmle tanıdı ancak onun kanımca esas tanınması gereken işi Darbareye Elly’ydi.

İranlı orta sınıf üç evli çift, onların tanıdığı bir kadın ve karısından boşanmış bir adamın haftasonu tatili için gittikleri deniz kenarında geçen film dürüstlük, yalan ve gerçek etrafında dönen, harika yazılmış bir hikâyeyi sunuyor izleyicisine. Özellikle altını kaşıdıkça görünenin gerçekten farklılığı ve insanın neye tahammül edip edemeyeceği minvalinde dönen film, altını kalın olarak çizdiği “masumiyet” kavramının ne olup olmadığını da sorgulatıyor bize.

Farhadi filmlerinin alamet-i farikası olan dinginlik içinde en güçlü şiddeti gösterebilmek Darbareye Elly’nin de kuvvetli olduğu bir yön. Film, bu kuvveti de diyaloglarla oyuncuların jest ve mimiklerinden alıyor. Belki bazen söylenmeyenin kuvvetini bazen de söylenmesi gerekenin ağırlığını yaşatıyor insana. Her başarılı film gibi insana dokunuyor. Hem de en ince, en kırılgan yerlerine…

Amaç gizem yaratmak değil

Belirli düzeyde bir gizem barındıran Darbareye Elly, aslında bu gizemden kaynaklanan bir hikâye sunuyor gibi görünse de esas gücünü buradan almıyor. Yönetmen ve aynı zamanda senaryo yazarı Farhadi, filmin henüz başlarında ortadan kaybolan Elly’ye ne olduğunu çözmek yerine izleyiciden bu olay üzerine “kalanlar”ın aldıkları tavırlar, kullandıkları ifadeler ve ortaya çıkan her küçük “gerçek”ten sonra değişen ruh hallerine odaklanmalarını istiyor. Özellikle kadın – erkek bakış açılarını vermekte yerelden evrensele doğru yol alan film, ait olduğu toplumun nüvelerini içinde barındırırken evrenseli yakalama konusunda da oldukça başarılı.

İran’da geçen filmin seçtiği kahramanlar esasında İran’ın daha çok aydın kesimini de temsil ettiğinden belirgin oranda bir kadın-erkek eşitliği veya kadına daha özgür bir bakış yakalayabiliyor. Bu açıdan da ülke sınırlarını aşan bir ifade özgürlüğüne sahip film. Hatta bu “özgür ortam”ın karşısına yerleştirdiği farklı sınıftan ve anlayıştan bir erkek modeli ile de ele aldığı sınıfın değer yargılarıyla daha alt sınıfların bakış açılarının paralel olmadığının da altını çiziyor. Hatta bir karakterine söylettiği “O senin alışkın olduğun tavırlara sahip bir erkek değil” ifadeleriyle netleştirilen sınıfsal ayrım kendini iyiden iyiye hissettiriyor. Ancak yine de anlattığı orta üst sınıfın duyarlığı ve bakış açısı ne kadar “özgürlük” ifade ediyor? Bu sorunun yanıtı ortadan kaybolan Elly hakkında ortaya çıkan küçük detaylarla şekillenen hikâyeye göre de yeniden oluşturuluyor.

Namus, ölümün bile üzerinde

Ortadan kaybolan bir genç kadın, bu kadının sonradan ortaya çıkan nişanlısı ve genç kadının aslında nişanlı olduğunu bilmeyen çiftler… Bu çiftlerin arasında Elly hakkında biraz daha fazla bilgiye sahip olan –en azından nişanlı olduğunu ve bu durumla ilgili yaşadığı sıkıntıları bilen- Sepideh karakteri… Tüm bu bileşenler, söz konusu ölüm bile olsa bir kadının namusunun her şeyden önemli olduğunun altını çizmek için ve bu konudaki ikiyüzlülüğü defalarca yüzümüze vurmak için bir araya gelmişler gibi.

Elly hakkında konuşulan her şey aslında Elly hakkında olmaktan çabucak çıkıp olaylarla muhatap olanların her birinin olayın neresinde olduklarını sorgulamalarına dönüşüyor bir müddet sonra. Ve bu, çözümlenmesi gereken bir durumdan çok, rahatsızlık veren ve kurtulunması gereken bir duruma dönüşüyor. Kimse suçlu hissetmek istemiyor, kimse sorumluluk almak istemiyor. Aslında kimse suçlu değil, kimsenin de sorumluluk almasına gerek yok ancak kadına “bakılması gereken kişi” modeli biçildiğinden o kadından sorumlu olan başka kadınlar ve onlardan da sorumlu olan erkeklerden oluşan bir hiyerarşi hissediliyor. İşte tam bu noktada yine yerele dönüş yaşanıyor Farhadi sinemasında. Kadının hiçbir kavramın üstünde olmadığını, kahramanların bakış açılarından bir kez daha anlıyoruz. Kadının ölmüş olma ihtimali bile namusundan önemli değil mesela. Belki de daha genel tutarak “insan”ın bir önemi olmadığını söyleyebiliriz toplumsal normlar karşısında ancak seçilen kahramanın bir kadın olması da tesadüfî değildir kanımca.

Son tahlilde film bittiği zaman maruz kaldığımız duygusal şiddet, kendimizi bir kez daha sorgulamamızı sağlayacak. Ve insanların hiçbir zaman yeterince acımadan ve acıtmadan dürüstlüğü yakalayamayacağının altını çizecek. Sadece bunun için bile Farhadi sinemasının bu önemli kilometre taşını izlemelisiniz.