22.07.2017

Doctor Who: Yepyeni Bir Başlangıç

53 Yıllık Tükenmeyen Bir Başarı: Doctor Who ve Yepyeni Bir Başlangıç

Televizyon tarihinin en uzun soluklu bilim-kurgu dizisi konumunda olan Doctor Who, ekranlarda olduğu yaklaşık 53 yıllık süreçte, hep zirvelere oynadı. Bu süreçte efektler değişti, tarzlar değişti, izleyici bir-iki nesil değişti, son değişiklikle beraber toplam 12 defa başrol değiştirdi ama Doctor Who kendisine hep saygın bir izleyici kitlesi buldu. Bu saygınlığın en büyük göstergesini ise 2012 Londra Olimpiyatlarında gösterdi. Tardis’in sesinin bir tür cameo olarak Londra Olimpiyatlarında kullanılması, izleyicileri hem şaşkına çevirdi hem de dizinin hayranları için ufak bir mutluluk anı yarattı. 53 yılın ardından, İngiliz kültürünün önemli bir parçası ve temsilcisi konumuna gelen Doctor Who, küresel çapta da yarattığı etki ile dünyanın her tarafından kendine sadece izleyici bulmakla kalmayıp, daha uzun yıllar boyunca devam edebilecek şekilde kurgulanan hikâyesine milyonlarca “Whovian” buldu.

Modern Seri ve Russel T Davies Dönemi

Russel T Davies’in başyazarlığında çekilmeye başlanan ve Modern Seri olarak da anılan dizinin yeni dönemi 2005 yılında izleyicisiyle buluştu. 9. Doktor rolünde gördüğümüz Christopher Eccleston‘un başrolünü oynadığı ilk sezon, bir tür yük olarak görülen ve altından kalkması zor gibi duran klasik serinin üzerine yeni bir şeyler çekme, hem geçmişe sahip çıkıp hem de ileriye dönük bir şeyler yaratma zorluğunu aşarak izleyicisiyle buluştu. Devamında Christopher Eccleston’un ayrılmak istemesi ile şekillenen değişiklikten sonra başrol koltuğu David Tennant ismine geçti. Modern Seri’nin en çok beğenilen ve yapılan bir çok ankette “En çok sevilen Doktor” unvanını elde eden, Tennant, dördüncü sezonun sonunda, başyazar Russel T Davies ile birlikte diziden ayrıldı ve başyazarlığa,  Russel T Davies döneminde yazdığı Silence in the Library ve Blink gibi başarılı bölümleriyle bilinen Steven Moffat geçti.

Steven Moffat Dönemi

Steven Moffat diziye yepyeni bir anlayış ve soluk getiren isim oldu diyebiliriz. Modern seri olarak adlandırılan yeni dönemde, hâlâ eski efektlerin kullanıldığı, yarı komedi olarak adlandırabileceğimiz, klasik serinin bıraktığı izlerle hareket eden diziyi, ciddi anlamda Modern Seri tabiriyle ilişkili bir hâle getirdi Moffat. Doctor Who, artık çok daha büyük bütçelerle hazırlanan ve uzun süreli kurgularla hareket eden bir dizi haline geldi, Moffat‘ın baş yazarlığa geçişinin ardından. Matt Smith‘in 11. Doktor rolüyle karşımıza çıktığı dönem için Moffat’ın uzun bir süre hazırlandığı çok aşikar. Üç sezonun tamamına yayılan bir kurguyla hareket eden (özellikle Silence tarikatı) dizi, bu kurgunun son halkasında Matt Smith’in vedasıyla noktalandı.

Yepyeni bir Doctor Who serüvenin temellerinin atıldığı bu sezon, Doktorumuzun 12 yeni rejenerasyon hakkı elde etmesiyle son buldu. Radikal bir karar ile, sezonlar ilerledikçe canlandıranın gençleştiği Doktor karakterini, Peter Capaldi gibi bir isme emanet eden Moffat, Capaldi’nin üstün oyunculuğu ile (özellikle 9. Sezonun iki final bölümü) Doctor Who evrenini bir üst levele taşıdı fakat yarattığı bunca güzel şeye rağmen, serinin belki de en büyük, en güzel bölümlerine imza atan ismi konumundayken, Doctor Who konusunda tükendiğini son sezonunda iyice belli etti. Modern seride daha önce görmediğimiz üç bölümde tek konu işleme gibi bir değişikliğe imza atsa da Modern serinin en kötü sezonu olarak adlandırılanların çıkacağı 10. Sezonun ardından, Capaldi ve Moffat, diziye beraber veda ettiler.

