28.05.2017

VİZYON ELEŞTİRİSİ: Gece

Usta Yeşilçam yönetmenleri kuşkusuz günümüzde üretkenliklerini yitirdiler. Kimisi sinemaya küstüğünden, kimisi ise yaşları çok ilerlediğinden olsa gerek uzun yıllardır film çekmediler. Bunların içerisinden 2000 sonrasında Ömer Kavur “Karşılaşma”ya (2003), Atıf Yılmaz “Eğreti Gelin”e (2005), Memduh Ün ve Tunç Başaran ise “Sinema Bir Mucizedir”e (2005) imza atsa da yönetmenlerin kariyerlerinde öne çıkan filmler olmaktan uzaktı. Zeki Ökten “Çinliler Geliyor” (2006), Şerif Gören “Ay Büyürken Uyuyamam” (2011) ve Tunç Okan “Umut Üzümleri” (2013) ile oldukça “eski kafa” bir sinema anlayışıyla kariyerlerinin en kötü filmlerine imza atarak bu yeni düzende kalıcı olmayı başaramadılar. Bu isimler içerisinden ise bir tek Erden Kıral “Vicdan” (2008) ile “kariyerinin ikinci dönemi” olarak adlandırabileceğimiz farklı ve yenilikçi filmler peşinde koştuğu bir yola saptı. 72 yaşında, Yeşilçam’dan gelen bir sinemacı için lineer anlatıyı bozup içinde deneysel ve sürreal kodlar barındıran, sinematografiye oldukça önem veren Yük (2012) büyük bir cesaret örneğiydi. Kıral’ın aylardır merakla beklenen son filmi “Gece” ise nihayet vizyona girdi.

Hasan Özkılıç’ın “Zahit” adlı romanından uyarlanan Gece, temelde İzmir’e göç etmek zorunda kalmış bir Kürt ailesinin dağılışını ele alıyor. İlk yarım saatlik süreçte “Sürtük Night Club” adlı bir pavyonda konsomatrislik yapan Süsen (Nurgül Yeşilçay), Süsen’in aynı pavyonda çalışan uyuşturucu bağımlısı kocası Yusuf (Mert Fırat) ve pavyonun arıza kişilikli sahibi Ekrem (İlyas Salman) arasında bir tür “üçgen” oluşturuluyor. Ailenin diğer fertleri yan hikaye olarak ara ara yine hikayeyi bölüyor fakat başlarda bu rahatsızlık vermiyor. Bu üçlü arasında oldukça sorunlu ve aşırı arabesk bir ilişki var. Akşamları hiyerarşik bir yapıda çalışıp, geceleri evde toplanarak hatta bazen arkadaşlarını da çağırarak alkolle, uyuşturucuyla sabaha kadar kafa bulan insanlar bunlar. Süsen’in varlığının yarattığı seksüel gerilim, Yusuf’un korkaklıkla her an her şeyi yapabilecek delilikteki dengesizliği ve Ekrem’in akşamları elinde çiçeklerle efendi bir adam gibi gelip, gece olunca tacizci bir sapığa dönüşmesi yeteri kadar ilgi çekici.

Filmi tek başına taşıyacak bir konu, Nurgül Yeşilçay, Mert Fırat ve İlyas Salman gibi oyunculuklarıyla ilgiyi üzerine çeken bir üçlü ve sinematografik olarak Vicdan’daki gibi “kitsch” bir atmosferle Demirkubuz arabeskliğini harmanlamaya çalışan garip yapı varken filmin işlememesi için hiçbir neden gözükmüyor. Ne zaman ailenin dağa çıkıp örgüte katılan büyük abisi (Teoman Kumbaracıbaşı) ve örgüte katılıp yakalanınca açlık grevine giren küçük kardeş (Hakan Yufkacıgil) karakterleri filme dahil oluyor, asıl sorun o zaman başlıyor. Teoman Kumbaracıbaşı’nın canlandırdığı “Zahit” karakteri aslında filmin uyarlandığı kitabın ismi olsa da filmde önemsenmeyecek kadar az sahnesi bulunan bir karton karakter. Hakan Yufkacıgil’in karakteri ise örgüte katılma ve açlık grevine girme nedenini pek anlayamadığımız ve bu süreçte inandırıcılık sorunları çektiğimiz, iyi yazılmamış bir karakter. Haliyle hikaye ana hikayeden sapıp sürekli bu karakterlere geçiş yaptıkça film aksamaya başlıyor. Hikayenin politik tarafında Erden Kıral’ın Kanal (1978), Bereketli Topraklar Üzerinde (1980) ve Hakkari’de Bir Mevsim (1983) gibi sosyal gerçekçi filmlere olan hakimiyetine yakışmayacak bir olmamışlık ve yapaylık hakim. Üstelik yan karakterler sadece “aile” içinde de bitmiyor, işin pavyon tarafında da ikinci konsomatrisi canlandıran Ayça Damgacı ve şair karakterinde Hakan Karahan’ın da ayrı bir hikayesi var. Aslında sadece pavyondaki karakterlere odaklanan bir film olsa Damgacı ve Karahan’ın karakterlerinin işlevi önemli hale gelirmiş fakat hikayenin zaten sürekli dağılması onların da “eklektik” durmasına yol açmış. Vicdan ve Yük filmlerinin yetkin kurgucusu Mustafa Preşeva bu sefer de kurgu başında olsaymış filmdeki bu dağınıklığı belki bir nebze olsun toparlayabilirmiş.

Mert Fırat, bugüne kadar oynadığı rollerden oldukça farklı, yeteneklerini gösterebileceği bir karakterde kariyerinin en iyi performansına imza atıyor. Vildan Atasever, karakterinin senaryoda çok bir yetkinliği olmamasına rağmen iyi oyunculuğuyla filmin tutarlı performansları arasına adını yazdırıyor. Nurgül Yeşilçay ve İlyas Salman’ın performansları ise bir türlü denge tutturamıyor. Bazı sahnelerde çok başarılı nüanslar ortaya koyarken, kimi zaman ise aşırı mimik kullanımından doğan yapay bir oyun sergiliyorlar. Süsen karakterinin Vicdan’da yine Nurgül Yeşilçay’ın oynadığı Aydanur’u çok andırması belirli bir “tekrar” hissiyatını beraberinde getirirken, İlyas Salman’ın Lal Gece (2012) ve Corn Island (2014)’taki doğallık hissiyatı veren güçlü performansları da yerini yönlendirildiğini hissettiren tuhaf “an”lara bırakıyor.