09.09.2019

Dark: Zamanın Derinliklerine Yolculuk

Almanya’nın küçük bir kasabası olan Winden’da yaşayan “Kahnwald, Nielsen, Tiedemann ve Doppler” ailelerinin arasındaki ilişkileri merkezine alıyor Dark, bunu da zamanda yolculuk temasını kullanarak yapıyor. Ailelerin hem geçmişleri hem gelecekleri birbirleriyle ve kendi aralarında bağlantılı sırlar içeriyor.

Karakterler arasındaki bağlantıları doğrudan göstermek yerine her karakterden sonra aile fotoğrafını göstererek çözümün bize bırakılmasını ilk bölümden itibaren dikkatimizi vermemiz gereken bir hikâye ile karşı karşıya olduğumuza dair küçük bir uyarı olarak görebiliriz. Sezon sonlarına doğru karakterlerin geçmiş, şimdi ve gelecekteki halleri ekran bölünerek yan yana gösterildiğinde işimiz epey kolaylaşıyor, bu küçük oyundan korkmamak lazım, bölümler ilerledikçe hem merak duygumuz diri tutuluyor, hem de görsel hafızamızı bir nevi test etmiş oluyoruz.

“Geçmiş, şu an ve gelecek arasındaki fark inatçı bir ilüzyondan ibarettir”

Kasabadaki Nükleer Santralde bir patlama meydana geliyor ve büyük bir enerji açığa çıkıyor, bu patlama zamanda bir çatlak oluşturuyor. Nükleer Tesisin kapladığı alan Winden mağaralarının üzerinde, bu mağaradaki kapılardan geçerek otuz üç yıl öncesine yolculuk yapılabiliyor. otuz üç yıl öncesine ve sonrasına gidilmesi Nietzsche’nin “Bengi Dönüş Teorisi”ne dayanıyor. Dizide de bu gönderme açıkça yapılıyor.

Teoriye göre evren ve zaman sonsuz bir döngü süreci içindedir ve yaşanan her şey sonsuza kadar tekrar yaşanacaktır. Dizide bolca dini, felsefi ve bilimsel göndermeler var. Dark şüphesiz bu alt metinleriyle yoğunluklu bir dizi, ilk bölümün açılışında Albert Einstein’ in, “Geçmiş, şu an ve gelecek arasındaki fark inatçı bir ilüzyondan ibarettir.” sözü seyirciyi karşılıyor. Dizinin alt metinlerini, yavaş akan temposu, güçlü atmosferi, olayları örmesindeki başarısı ve gizemden kopmaması besliyor. Ve sonuç olarak bütünlüklü bir sanat eseri ortaya çıkıyor, diziden sanat eseri olur mu diye düşünebiliriz ama yer yer bu hissi bırakabiliyor.

“Sic Mundus Creatus Est”

“Sic Mundus Creatus Est”, Antik Yunanca “Böylece dünya yaratıldı.” anlamına geliyor. Birinci sezondan başlayarak ikinci sezonda ise neredeyse her bölümde karşımıza çıkıyor bu söz. Yaşadığı kesin olarak belli olmayan hem kral hem büyük rahip hem din kurucusu olarak kabul edilen Hermes Trismegistus’ un Zümrüt Levhası’nda geçiyor. Hermes İslamiyette bilinen adıyla “Hızır/İlyas”, zamanda yolculuk yapan ölümsüz bir peygamber Hızır.

Dizideki Adam karakteri şüphesiz Hermes (Hızır) karşılığı olarak düşünüldü. Zaman yolcularının başı olmakla beraber, yeni bir dünya, yeni bir yaşam kurmaktan söz ediyor sürekli, bunu da üç döngüyü tamamlayarak yapmayı planlıyor. Birinci ve ikinci sezonda birici ve ikinci döngüleri gördük, ilk döngü 1920, 1953, 1986, 2019, 2052 yılları arasında bağlantılıyken ikinci döngü 1921, 1954, 1987, 2020, 2053 yılları arasında bağlantılıydı. Karakterler zamanlar arasında gezinip durdular. İlk döngü her şeyin başlangıcıydı, ikinci döngü ise kıyametti, üçüncü döngüde yani üçüncü sezonda ne olacak göreceğiz.

Determinizm ve Kadercilik

Dizi Jonas karakterini merkeze alıyor, Jonas kapıdan geçerek zamanda yolculuk yapan ilk işi, bölümler ilerledikçe Jonas’ ın hem orta yaş haliyle hem de yaşlılığıyla karşılıyoruz, diziyle ilgili sürprizleri ele vermek istemediğim için olaylara pek değinmek istemiyorum. Jonas’tan başlayarak diğer karakterlerin de zamanda yolculuk yapmasıyla beraber işler karışıyor. Geçmişe yapılan müdahale ile gelecek değiştirilebilir mi sorusu soruluyor. Dizi bunu determinizm (gerekircilik) düşüncesiyle açıklıyor ve zaten her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğunu görüyoruz.

Determinizme kısaca sebep ve sonuç ilişkisi diyebiliriz. Geçmişte yaşanan bir olay gelecekte iz bırakır. Aslında gelecekte bir olay olmuşsa zaten geçmişteki müdahale yüzünden olmuştur, değiştirmeye çalışılan şey zaten bu değiştirilmek için yapılanlar yüzünden meydana gelmiştir, yani sebebidir. Dizi izlendikçe daha açık olarak görülüyor, her şey ve herkes birbiriyle bağlantılı.

