30.12.2017

Dizi: Mindhunter

David Fincher’den Mindhunter

Bade BALIK

Dizi izlemeye düşkün insanlar için Netflix eşi benzeri olmayan bir platforma dönüştü demek yanlış olmaz. Son zamanlarda herkes ya Netflix’in yeni dizilerini bekliyor ya da tüm dizilerini izlemeye çalışıyor. Eski dizi kafasında düşündüğümüz zaman sezonlar 18-24 bölüm arası değişirken Netflix’in yardımları ile bu artık 6-15 gibi sayılara düştü. Sayılar düştükçe haliyle de kalite arttı. Son zamanların en iyi dizilerinden biri olan Mindhunter da bunun en çarpıcı örneklerinden.

Mind Hunter: Inside the FBI’s Elite Serial Crime Unit kitabından uyarlanan dizi ilk önce HBO’ya sunuluyor ve kabul edilmiyor. 

Konusuna gelmek gerekirse; 1970’lerin sonunda tanışan, Quantico’da çalışan FBI ajanı Holden Ford ile Davranış Bilimi üzerine çalışan FBI ajanı Bill Tench’in, cinayet psikolojisini anlamaya çalışarak bu bilimde yeni teknikler ortaya koymasını anlatıyor.

Kovalamaca Yok!

Birçok seri katilin tiplemelerine de şahit olduğumuz dizi sizi, seri katilleri bu noktaya getiren sebepleri sorgulamaya götürüyor. Çoğunda anne etkeninin göz önünde olduğuna şahit oluyoruz . Bu da bize çocuğun büyütülme ortamının kişiliğinde çok büyük bir etkisi olduğunu ve anneye duyulan takıntının dışarı şiddet ve bazen seksüel açlık olarak yansıyabileceğini gösteriyor. “Seri katilleri buraya getiren noktaları, dürtülerini, hangi yaşta, hangi olaydan sonra olduğunu (ve bunun gibi pek çok soru) öğrenebilirsek yani onları anlayabilirsek hem onları yakalamamız daha kolay olur hem de bazılarının önüne geçebiliriz.”  Dizinin mottosu olan bu cümle bir süre sonra onlara hak vermeseniz de nasıl bu hale geldiklerini size çarpıcı bir şekilde gösterebiliyor.

Özellikle katillerle yaptıkları konuşmalar, bölümlerin en ilgi çekici kısımları denilebilir. Bu konuda Ed Kemper’ı ele alabiliriz çünkü kendisi sezon finalinde de çok göz önünde. Ed’i oynayan oyuncu ancak bu kadar gerçek Ed’e benzeyebilirmiş, eklemeden geçemeyeceğim. Annesinin kafasını kesip, kafasıyla cinsel ilişkiye giren bir adamdan bahsediyoruz. Ne kadar anlayabiliriz ki onu? Yaptığı şeyleri nasıl rahatlıkla anlattığını gördüğünüzde ise sizin onlardan farklı olduğunuzu ve onları anlamak istiyorsanız onlara başka bir bakış açısından bakmanız gerektiğini fark ediyorsunuz. Tüm bölümler seri katillerle konuşma ve o süreçte önlerine gelen cinayetleri, çıkardıkları bu profiller yardımıyla çözmekle geçiyor. Anlayacağınız sıfır aksiyon, son derece güçlü bir gerilim.

Kovalamaca yok. Genelde polisiye-suç dizilerinde bu tür bir dramatik yapı görmeyiz. Hep bir ekip, üstünde durulan bir dava ve kovalamaca vardır ama bu dizi son derece durağan. Belki de bu noktada sizi içine çekiyor çünkü izlerken sadece konuşulanlara ve düşüncelere dikkat etmeniz gerekiyor. Sizi sıkmadan diziyi izlemeye iten sebep ise diyalogların muazzam şekilde yazılmış olması. Dizinin geçtiği dönem 70’ler olduğu için garip gelebilecek bir nokta da “seri katil” kavramının daha ortaya çıkmış olmaması ve bu kelimenin kullanımının onlara garip gelmesi.

Dizinin gerçek olaylardan ilerlemesi, bunun yanı sıra ajanların ve psikologun gerçek hayattaki kişilerden esinlenerek yazıldığı göz önünde bulundurulunca her bölüm daha da etkileyici olup insanı daha da güçlü bir psikolojik gerilime sürüklüyor. Özellikle sezon finalinde Holden’ın kafayı yediği kısmı izlerken yaşanılan duyguyu anlatmak imkansız. 

Yeni Sezondan Beklentiler

İkinci sezondan her izleyicinin benzer beklentileri var: Her bölümün başında görülen gözlüklü adamın acaba günümüzün hangi seri katili olacağı en büyük sorulardan biri. Bill ve Holden’ın arası açılacak mı ve Holden’ın son halinden sonra birim nereye doğru gidecek?

İlk bölümlerde de adı geçen ve bir zamanlar çok araştırdığım için  kendisine çok hakim olduğum Charles Manson. İkinci sezonda onunla konuşulduğu ve senaryoya katıldığı bölümler görmek çok istiyorum çünkü Manson’ın psikolojisi merak edilmeye değer. 

Kısacası Mindhunter, Netflix’in son zamanlarda yaptığı tartışmasız  en iyi işlerden biri. İzlenmeye ve vakit ayırmaya son derece değecek bir dizi.