13.01.2021

Dünya Sinema Tarihinden 30 Unutulmaz An

En Heyecanlı

1) The Good, the Bad and the Ugly

Öncesi: Film Amerikan İç Savaşı sırasında üç ödül avcısına odaklanır. Tuco ( Eli Wallach – Çirkin) başına ödül konan bir kanun kaçağıdır ve ortağı Blondie (Clint Eastwood – İyi) onu, başına konan parayı alabilmek için tekrar tekrar yakalar. Bu sırada yüklü miktarda çalınan konferedasyon altınını haber alan ortaklar, onu bulma amacıyla yola koyulur. Fakat açgözlü ve fırsatçı Angel Eye ( Lee Van Clef – Kötü) da bu altının peşindedir. Üçlünün yolu, eski bir mezarlıkta kesişir.

O an: Mezarlığın ortasında üçgen şekilde dağılan silahşörler, tedirgin, öfkeli ve dikkatli bakışlarla birbirini kollar. Nihayet silahlar çıkarılır ve Blondie, Angel Eye’ı vurur. Angel Eye, bir mezarlığın (kendi mezarının) içine girer. Tuco ısrarla ateş etmeye çalışır ancak Blondie, onun silahını çoktan boşaltmıştır.

Sonuç: Filmdeki düello sahnesi çekimleri, müziği ve kurgusuyla ustaca çekilmiş, böylelikle genele baktığımızda fazlaca heyecan katılmış bir sahnedir. Hatta öyle ki, bu sahne için rahatlıkla dünya sinema tarihinin en çok taklit edilen sahnesidir diyebiliriz.

2) Matrix

Öncesi: Matrix’te durum şudur: içerideyken bir ajan gördüğünde en tenha ve en yakın çıkıştan kaçman gerekir. Çünkü sistemin içinde ajanlar hem üst düzey fiziksel güçlere sahiptir hem de herkes potansiyel bir ajandır. Ama Neo (Keanu Reeves), kahinin yanından dönerken metro istasyonunda Ajan Smith (Hugo Weaving)’le baş başa kalır ve kaçmak yerine dövüşmeyi tercih eder. Dövüşü kazanan Neo’nun gemisi istila altındadır ve bu yüzden acil bir çıkış bulması gerekmektedir.

O an: Neo telefonla çıkışın yerini öğrenir ve bir yandan takipteki ajanlardan kaçarak son hızla çıkışa ilerler. Bu çıkış bir apartmanın 303 no’lu dairesindedir. Daireye girdiğinde karşısında ona karşı silahını doğrultmuş Ajan Smith’i görür. Smith Neo’yu önce vurur daha sonra kendi tarzıyla elveda eder. Neo ölmüştür. İşte tam bu anda bir mucize gerçekleşir: Trinity (Carrie Ann Moss) Neo’ya aşkını itiraf eder ve Neo’nun nabzı tekrar atmaya başlar, ayağa kalkar. Artık Neo, filmde bahsedilen o kişi (the one) olmuştur ve her şeyi kodlarla görmektedir. Önce kendisine sıkılan kurşunları tek hareketiyle durduran Neo sonra ajanları kolaylıkla alt eder.

Sonuç: Bu durum serinin devamına bakıldığında bir son değil aksine başlangıçtır. Neo ve Ajan Smith’in mücadelesi, tıpkı dünya var oldukça süregelen iyi ve kötünün savaşı gibi devam edecektir.

3) Se7en

Öncesi: Hıristiyanlık’ta yedi ölümcül günah vardır. John Doe (Kevin Spacey) çığrından çıkmaya başlayan dünyada bu günahları hatırlatmak, bu şekilde tüm dünyanın dikkatini çekmek isteyen psikopat bir seri katildir. Dedektif Somerset (Morgan Freeman) ve çaylak Dedektif David Mills (Brad Pitt), işlediği dehşet verici cinayetlerin ardından bu katilin peşine düşer. Nihayet onu yakalarlar ancak Doe’nun son bir planı daha vardır.

