01.08.2016

ELEŞTİRİ: İçimdeki Ses

Icimdeki Ses Genel (4)

2014 yılı sonunda Kanal D’de finali yayınlanan “Galip Derviş” dizisinin pek çok bölümünü yönetmiş Çağrı Bayrak’ın ilk uzun metrajı “İçimdeki Ses”, aynı zamanda Engin Günaydın’ın Vavien’den sonra beyazperdeye aktarılan ikinci uzun metraj senaryosu olma özelliği taşıyor. Orta yaşlı, kendine güvensiz senarist Selim’in (Günaydın) hikâyesini takip ettiğimiz film, daha ilk sahneden tanıştığımız baş kadın karakter Ayşıl’la (Leyla Tuğutlu) beraber renkleniyor. Eski Türkiye güzeli Tuğutlu’nun takdire şayan, hatta neredeyse hiç aksamayan bir performansla hayat verdiği güzeller güzeli Ayşıl’la bizim sıradan Selim’in ‘tuhaf’ aşk hikâyesini seyre dalıyoruz. Bu hikâye boyunca da, Selim’in film boyunca sık sık işittiğimiz ama Engin Günaydın’ın performansı ve yazdığı matrak monologlar sayesinde neyse ki pek sırıtmayan -hatta hikâyeye iyi hizmet de eden- iç sesle paralel olarak, Selim’in annesi Mehpare’yle (Füsun Demirel) arasındaki aşk-nefret ilişkisine ve tüm erkekler gibi babasına benzememeye çalışırken gitgide ona dönüşmesi gibi ufak çaplı trajedilere tanık oluyoruz.

Burada filmde büyük yer tutan teyzeleri anmadan olmaz. Mizah dergilerinde Umut Sarıkaya ve muadili çizerlerin yaptığı mizahı hatırlatan, keskin ve gerçekçi gözlemlere dayanarak yazılmış bu teyzelerimizin bulunduğu sahneler, filmin en iyi işleyen ve en fazla reaksiyon alan güldürü kaynaklarından. Teyzelerimizin Ayşıl’la beraber sahtekar girişimci Alptekin (Onur Buldu) tarafından antik bir termal otele götürüldüğü kısa ama hayli eğlenceli bölüm, özellikle Onur Buldu’nun her zamanki dinamik performansıyla parlıyor.

Icimdeki Ses - Cekimler Basladi (2)

Kesif bir melankoliyle mizahı birbirine karıştıran, yer yer son derece uç noktalara da gitmekten çekinmeyen Taylan Biraderler filmi “Vavien”in aksine “İçimdeki Ses” daha hafif bir yapım. İçinde bir miktar keder de bulunan, önceki paragrafta sözünü ettiğim gibi gündelik hayata dair gayet nokta atışı gözlemlere dayanan mizahı, filmin en kaydadeğer yönlerinden. Fakat senaryonun odak noktası özellikle ikinci yarıdan itibaren kayınca ve Günaydın günlük hayata dair gereğinden fazla şeyi tek bir senaryoya sıkıştırma çabasına girişince, filmin ritmi aksıyor. Ayrıca önemli bir komedi unsuru teşkil etse dahi Ersin Korkut’un canlandırdığı Yılmaz’ın diğer karakterlere oranla biraz çiğ kaldığı söylenebilir. Neyse ki bu gibi aksamalar filmi raydan çıkaracak kadar kritik değil, ki izleyicinin zekâsını küçümseyen, film demeye bin şahit isteyen pek çok leş yerli komedinin yanında “İçimdeki Ses” kusurlarıyla bile gayet ışıldıyor.

Çağrı Bayrak, televizyondan sinemaya geçiş yapan pek çok yönetmenin aksine dizi estetiğinden uzak, üzerine düşünülmüş ve özenilmiş, Ferhat Uzundağ’ın üstlendiği görüntü yönetmenliği de gayet düzgün olan bir ilk filmle karşılıyor bizi. “İçimdeki Ses”in en büyük artılarından biri, oyuncuların performansı ve filmin kaliteli mizahıyla beraber bu teknik ve görsel başarısı. Bayrak’ın farklı türlere yelken açarsa ne gibi işler ortaya koyacağını şahsen özellikle merak ediyor ve bu arada “İçimdeki Ses”e vizyonda muhakkak şans verin diyorum.