İslam dinindeki kader ve kaza kavramları aklımıza gelebilir. Kader ezel ve ebedde olacak her şeyin Allah tarafından bilinmesi kaza da bunu kavrama gücü. Çoğu zaman, “yaşayacağımız her şey Tanrı tarafından biliniyorsa yaptıklarımızdan sorumlu muyuz?” düşüncesi tartışılır. Ya da insanın özgür iradesi olduğundan, yapacağı seçimlerde kararın tamamen kendisine ait olduğundan ve Tanrı’nın bütün olasılıkların sonuçlarını bildiğinden söz edilir. Yani sebep sonuç ilişkisine dönersek, bir karar verdiğimizde o karanın sonuçlarının gelecekte nasıl olacağını Tanrı biliyor, verdiğimiz kararın aksi yönünde karar verirsek de onun da sonuçlarının ne olacağını Tanrı kavrayabiliyor. Bu düşünce paralel evrenler düşüncesine oldukça yakın, bir insanın yaşamı boyunca karşı karşıya kaldığı sayısız karar var, tüm insanlığı göz önüne aldığımızda bu bizi sonsuz sayıda paralel evren olabilir düşüncesine götürüyor. İkinci sezonun sonunda anladığımız kadarıyla dizi paralel evrenleri işleyecek gibi duruyor, umarım dallandırma budaklandırma olmadan, kafamızdaki sorulara cevaplar alarak çok dağılmayan bir üçüncü sezon izleriz.

Higgs Bozonu, Tanrı Parçacığı, Karanlık Madde

Nükleer Santraldeki patlama sonucu zamanda yolculuğun başladığını söylemiştik. Peki ne oluyor bu patlamada. Santralin yeni başkanı Claudia patlama sonrası verileri gözden geçiriyor ve eski başkana bazı sorular soruyor. Higgs’in teorisini kanıtlamış olabileceklerini konuşuyorlar. “Higgs Bozonu” yani Tanrı parçacığı, bildiğiniz gibi Cern’de yapılan araştırmalar son yıllarda bu konu üstüneydi. Bilim insanları uzun yıllar süren çalışmalarının ardından Tanrı parçacığının varlığını kanıtladılar. Şüphesiz dünya algımızı değiştirecek, dünyanın yaradılışın çözümü için çığır açacak buluşlar bunlar fakat hala neyin ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Ya da neyin ne işe yarayacağını, dizi biraz da bu konuları sorguluyor.

Higgs Alanı evrenin sahip olduğu tüm alan olarak düşünüldüğünde, Higgs Bozonu da bu alan içinde tüm parçacıkların etrafında toplandığı hali. Düzensiz bir yapısı var, Tanrı’nın yarattığı ilk madde olarak anılıyor. Dizide de bu Tanrı parçacığını, karanlık maddeyi görüyoruz, düzensiz bir yapı sergiliyor. Kullanımı çözüldüğü takdirde istediğiniz zamana yolculuk yapabiliyorsunuz. Böylece oyuz üç yıl döngüsü yıkılmış olacak, her şey kontrol altına alınabilir hale gelecek, ya da gelecek mi?

Zaman kavramı gündeme geldiğinde Einstein’i anmadan olmaz. Dizinin onun sözüyle başladığını dile getirmiştik. “Geçmiş, şu an ve gelecek arasındaki fark inatçı bir ilüzyondan ibarettir.” Einstein’in kütle çekim kanunu ve izafiyet teorileri incelendiğinde zamanın herkes için aynı olmadığını, şartlar ve değişkenlere göre değiştiğini kavrarız. Zaman insanı kütle çekim kanunuyla etkiler, yani dünyadaki geçen zamanla başka bir gezegende geçen zaman aynı olmaz. Peki zamanda sürekli yolculuk yapan birisi için zaman nasıl geçer, yaşlanma nasıl olur? Bunun da cevabını dizide bulabiliyoruz.

Işık ile gölgenin savaşı

Zamanın bir döngü olarak algılanması ve her şeyin bir andan ibaret olduğu düşüncesi doğu felsefelerinin, dinlerin kökenini oluşturur. Batıda yüzyıllar boyu zaman doğrusal olarak algılanmıştır, geçmiş, şimdi ve gelecek sonsuz bir zaman çizgisinin üzerinde hareket eder. Batıdaki düşünceye nazaran Doğu düşüncesi bana her zaman daha derinlikli gelmiştir. Aslında geçmiş ve gelecek diye bir şeyin olmadığını her şeyin bir andan ibaret olduğunu anlatır bize. Tasavvuf düşüncesinde ve Budizm’de böyledir.

Dark dizisinde Adam ile Jonas arasındaki konuşmada bu düşüncelere farklı bir bakış getirilir. Adam binlerce yıldır inanılan Tanrı’nın aslında zaman olduğundan bahseder. Bir varlık olarak hayal edilen Tanrı aslında biçimi olmayan bir şeydir, yani “zaman”dır. İnsanın savaşı da zamanladır, eğer ona üstünlük sağlanırsa sonsuzluğa erişilecektir. Bu iyiyle kötünün savaşıdır bir nevi, peki ne kötüdür ne iyidir, Jonas ne olduğunu tam kavrayamadan içine dahil olduğu bu savaşta ışığın ve gölgenin yanında, iyinin ve kötünün yanında gider gelir. Peki ışık mı iyidir yoksa gölge mi? Seyirci de Jonas gibi dizi boyu bu sorunun cevabını arar. Üçüncü sezonda, birinci ve ikinci sezonda sürekli bahsi geçen iyi ve kötünün savaşının çözüme kavuşacağını görmeyi umuyoruz. üçüncü döngü tamamlanacak ve sonucunda insanoğlunun zaman karşısında neye sahip olacağını, sonsuzluğa ulaşıp ulaşmayacağını, yeni bir dünyanın kurulup kurulmayacağını hep beraber göreceğiz.