20.02.2018

DoküPera: Cameraman

Cameraman: The Life and Work of Jack Cardiff (2010)

Sinemaya adanan bir ömür… Dile kolay, 1914 yılında geldiği dünyadan 2009 yılında ayrılan Jack Cardiff, en son 2007 yılına kadar sinemaya ve televizyona emek vermiş biri. 1918 yılında dahil olduğu setlerde neredeyse ölene kadar ömrünü geçirmiş bir sinematograf.

Anne ve babası oyuncu olduğundan kendini küçücük yaşında setlerde bulan Cardiff’in bir sinema âşığı olması belki de kaçınılmazdı. Sessiz sinema günlerinde ufak tefek rollerde oyuncu olarak görünmesiyle başlayan yolculuğu, 1935 yılında The Last Days of Pompeii filmindeki “isimsiz” kameramanlığı ile yeni bir boyut kazandı. Evet, o artık bir kameramandı, henüz görüntü yönetmenliği ismi sinemaya yerleşmemişken “kamerayı tutan kişi”ydi o.

Cameraman: The Life and Work of Jack Cardiff, Cardiff ile yapılan söyleşilere dayanan bir belgesel. Tabiî ki Cardiff’in kişisel tarihiyle ilgilenirken koskoca bir sinema tarihinin de didik didik edilmesi söz konusu. İngiliz sineması ve Hollywood’un geçirdiği değişimler, dönüşümler, sinemada meydana gelen teknik yenilikler, sinema filmi yapmanın dünü ve bugünü derken karşımızda duran belgesel sadece Cardiff’i anlatan bir film olmaktan çıkıyor elbette ve her sinemaseverin mutlaka ilgiyle takip edeceği ve bir şeyler öğreneceği bir belgesele dönüşüveriyor.

Sinema tarihine damga vuran birçok film ve sanatçı ile geçen bir ömür

Cardiff, filmografisinde Black Narcissus, The Red Shoes, The African Queen, War and Peace gibi sinema tarihine geçmiş birçok film barındıran bir görüntü yönetmeni. Aynı zamanda 1958 – 1974 yılları arasında yönetmen koltuğuna geçmiş de bir isim. Tabii ki böyle bir “emekçi”nin hayatına ve sinemasına göz atarken, onun anlattıklarını dinlerken sinemanın devrim gibi değişimlerine de tanıklık ediyoruz. Cardiff’in kendisi gibi… O, bu devrim niteliğindeki değişimleri birebir yaşayıp tecrübe ederken biz de izleyiciler olarak onun ağzından film dünyasının değişen havasını soluyoruz.

Sessiz sinema ile başladığı serüvenin ilk değiştiği nokta elbette sinemanın “ses”e kavuşma safhası. Sonrasında birçok çekim tekniğinin neredeyse el yordamıyla keşfi… Özellikle Black Narcissus ve The Red Shoes filmlerinin çekimleri sırasında kullanılan kameralar ile neredeyse imkansızı başarmanın verdiği gurur Cardiff’in yüzünden okunuyor. Şimdinin çekim teknikleri ve kamera hareketlerindeki özgürlüklerle “çocuk oyuncağı” gibi görülebilecek birçok kamera hareketinin -en basitinden bakış açısı değişikliğinin- 1940’lı yıllarda nasıl kotarılabildiği üzerine Cardiff’in anlattıkları bir ders niteliğinde.

Fotoğraf Arşivi

Cardiff, dünyaya bir görüntü yönetmeni gözüyle bakıyor aynı zamanda. Dolayısıyla herkes ve her şey onun için bir imaj, görüntü. Bu kadar uzun yıllar, epey ses getiren filmlerde çalışıp da tanıştığı, arkadaş olduğu sinema ikonlarının fotoğraflarını arşivlemesi de onun için bir hobiden öte bir yaşam çeşidi. Audrey Hepburn ile War and Peace (1958) filminde çalışan Cardiff’in Audrey Hepburn‘un çeşitli fotoğraflarını çekmesi de çalıştığı oyuncuların film dışında da görüntülerini yakalayabilme isteğinin bir örneği. Hepburn, Marilyn Monroe, Sophia Loren derken Cardiff’in belki de hepimizde görme isteği oluşturacak zenginlikte bir fotoğraf arşivi oluşmuş. Hepsiyle de ilgili anılarını belgeselde paylaşıyor yönetmen.

Jack Cardiff‘in anlattıkları, hayatını sinemaya adamış bir kişinin, sinema sevgisi ile yoğrulmuş bir ömrün dışavurumu aslında. Dolayısıyla biz de onun sinema anılarını dinlerken hem işini aşkla yapan bir sanatçı tanımış oluyoruz hem de değişen dünya ile değişen sinemanın geçirdiği evrimlere onun gözünden de tanıklık ediyoruz.