07.05.2016

DİZİ: Yeditepe İstanbul

“…anlamlarını bilmeden sevdiğimiz şarkılar var ya. işte biz böyleyiz. sesin kıvrılıp büküldüğü yerde ıslanıyor gözlerimiz. hayat, sahip olduklarımızın dışında kalanlarmış meğer…”

Ayrıcalıklı bir hüznü ve kaderleri birbirine perçinlenmiş sevgi dolu, her şeye rağmen umutlu bir grup insanı özel bir dille ve kırılgan olmayan bir dengenin sınırları dahilinde anlatan; böylelikle seyircinin ruhuna ve düşünsel dünyasına fazlasıyla nüfuz eden müthiş bir (eski) TRT dizisi: “Yeditepe İstanbul”.

2001 yılında ilk yayınlandığında Zuhal Olcay’ın kocasının ölümü benzerliği ile 1987 yapımı ‘Gecenin Öteki Yüzü’ adlı diziyi anımsatan, İstanbul’un bir kenar mahallesini anlatması bakımından ‘İkinci Bahar benzeri bir dizi’ yorumları yapılan Yeditepe İstanbul, hem karakterinin yapısı hem de genel şiirsel havası ile eşi olmayan bir dizidir. Bu bağlamda şunu söyleyebiliriz: nispeten basit bir hikayeye sahip olan bu güzel dizi, hiç de basit olmayan senaryosu, bir tuvalin her santiminin özenle boyanması gibi incelikle işlenmiş monolog ve diyalogları sebebiyle aslında izlenmez, okunur. Adeta içinde edebi güzellemeler bulunan bir kitap gibi hayal kurdurur. Tam da o mahallede, o karakterlerin içinde var olabilmeyi, bir sabah da olsa orada uyanabilmeyi düşletir.

“…benim bir hikayem yok, sen bu mahalleye gelinceye kadar…”

Dizinin konusu şu şekilde betimlenebilir: Kocasının intiharı ardından miras kalan borçlar ve bu durumun sonucunda gelen haciz, Olcay’ı ve kızı Duru’yu alıştıkları lüks hayattan koparıp İstanbul’un kenar bir mahallesine sürükler. Olcay, bir yandan hiç beklemediği bir anda yaşadığı hayal kırıklığının ağırlığı ile ezilirken, bir yandan kendisi ve kızı için yaşam mücadelesini sürdürür. Onların mahalleye gelişi, mahalledeki herkesin hayatını yoğun şekilde etkileyerek, daha önce dillendirilmemiş duyguların kilidinin çözülmesine, bir dizi öykünün yaşanmasına sebep olur. Mahallenin romanı, işte böyle başlar…

Yukarıda da söylediğim gibi dizinin can alıcı kısmı konusu değil, ‘mahallenin romanı‘ndaki her birinin adı bile güzel olan karakterleridir. Bu karakterlerin hayatlarındaki düğümlerin çözülmesine tanık olmak, kiminin sevgi acemiliğini, kiminin kalbinin üç santim yanında saklı, en içinden kopan özlü sözlerini, kiminin de pirinçten taş ayıklar gibi ağzından alınan kelimelerini duymak, görmek, anlamak; işte dizinin bağımlılık yaratan özelliği bu. Böyle düşününce, diziyi sevmek için onlarca sebep bulabilir insan. Havva Ana (Meral Okay), hep eksik ama inadına hep tamamlayıcı. Onsuz bir mahalle düşünülemez sanki. (Buradan vefatının 4. yılında bu güzel insanı, canım Meral Ablamı sevgiyle analım.) Olcay (Zuhal Olcay), apansız başladığı yere dönmüş, her şeye yetişmeye çalışan ama ayakları kayıp güzel kadın. Yusuf (Emre Kınay), hayatın kıyısındaki şair ruhlu aşık. Hem Olcay’a aşık, hem bir yerlerde var olan umutlu hayata. Ali (Uğur Polat), yaşanmışlıklarının kör kuyusuna kimseyi sokmak istemese de, ona değer veren herkesin seve seve onun dünyasına karışmak istediği güzel adam. Sonra Ömer (Ruhi Sarı), Duru (Özgü Namal), Önem (Günay Karacaoğlu), Nilgün (Yeşim Ceren Bozoğlu), Ferhan (Oktay Kaynarca), Lale (Itır Esen), Sabri Usta (Hikmet Karagöz), Rüstem (Ahmet Saraçoğlu) ve niceleri… Hepsi, bu romanın bir bölümünün, hatta en güzel bölümlerinin baş kahramanları.

“…bişeylerin yerine koyduk birbirimizi. birbirimiz kadar değerli şeylerin yerine. olmadı. artık şimdi kimse sığmaz oraya…”

Yönetmenliğini Türkan Derya’nın yaptığı, Ali Ulvi Hünkar’ın kalemi ile büyük katkı sağladığı, pek çok kere insanı alıp götüren, oldukça başarılı müziklerini de Derya Köroğlu’nun bestelediği Yeditepe İstanbul için belki de en iyi sözleri, dizide Ömer karakterini canlandıran Ruhi Sarı söylemiştir: “Bana kalırsa Yeditepe İstanbul televizyon tarihinin en kaliteli işidir. Benim için o ekibin içerisinde yer almak da büyük bir şanstı.” İstanbul’un Balat’ında (semt hala bu dizide olduğu yapısını büyük ölçüde korumaktadır) çekilen 47 bölümlük bu harika dizi, izlemeyenler için çok fazla şey vaadeden bir hazine. Hem belki de, dokunabileceğiniz tüm hazinelerden daha gerçek. Keyfini çıkarın.

“…tamam bitti, bu tuhaf insanların öyküsü bundan sonra sizin içinizde sürecek.. yalnız kimseye iltimas geçmek yok, çünkü herkes payına düşeni yaşar…”