O an: Doe, Mills ve Somerset boş araziye gelir. Bir kargo arabası önceden hazırlandığı üzere araziye bir kutu bırakır. Somerset bıçağıyla kutuyu açar ve ürperip Mills’in yanına koşmaya başlar. Seri katilin son iki kurbanı Mills’in karısı ve ‘kıskançlık günahını’ işlediğini söylediği kendisidir. Mills, durumu anlayıp Doe’yu başından vurur.

Sonuç: Filmin, alışılanın aksine kötü karaktere olan bakış açısını değiştirmesinden yönetmen Fincher’ın kurduğu atmosfere kadar barındırdığı her şeyin bu heyecanlı sonu daha da etkileyici kıldığını söylesek yanılmayız heralde. Sonu sürpriz mi? Tartışılır. Ancak film vizyona girmeden çıkan afişlerin hiçbirinde Kevin Spacey’in adı yoktu. Belki de bu, filmin dönem seyircileri açısından en büyük sürpriziydi.

4) Shining

Öncesi: Jack Torrance (Jack Nicholson), karısı Wendy (Shelley Duvall) ve oğlu Danny (Danny Lloyd) ile kışın bekçiliğini yapmak için Overlook Oteli’nde kalmaya başlar. Jack için ilk başta bu otel kitabını yazıp huzur bulacağı bir yerken, zaman geçtikçe ona cinnet geçirtecek bir yere dönüşür. Jack, doğaüstü biçimde otelin etkisi altına girer ve giderek sinirini bozan aile üyelerine şiddet göstermekten çekinmez.

O an: Jack, elinde bir baltayla karlarla kaplı otelden kaçmaya çalışan karısını kovalamaktadır. Wendy, odadaki pencereden çıkamayınca eline geçirdiği bıçakla, iliklerine kadar korkmuş biçimde odanın kilitli kapısının ardında bekler. Jack baltayla kapıyı kırdığı sırada Wendy bir bıçak darbesiyle onun elini keser.

Sonuç: Özellikle ikinci yarısında gerilimin oldukça yüksek dozda olduğu Shining’te oyunculuklar, sesler ve tabii ki Kubrick’in dahiyane çekimleri oldukça heyecan verici ve sarsıcıdır. Hatta film bittiğinde bile bir süre bu gerginlik benliğimize yapışır.

5) The Silence of the Lambs

Öncesi: FBI Ajanı Clarice Starling (Jodie Foster), bir seri katilin peşindedir. Katili bulmak için ipuçları doğrultusunda Fredrica adlı kayıp kızın evine gider. Burada bulduğu fotoğraf ve kıyafetler, katilin amacını ve yeteneklerini ortaya koymaktadır. Bu sırada diğer FBI ajanları başka bir adamın peşinde Chicago’ya yola çıkmıştır. Starling araştırmasına devam eder.

O an: Ajan Starling araştırmaları sonucunda eski bir eve gelir. Burada kendisine kapıyı açan adama, Buffalo Bill lakaplı Jame Gumb (Ted Levine)’a şüphe duyar ve evin içinde gerilim dolu bir kovalamaca başlar. Starling kızı evin içindeki bir kuyuda gördüğünde tüm şüpheleri ortadan kalkar; ancak elektriklerin bir anda kesilmesi sonucunda geçici olarak kör olur. Starling en nihayetinde gece gözlüğü takan Gumb’a göre daha hızlı tetiğe basar ve daha büyük suçları önler.

Sonuç: Beş büyük oscarı kazanan filmde Jodie Foster’ın oyunculuğu kadar, ona katili yakalamasında yardımcı olan Dr. Hannibal Lecter rolünü canlandıran Anthony Hopkins’in kısa ama muhteşem oyunculuğu da önemlidir. Kaldı ki bu sahne, film boyunca yaşanan gerilimin doruğa çıkması sebebiyle bu kadar heyecan vericidir.