30.05.2017

Dedemle Bu Yaz: Zeytin Ağaçları Altında

Bazı filmlerin ilk sahnesinden son sahnesi belli olur. Dedemle Bu Yaz (Avis de Mistral) o filmlerden, filmin ilk 10 dakikasından sonra sonunu çok iyi tahmin edebiliyor, hemen her sahneden sonra şimdi şöyle olacak diyebiliyoruz.

Film Paris – Province arası bir trende başlıyor, Irene (Anna Galiena), 3 torununu yazı geçirmek için Fransa’nın güneyindeki çiftlik evine götürmektedir. 17 yaşındaki Adrien (Hugo Dessioux), ve 15 yaşındaki Lea (Chloé Jouannet) yazı Paris’ten uzakta geçirmek istemedikleri surat asmaktadırlar. Anneleriyle babaları yeni boşanmış, anneleri Kanada’da iş bulduğu için anneanneleriyle dedelerinin yanlarına gitmek zorunda kalmışlardır. Dedeleri Paul (Jean Reno)’u hayatlarında daha önce hiç görmedikleri için neyle karşılaşacaklarını hayal edemezler. Paul, kızı 17 yaşındayken hamile kalıp onaylamadığı bir evlilik yaptığı için 17 yıldır ne kızını ne de torunlarını görmemiştir. Küçük grubun en son üyesi ise hem sağır hem de dilsiz olan en küçük kardeş Theo (Lukas Pélissier)’dur. Filmin sonunu şimdiden tahmin edebildiniz öyle değil mi?

Filmin bundan sonrası klişeler ve stereotipler ile dolu. Herkesin birbirine gülümsediği küçük bir köy, köy kahvesinde sürekli kafa çeken sevimli ihtiyarlar (onlar absinthe içtikçe sizin de canınız rakı çekecek), tüm köyün aşık olduğu güzel bir kadın, nedense hafif aptal çizilen turistler, yakışıklı boğa güreşçisi, gençlerin konuştuğu dili anlayamayan yaşlılar, “köylülerle” hafif dalge geçen Parizyenler…

Dedemle Bu Yaz, çok da fazla derinlik beklemeyeceğiniz bir aile komedisi, bir ‘feel good movie’, yazın vizyona girmesi çok doğru bir zamanlama. Zeytin ağaçları, ağustos böcekleri, Fransa kırsalının filmlere doğal dekor olan romantik görselliği filmi tatlı yapıyor. Arada anneanne ve dedenin geçmişleriyle ilgili minik sürprizleri de öğreniyoruz. Ama oyunculuklar bazı yerlerde fazla abartılı, bazı yerlerde ise fazla baştan savma kalıyor. Çocuklara yazılan diyaloglar fazla yetişkin ve gerçeklikten uzak. Ama Paul ve küçük Theo’nun arkadaşlığı tebessüm ettiriyor.

Filmi yazan ve yöneten Rose Bosch’u büyük beğeni toplayan La Rafle filminden tanıyoruz. Bosch, La Rafle’de Fransız yakın tarihinin epey karanlık ve utanç verici bir gerçeğini perdeye yansıtmıştı. 2.Dünya savaşında direkt Fransız polisinin eliyle yürütülen ve onbinlerce Fransız yahudinin ölüm kamplarına gönderilmesini anlatan film hem eleştirmenlerden hem de seyircilerden büyük övgüler almıştı. La Rafle sonrası bir Bosch filmi beklentisiyle gidecek izleyicinin hayalkırıklığına uğraması kaçınılmaz. Ama sadece iyi vakit geçirmek, Fransa’nın çok tanımadığınız yerlerini keşfetmek isterseniz görebilirsiniz. Hatta sonra turistik tavsiye isterseniz direkt bana yazabilirsiniz.