03.06.2015

Melodram Türünün Babası Douglas Sirk

Douglas-Sirk

Melodram türünün babası kabul edilen Douglas Sirk, 1897’de Hamburg’da doğdu ve uzun süre tiyatro ile ilgilendi. 1933’te NSDAP iktidara geldi ve Almanya’da sinemayı kendi güdümüne aldı. Diğer ülkelerde olduğu gibi Almanya’da da, Douglas Sirk, Max Ophüls ve Fritz Lang gibi önemli yönetmenler ülkeyi terk etti veya sürgüne gönderildi. Ernst Lubitsch gibi Sirk de Amerika’ya gidip el üstünde tutulacak ve dünyanın en büyük yönetmenlerinden kabul edilecekti.

Nazilerin iktidarda olduğu dönemde çoğu Alman sineması örneği komedi ve müzikal alanındaydı. Dönemin propaganda’dan sorumlu bakanı Goebbels, tüm sinema filmlerinin politik altyapıya sahip olduğunu söylemiştir. Bu dönemdeki filmlerde de, politik mesajları hikayeyle uyumlu ve daha estetik biçimde sunan yönetmenler, halk üzerinde ciddi bir algı oluşturmuştur. Goebbels’in sinemanın halkın üzerindeki büyük etkisini hep vurguladığı ve Holywood’un sunduğu gerçeküstü ve çoğu ütopik dünyaların, insanları ciddi biçimde etki altına aldığı ve insanların, hayattaki problemlerden bir nebze uzaklaşmasına vesile olduğu yaklaşımını, dönemin kendi güdümündeki yönetmenlerine de benimsetmiş ve bunlara dayalı yönetim anlayışını, o dönemde uygulatmıştır. Her ne kadar Goebbels ve ekibi kendisine yaklaşmaya çalışsa da Sirk, nazilerden uzak durmuş ve ülkeyi terk etmiştir.

Avrupa üzerinden Amerika’ya gelen Sirk, Ross Hunter gibi bir melodram ustası yapımcıyla 1950’lerin ve kendi kariyerinin en önemli filmlerine, dönemin mütevazı stüdyosu Universal’da imza atmış ve artık sadece Almanya’da ve Amerika’da değil, tüm dünyada büyük usta olarak anılmaya başlamıştır.

1971’de filmleriyle tanışan ve kendisini ‘manevi babası’ kabul eden Alman sinemasının en büyük yönetmenlerinden Rainer Werner Fassbinder, kendisine bir saygı duruşu olarak All That Heaven Allows’u Almanya’da Ali: Korku Ruhu Kemirir (Angst Essen Seele Auf) adıyla yeniden çeker ve yine yönetmenin Händler der Vier Jahreszeiten (Dört Mevsim Satıcısı, 1971) BRD Üçlemesi (Maria Braun’un Evliliği, Lola, Veronika Voss) gibi birçok filminde, Sirk izlerine rastlamak mümkündür. All That Heaven Allows, Amerikan Bağımsız Sineması’ndan Todd Haynes tarafından da Cennetten Çok Uzakta (Far From Heaven, 2002) adıyla yeniden çekilmiş ve Sirk’e bir saygı duruşu ve kendi içinde de oldukça başarılı bir film olarak, hafızalarda yer etmiştir.

Sirk, Almanya’ya döndüğünde el üstünde tutuldu ve kendi adında bir festival bölümü bile hazırlandı. Sirk, tıpkı Max Ophüls gibi, filmlerinde pragmatik yönelimlerden uzak kalmış, ilişkide daha fazla risk alan ve mücadele eden taraf olarak kadını yüceltmiş ve genel olarak pesimist bir duruş sergilemiştir. Bu da bu iki ustayı, gerçekçi ve acımasız yaklaşımları dolayısıyla, dönemin Holywood stüdyo yönetmenlerinin dışında tutar. Sirk’ün 1987 yılında 89 yaşında İsviçre’de ölümünün ardından, kendisiyle özdeşleşen unutulmaz melodramları ve “melodram her zaman işe yarar” sözü hep hatırlandı; her saygın seçkide, adı dünyanın en büyük ustaları arasında geçti.

İşte, mendillerinizi hazırlayarak izlemeniz gereken, türün babasından unutulmaz beş melodram klasiği: 

Magnificent Obsession (1954)

Klasik Amerikan Sineması’nın değeri bilinmemiş yönetmenlerinden John M. Stahl’ın az bilinen 1935 yapımı filminin aynı adlı ve görece duygusallığı törpülenmiş bir yeniden çevirimi olan Magnificent Obsession, Bob Merrick (Rock Hudson) adlı bir playboy’un, yaşanan bir kaza sırasında ölen beyin cerrahına yardım edemeyişi ve bu kazadan kendini kısmen de olsa sorumlu tutmasıyla başlar. Vicdanıyla hesaplaşamayan Bob, ölen cerrahın eşi Helen ile iletişim kurmaya çalışır; ama acılı eş Helen kendisinden kaçarken bir kaza geçirip kör olur. Bob ile Helen arasında bu olayın ardından bir yakınlaşma başlayacaktır. Film, tüm zamanların en iyi melodram örneklerinden kabul edilir. Filmin, içinde John M. Stahl’ın 1935 yapımı orijinal çevrimini de bünyesinde barındıran oldukça dolu 2 disklik özel dvd kopyasını, Criterion Collection firmasından temin edebilirsiniz.

