27.05.2017

Dom Hemingway: Sığ Bir Anti Kahraman Denemesi

Tolga DEMİR

Anti kahramanlar gerek televizyonda, gerekse sinemada gittikçe popülerleşiyorlar. Hikayelerin kahramanı olan bu karakterler genellikle kuralsız, pervasız ve narsist oluyorlar. Bunun yanı sıra bazı hikayeler derinlemesine karakter analizine izin verirken, bazıları o kadar derine inmeyi tercih etmiyor. Jude Law’ın başrolde olduğu Dom Hemingway de derine inmeyi tercih etmeyen bir kara mizah denemesi olarak karşımıza çıkıyor.

12 senedir hapiste olan deneyimli ve işinde uzman bir suçlu olan Dom Hemingway’ın tahliye edilmesiyle filmimiz başlıyor. Dom Hemingway, hapisten çıktıktan sonra, içerde geçirdiği yıllar boyunca özgür dünyada değişen kurallara ve olaylara alışmaya çalışırken, diğer taraftan da uğruna 12 sene hapis yattığı işi bitirmek istiyor. Telafi etmesi gereken hatalarına odaklanmak isterken bir kaza sonucunda bütün uğraşlarının boşa gittiğine inanıyor ve yoluna bir şekilde devam etmek istiyor. Aradan uzun zaman geçtiğinden dolayı eski hayatına dönmekte zorlanan Dom, bu gidişatı kırmak için elinden geleni yapmayı istiyor. Bütün bunların ardından filmin sonunda yaratmaya çalıştığı doğal final havası biraz zorlama kalıyor.

Çoğunlukla televizyon projelerinden tanıdığımız yönetmen Richard Shepard’ın 20 yıllık kariyerinde çektiği beşinci uzun metraj sinema filmi olan Dom Hemingway, ilk sahnelerinden itibaren kimliğini ortaya koyuyor. Olay örgüsünü hemen hiç bulandırmadan anlatmaya çalışan film, ayrıntılara girmeden ritmini oturtuyor. Filmimiz, ana planda işlediği konu dışında kalan bütün ayrıntıları gereksiz kabul ediyor ve kendi yolunda akıcı bir şekilde devam ediyor. Dom Hemingway, çok komplike bir suç hikayesine sahip değil fakat bu şekilde ilişkileri temellendirmek için gerekli zamanı yaratabiliyor. Hemingway’in dostunu düşmanını tanımamız için fırsat yaratabiliyor. Filmin 90 dakikalık süresi biraz kısa kalsa da yönetmenimiz bunu ucundan kotarmasını bilmiş. Fakat Shepard, bu akıcılığı saylayabilse de hikayesini çok yüzeysel tutmuş. Filmde baba ile kızı arasındaki gergin ilişki bile olduğundan önemsiz duruyor. Filmin hikayesinin en önemli unsurlarından olan bu ilişki, olması gerektiği gibi perdeye yansımayınca film kaçınılmaz şekilde bir şeyler kaybediyor.

Dürüst olmak gerekirse, Jude Law’ın canlandırdığı Dom Hemingway karakteri fazlaca karikatürize edilmiş bir suçlu olarak duruyor filmde. Kıyafetlerinden, abartılı diyaloglarına kadar dünyaya yabancı bir görüntü çiziyor. Baş karakterin bu gerçekçilikten uzak duruşu filmin ana tablosuna da eklenmeye çalışılsa da pek başarılı olamamış. Dom Hemingway’in sık sık Şekspirvari naralar atması, hitap ederken kullandığı abartılı üslup filmin çok önüne geçebiliyor. Yardımcı karakterlerin pek etkinliğinin olmadığını da düşünürsek, Dom Hemingway’e yazılan diyalogların etkisini görebiliriz. Bütün gücünü ana karakterinden alan bir film için oldukça riskli bir yöntem tercih eden yönetmen Richard Shepard, filmine kesin bir son yazmamış. Son sahnelerde filmini doğal bir sona hazırlamaya çabalasa da, bu final biraz havada kalıyor.

Yönetmenin tercihlerinin ve aldığı risklerin, filmin gidişatını kötü etkilediği ve hikayenin de ayağı daha sağlam basan temellere ihtiyacı olduğu kaçınılmaz gerçekler olarak karşımıza çıkıyor. Maalesef bu dengeleri bir türlü oturtamayan Dom Hemingway, yarattığı küçük bekletiyi de karşılayamayarak bir hayal kırıklığı yaratıyor.