23.05.2016

ELEŞTİRİ: The Equalizer

2001’de Training Day ile tüm dünyaya adını duyuran yönetmen Antoine Fuqua, Denzel Washington ile ilk işbirliğini de bu filmle gerçekleştirmişti. Sonrasında gelen Tears of the Sun (2003), King Arthur (2004), Shooter (2007) ve Brooklyn’s Finest (2009) ile hep orta karar filmlerde kariyerini seyrettiren Fuqua, geçtiğimiz yıl Olympus Has Fallen ile en zayıf filmine imza atarak geçmişteki çıkışını aratır oldu. The Equalizer ise 13 yıl aradan sonra Fuqua ve Washington’un tekrar bir araya gelmesiyle merak konusu oldu lakin yönetmen hala “iyi bir zanaatkar” olmaktan öteye gidemeyecek kadar formül filmi yapmakta ısrarcı olunca durum değişmemiş.

Bu tarz suç filmlerinde klasik bir kalıp vardır. Leon (1994)’da ya da Ajeossi (2010)’de olduğu gibi gizemli geçmişe sahip olan yalnız bir adam kendisinden yaşça epey küçük bir kız çocuğuyla tanışır. Tekdüze giden yaşamına o küçük anlar bir renk katar. Ardından kız kaçırılır ya da zarar görür ve kahramanımız bir ölüm makinesine dönüşmeye başlar. Yönetmen Fuqua bu kalıbı birebir uygularken başlarda dramatik yapıyı etkili bir şekilde kurmayı başarıyor. Öyle ki, Robert (Denzel Washington) ve Teri (Chloe Grace Moretz) arasında bir kafede geçen diyalogların duygusal yapısı ve “The Old Man and the Sea” kitabı üzerinden yapılan göndermeler karakterlere ısınmamızı sağlıyor.

Mark Twain’in “Hayatının iki önemli günü doğduğun gün ve niye doğduğunu anladığın gündür” sözünü esas alan film, Robert’ın niye doğduğu sorusunu kötülere karşı savaşmak ve öldürmek olarak belirliyor. Oldukça sessiz, sakin

ve sıradan bir insan olarak tanıtılan Robert karakterindeki en büyük sorun da bu noktada ortaya çıkıyor. Normalde bu tip filmlerde bela ana karakteri bulur ve kahramanımız kötülerle mücadele etmek zorunda kalır. Burada ise daha çok Robert standart hayatından sıkılmış, eski gizemli yaşantısını özlediği için de belaya bulaşmak istemiş gibi bir durum söz konusu. Öyle ki, belaya bulaştıkça daha da çok özgüveni yerine geliyor, Rus mafyasıyla savaşmaktan adeta haz duyuyor. Bunun üzerine yönetmenin Robert’ı patlamaların içerisinde ağır çekimle artistik şekilde yürüyen, dövüşmeden önce saniye tutarak koskoca Rus mafyası şebekesini adeta hiçbir zorluk katsayısı yaşamadan tek başına bitiren biri olarak tasvir edince akla ister istemez Polat Alemdar’ı ya da Cüneyt Arkın’ı getiriyor. Karakterin simetri ve düzen hastalığı ise ihtiyar delikanlılara yüklenmiş ve artık klişeleşmiş bir misyon olduğundan daha çok karikatürize duruyor.

Fuqua her şeye rağmen hikayesini sonuna kadar izlettiren bir yönetmen fakat her seferinde fazlasıyla formüllere bağlı senaryoları yönetmesi adını duyurmasına engel oluyor. Günümüz aksiyon filmleriyle kıyasladığımızda teknik olarak abartıdan uzak, kendine has bir imzası olan sahneler bütününe imza atıyor fakat Training Day haricinde senaryosu iyi bir filmi yönettiği ne yazık ki söylenemez. The Equalizer’da her ne kadar klişe de olsa iyi kotardığı çıkış noktasını bireysel noktadan uluslararası boyutlara taşıması gittikçe sıradanlaşan bir yapıyı beraberinde getiriyor. Çünkü film Teri karakterini sadece olaylar zincirinin başlaması için dramatik bir “neden” olarak sunarken sonrasında onu adeta unutarak, hatta ortadan kaldırarak açıkça “biz işimize bakalım!” diyor. Halbuki filmin 131 dakikalık süresiyle Rus mafyası ve dağıtım ağları üzerinden geniş bir hesaplaşma – intikam filmi modeli yaratması için bolca vakti mevcut. Buna rağmen filmin hamleleri Denzel Washington’un 60 yaşına gelmesine rağmen hala 20’lik delikanlı kadar dinç ve ayakta olduğunu göstermek için karizma odaklı olunca ortaya “ölümsüz bir adamın vukuatları” neticesinde bir sonuç çıkıyor.

 

The Equalizer, Denzel Washington usulü aksiyon filmlerini özleyenlerin ve kahramanın karizmatik bir şekilde tasvir edildiği aksiyon sekanslarını sevenler için biçilmiş kaftan. Ne de olsa Washington en kötü filmde bile kendini izlettirip sempati uyandıracak kadar başarılı mimiklere ve duruşa sahip bir oyuncu. Chloe Grace Moretz ise her ne kadar kendisine ayrılan süre çok olmasa da yine başarılı performansıyla dikkat çekerek geleceğin önemli kadın oyuncularından olacağının sinyallerini vermeye devam ediyor.