 

All That Heaven Allows (1955)

Douglas Sirk’ün kariyerinin en iyi filmi kabul edilen bu başyapıtı, karakterlerinin derinliği, zamanının ve zamanının insanlarının çok ötesindeki mesajları, bugün bile hâlâ – insanoğlu varlığını sürdürdükçe de değişmesi zor görünen – dile getirdiği sorunların evrenselliğiyle, unutulmaz filmler arasında yerini almıştır.

Cary Scott, orta yaşların sonunda, üniversite çağına gelmiş bir kız bir erkek çocuğuyla yaşayan, orta-üst sınıfa mensup dul bir ev kadınıdır. Çevresinin kendisine ‘layık’ gördüğü yaşıtı zengin bir adamla, istemsiz olarak çeşitli ev partilerinde görüşmekte ve o’nun evlenme ısrarlarını geçiştirmektedir. Derkent bir gün bahçesine bakmak üzere evine gelen yakışıklı genç bahçıvan Ron Kirby, kafasının karışmasına neden olacak ve aşkı tekrar hissetmesini sağlayacaktır. Ama yaş ve statü farkının olduğu bu ilişkiye hem çocukları hem de çevresi, şiddetle karşı çıkacaktır. Kendilerinin yakalayamadığı mutluluğu başkasının da yakalamaması için elinden geleni yapan ve kendi mutsuzluk seviyelerine, diğer insanları da çekerek, mutuzluklarını paylaşarak azaltmaya çalışan ‘çevre’ ve birkaç yıl sonra üniversite hayatıyla, annelerini eş zamanlı unutacak olan çocuklar, bu ilişkiyi engelleyebilecek midir? Ron gibi karizmatik, yakışıklı ve sosyal statüyü, çevreyi önemsemeyen, kendine saygısıyla yaşayan bir karakterle oluşacak bir ilişkiyi, Cary kaldırabilecek karakterde midir? Filmin 3 disklik özel Bluray ve dvd baskısını yine Criterion Collection, bünyesinde çıkartmıştı.

Written on the Wind (1956)

Siz birini seversiniz, o ise bir başkasını… Birçok diziye, pembe diziye ve filme ilham kaynağı olmuş, Douglas Sirk’ün çok karakterli draması, türün yine en önemli örneklerinden biridir. Bir büyük aile dramı olarak oldukça zengin olan filmde; karşılıksız ve imkansız aşk, alkolizm, çöküşe geçen burjuva yaşamı, sınıfsal farklılıklar, ailenin beklentilerinde bir kalıba giremeyen/girmek istemeyen çocuklar, gibi birçok konu işlenmiştir. Rüzgarlarla savrulan sonbahar yaprakları eşliğinde açılan ve Sirk’ün titizliğiyle bir görsel şölene dönüşen ve Lauren Bacall’ı bu sefer Rock Hudson’la gördüğümüz unutulmaz bir melodram klasiği.

The Tarnished Angels (1957)

Written on the Wind’den bir yıl sonra Sirk, aynı kadroyla bu sefer Kararmış Melekler’i çeker. Film, Southern Gothic (Güney Gotiği) alt türünün edebiyattaki önemli temsilcilerinden William Faulkner’ın 1935 yılında yayımlanan romanı Pylon’dan uyarlanmıştır. Yine diğer Sirk filmleri gibi sıkı bir toplum eleştirisi olan filmde, geçmişin savaş kahramanı pilotlarından olan bir adamın düşüşü, akrobasi gösterileriyle hayata tutunmaya çalışması ve ailesiyle beraber geçirdiği zor yılları, takıntılı bir gazetecinin haber yapmak istemesiyle gelişen olaylar konu edinilir. Pilotun karısıyla gazeteci arasındaki yakınlaşmaysa, bu ‘kaybedenler’ filmini daha da trajik noktalara götürür.

Imitation of Life (1959)

Douglas Sirk’ün son uzun metrajlı filmi olan ve Amerikalı yazar Fannie Hurst’ün romanından uyarlanan Zehirli Hayat, yine John M. Stahl’ın 1934 yapımı aynı adlı eserinin çok başarılı bir yeniden çevrimidir. Beyaz ev sahibesi, evin siyahi hizmetçisi, ev sahibesinin kızı ve siyahi hizmetçinin beyaz kızı aynı evde yaşamaktadır. Küçük kızlar beraber büyür; ama hizmetçinin kızı, annesinin renginden ve sosyal statülerinden utanç duymaktadır. Kızların büyümesiyle ve gönül ilişkilerinin karmaşaları ortaya çıktıkça, bu melodram gitgide daha da üzücü olaylara doğru sürüklenir. Lana Turner ve Sandra Dee gibi, dönemin simge isimleri, başarılı performanslarıyla filmi ölümsüzleştirmiştir.