13.01.2021

Dünya Sinema Tarihinden 30 Unutulmaz An

En Romantik

1) Eternal Sunshine of the Spotless Mind

Öncesi: Joel (Jim Carrey), eski sevgilisi Clementine (Kate Winslet) ile yaşadıkları ilişkinin burukluğunu atlatamamışken, Clementine’ın garip bir biçimde kendisini hafızasından sildirdiğini öğrenir ve kendisi de öfkelenip aynı yola baş vurur. Bu yüzden Clementine ile ilgili ne kadar anısı, onu hatırlatacak ne kadar eşya varsa hepsini toplar ve hafıza silme işlemini gerçekleştiren ekibe verir.

O an: Hafıza silme işlemi sırasında, anılar zihninden akarken Joel bu anıların kaybolmasını istemediğini anlar. Clementine’ı çocukluk anılarına, yani zihninde belirlenen haritanın dışına gizler ancak bu uzun sürmez. Anıları silen ekip durumu farkettiğinde sorunu çözer ve işlem devam eder. Bu sırada daha önce olmamış bir olay gelişir. Joel kendiliğinden gözlerini açar, ağlamaktadır.

Sonuç: Sahne bize gerçek sevginin yarattığı izlerin unutulmasının hiç de kolay olmadığını anlatır.

2) In the Mood for Love

Öncesi: Bayan Chan (Maggie Cheung) ve Bay Chow (Tony Leung) aynı apartmanda yan yana iki daire kiralar. Bir rastlantı eseri eşlerinin kendilerini aldattıklarını öğrenen ikili, bu durumu zihinlerinde resmedebilmek için bunun provasını yapmaya başlar. Ancak başlarda duygusallıktan uzak görünen bu ilişki, iki karakter için de giderek farklı bir hal almaya başlar.

O an: İkili titrek bir ışığın altında, yağmurlu bir gecede sokaktadır. Bay Chow hislerini açığa vurmaya başlar. Aslında yaptıkları vedalaşma provası, adamın kadının elini tuttuğu, pek de konuşmadan kalbini döktüğü gerçek bir an’a dönüşür. Ancak ihtimallerle dolu o an yitirilir, bir daha geri gelmez.

Sonuç: Aşkın ve barındırdığı duyguların karakterlerden bağımsız anlatıldığı, böylesine büyüleyici bir filmde gördüğümüz bu iki karakterin en sonunda bir araya gelmemesi belki de bizlere en dramatik anların da tıpkı en heyecanlı anlar gibi aşkın çok önemli bir parçası olduğunu hatırlatıyor. Ve ikilinin ‘tam olarak yaşanmamış ilişkilerinin duygusal şiddeti, üzerimizde tarifsiz bir etki bırakıyor.’

3) Before Sunrise

Öncesi: Celine (Julie Delpy) ve Jesse (Ethan Hawke) bir rastlantı eseri trende karşılaşıp sohbet etmeye başlar. Konuştukça birbirine iyice ısınan ikili o günü beraber Viyana sokaklarında geçirmeye karar verir.

O an: İkili bir müzik shop’a girer. Celine’in önerisiyle Kath Bloom’a ait bir plağı alıp dinlemek için kabine girerler. Bakışlarından ve tavırlarından birbirinden çok hoşlandıklarını anladığımız ikilinin kaçamak bakışları, Come Here şarkısı eşliğinde kabinin içinde öylesine naif ve tatlıdır ki gözlerimiz önce birine sonra ötekine kayar durur.

Sonuç: Sahne hayatlarımıza içten birer gülümseme ve muhteşem bir şarkı katıyor. Yetmez mi?

4) Blue Valentine

Öncesi: Dean (Ryan Gosling) ve Cindy (Michelle Williams) evlilikleri gün geçtikçe kötüye giden bir çifttir. Bir yandan mutsuz çiftimizin durumu düzeltme çabalarına tanık olurken, flashback’lerle de tanıştıkları zamana gideriz. Bir taşıma şirketinde işe başlayan Dean işini yaptığı bir anda Cindy ile tanışır; daha sonra otobüste denk gelen ikili konuşmaya başlar.

O an: Otobüsten inen ikili konuşmaya devam ederek sokaklarda yürür. Bir süre sonra bir dükkanın önünde Dean ukulele çalar ve Cindy dans eder. Bu serenat sahnesi öncesi ve anın hissettirdikleri bakımından Before Sunrise etkisi yaratır.

Sonuç: Tam yüzümüzde bir gülümseme, içimizde bir sıcaklık oluşmuşken ardından gelen sahne, bizi bugüne döndürür ve soğuk duş etkisi yaratır, gerçekleri yüzümüze vurur.

5) Love Actually

Öncesi: Noel zamanı, Londra… Birbirinden farklı insanların, konusu ‘aşk’ olan farklı hikayelerine odaklanan filmde bizim romantik hikayemiz Mark (Andrew Lincoln), Juliet (Keira Knightley) ve Peter (Chiwetel Ejiofor) üçgeninde yer alıyor. Evlenirken en yakınındaki, en iyi arkadaşının karısına aşık olan Mark, Noel akşamında arkadaşının evine gider.

O an: Kapıyı Juliet açar. Mark hiç konuşmadan, sırasıyla elinde tuttuğu kartonları göstererek Juliet’e aşkını itiraf eder. Juliet önce şaşırır, sonra Mark ayrılmak üzereyken gidip onu öper.

Sonuç: Aşkın ne kadar samimi ve kör olduğunu gösteren bu sahne her ne kadar bizim kültürümüze biraz ters olsa da, bu onun romantikliğini eksiltmiyor.