22.09.2018

Dehşetin Yüzü: Tanrı Burada Biter

The Nun / Dehşetin Yüzü

Modern korku sinemasına rahat bir soluk aldıran ve korku severlerin kalbinde taht kuran James Wan’ın yarattığı evrende gezinmeye devam ediyoruz. The Conjuring (Korku Seansı), Conjuring 2 ve şeytan bebek Annabelle’in iki filminden sonra tüm evrenin en beğenilen kötücül varlığı rahibe Valak’ın hikâyesi beyaz perdede.

Romanya’nın ücra bir köyünde, ulaşılması zor bir noktada yükselen St. Carta Manastırı’nda kötü bir güç yüzyıllar boyunca rahibelerin bitmeyen duası ve fedakârlıklarıyla hapis tutulmaktadır. Fakat geçen uzun yıllar boyunca bu kötü varlık daha da güçlenir ve artık başa çıkılamaz bir düşman haline gelir. Vatikan’ın emri üzerine Peder Burke (Demián Bichir) ve rahibe adayı Irene (Taissa Farmiga) Romanya’ya doğru bu esrarengiz manastırda neler olup bittiğini öğrenmek ve Vatikan’a bildirmek üzere yola çıkarlar. Bir rahibenin kendini astığı, diğerlerinin sessizliğe gömüldüğü bu yerde asıl amaçları ise buranın hala ”kutsal” bir mekân olup olmadığını tespit etmektir.

Bizi Rahatsız Eden Şey

Peki, sahiden de “Dehşetin Yüzü” söylendiği kadar korkunç mu? Evet, yani James Wan’a göre Valak’ı bu derece rahatsız edici yapan şey bir rahibe, insanların kötülük gelmesini beklemeyecekleri, kendini kutsala adamış biri gibi görünmesi. Öte yandan makyajda çok iyi iş çıkartan ekip de bir tebriki hak ediyor. Bunun yanı sıra ses unsurunda diğer filmlere kıyasla daha az etkileyicilik sezmiş olabilirim. Karakterlerin eylemlerinde de film boyunca altı daha sağlam doldurulması gereken noktalar olduğu aşikâr ancak hepsi bir kenara film bir korku filmi olarak bizi fazlasıyla korkuttu. Belki de problem Conjuring 2’den sonra bizim beklentimizi ulaşılmaza çıkartmamızdı. Bu makul yüksek beklentinizi aşağı çekmenizi gerektirmez. Fakat film, izlediğim en iyi korku filmi budur da dedirtmez.

Bağlantılar ve Evrenin Geleceği

Ürkütücü rahibemizi daha önceleri Annabelle: Creation ve Conjuring 2’de görmüştük. Edward ve Lorraine Warren çiftine zor anlar yaşatan iblis hep bir şekilde paçayı kurtarmayı başarıyor. Zaten Korku Seansı evrenini bu denli keyifli yapan şeylerden biri de klasikleşmiş olarak filmlerin sonunda hep “Daha bitmedi” temalı planlar eklemeleridir. Salondan çıkarken insanın içinde gelecek film veya filmlere dair bir heyecan tohumu ekilir. Dehşetin Yüzü 1950’lerde geçen bir olayı yani rahibemizin asıl öyküsünü ele aldığından ana evrenin ilerleyişi ve diğer filmlerle olan bağlantısının nasıl kurulacağı seyircinin aklında önemli bir soru işaretiydi. Tatmin edici bir cevap için bekledikten sonra filmin sonunda kurulan sağlam bağlantı sizi fazlasıyla tatmin edecektir diye düşünüyorum. Gözümüzden kaçan veya hiç dikkat etmediğimiz minik ayrıntılarla birbirine bağlanan evren bu işi daha da zevkli kılmış.

Conjuring filmlerinin geleceğiyle ilgili olaraksa henüz net bir cevabımız yok. Wan ve arkadaşlarının kafasında bir yol planı olduğundan eminim ama bu net olarak ifade edilmedi. Valak haricinde diğer serilerde tanıdığımız başka iblisler ve kötü ruhlar da vardı. Belki Conjuring 3 ile karşımıza gelecek olan Wan bize farklı bir korku unsuru sunmaya hazırlanıyordur. Belki Nun 2 belki de tamamen farklı bir film. Her ne olursa olsun Ed ve Lorraine çiftinin maceralarını daha sık izlemeyi tercih edenlerden olurdum muhtemelen.

Uzun lafın kısası Dehşetin Yüzü izlenmeye değer, keyif alacağınız, korkuyu ve gerilimi doya doya yaşayacağınız bir film. Olağanüstü beklentilerle gitmezseniz salondan daha mutlu ayrılabilir, sevdiklerinizle keyifli bir 1 saat 40 dakika geçirebilirsiniz.