Jodie Whittaker

Yarattığı farklılıklar ve bir çok kesime gösterdiği saygı ile bilinen Doctor Who için, kadın bir Doktor karakteri, uzun yıllardır konuşuluyordu. Hatta son sezonun ardından seriye veda eden Steven Moffat, bunu yapmak istediğini de bir dönem belirtmişti. Uzun yıllardır süren Doktorun artık bir kadın tarafından canlandırılması gerektiğine dair düşünceler, en büyük belirtilerini ise geçtiğimiz yıl, Capaldi’nin vedasının kesinleşmesinin ardından gösterdi. Dizinin en büyük yan karakterlerinden olan Usta’nın son jenerasyonunun bir kadın olması, kadın bir Doktor fikri için bir tür ısınma turlarıydı diyebiliriz. Yıllardır erkek oyuncular tarafından hayat verilen Usta (Master) son üç sezonda “Missy” olarak karşımıza çıkmıştı. Bu şekilde bir cinsiyet değişimi olayının mümkünlüğüne işaret eden seri, izleyicisini buna hazırlamak için ilk tohumlarını serpmiş oluyordu.

Geçtiğimiz sezon Pearl Mackie tarafından canlandıran ve dizide Doktorun yol arkadaşı (Companion) konumunda olan Bill’in eşcinsel olması ile bir çok tabuyu artık aştığını ortaya koyan dizi, bu tarz farklılıklara gidilebileceğini iyice göstermişti. Bu noktadan istekten çok bir tür beklentiye dönüşen kadın bir Doktor fikri nihayete erdi ve (Venüs ve Broadchurch gibi yapımlarla bildiğimiz) Jodie Whittaker 13. Doktor ilan edildi. Fragmanda gördüğümüz bir kaç saniye içerisinde bile beni heyecanlandırabilen, oyunculuk konusunda yıllar içerisinde gösterdiği gelişimin üstüne katarak yoluna devam edeceğini düşündüğüm Whittaker, bu uzun soluklu serüvenin, yepyeni bir başlangıca imza atmasındaki kilit rolü oldu.

Şiddetle Üzerinde Durulan “Dark Side” ve Karakter Gelişimi

Dizide David Tennant‘ın son dönemlerinde ortaya iyice serilen Doktor’un karanlık tarafı (Dark Side) 10. Doktor’un bu tarafına engel olamayışı nedeniyle de, sürekli pişman olan bir Doktor imajı (Zaman Savaşı sırasında yaşananlar ve Gallifrey’e olanları hesaba katmak gerek) yaratmıştı. Bu karanlık tarafı ısrarla red eden ve bu tarafını sürekli görmezden gelerek, o tarafının olmadığına kendini ikna eden 11. Doktor ise (Matt Smith) unutan ve red eden bir Doktor imajı çizmişti.

12. Doktor rolüyle karşımıza çıkan Peter Capaldi döneminde ise, 12. Doktor bu karanlık tarafı tamamen kabullenmiş ve kendine ait bir parça gibi onu kabul ederek yoluna devam etmişti. Bu şekilde bakıldığında çok düzenli ve müthiş bir karakter gelişimi gösteren bir dönem izlediğimiz Doctor Who’da, yepyeni bir heyecan yaratmanın ve karaktere yepyeni bir soluk getirmenin şart olduğu konuşulur olmuştu, bu noktada yapılabilecek en mantıklı adım ise Doktor rolünü bir kadına emanet etmek olacaktı. Böylelikle hem bu karakter gelişimini çöpe atmayacak hem de karaktere bambaşka bir hava katılabilecekti.

Açıkçası kadın bir Doktor fikri, dizinin büyük bir tutkunu olarak beni hep heyecanlandırmıştı. Bu bekleyişimin nihayet sonuç bulması ise sevindirdiği kadar büyük bir merak ve bekleyiş sürecine sürükledi. Dizinin yeni başyazarı olan Chris Chibnall’ı, yine Doctor Who‘da ve onun yan dizisi olan Torchwood’dan az çok biliyorken, Broadchurch dizisindeki başarını da yabana atmamak gerek.

Yeni Doktor’un kadın oluşu belki bazı kafaları karıştırmış, olmaz dedirtmiştir ama bu önyargıların yeni sezonun başlamasının ardından silineceğine olan inancım tam. Benim gibi yeni sezonu heyecan bekleyen sabırsız olanların ise yeni sezon için biraz bekleyecekleri aşikar, çünkü yeni sezona dair, herhangi bir açıklama yapılmadı henüz. Jodie Whittaker‘a yeni serüveninde başarılar dilerken, Doktorumuzun artık bir kadın tarafından da canlandırılması gerektiğini düşünenlere ise yeni sezona kadar bol sabır diliyorum.