13.06.2018

En Az 20 Kere İzlenmesi Gereken 20 Bilim Kurgu Filmi

6. Star Wars: Episode III – The Revenge of the Sith (2005)

Büyük bir saganın en iyi parçası. İlk altı bölüm arasında en son çıkan ve merak edilen her şeyi cevaplayan, neyin ve kimin nasıl bu hâle geldiğini gösteren bölüm. Görsel olarak ve senaryo bütünlüğü açısından da çok iyi yapılandırılmış. Karakterlerin geçirdiği değişim ve vardıkları noktada soru işareti olan en ufak bir şey dahi bırakmıyor film. Girişteki uzay savaşı, padawanların katledilişi gibi ikonik anlar da eklenince, serinin en iyi filmi ortaya çıkıyor.

7. Stalker (1979)

Listedeki ikinci ve son Tarkovski filmi. Boris ve Arkadi Ştrugatski kardeşlerinin “Uzayda Piknik” adlı kült eserinden uyarlanan film, duru ama çok etkili yönetmenliğiyle akıllarda kaldı. Yazarlar aynı zamanda senaryo yazımında da yer aldılar. Filmde, uzaylılar dünyaya uğramış ama bizi fark etmemişlerdi, sadece piknik yapıp gitmişlerdi adeta. Çöplerini dağıtmışlar, toplamaya dahi tenezzül etmemişler ve çeşitli nesneler, esrarengiz güç alanları kalmıştı geriye. Yarı düş yarı gerçek atmosferiyle her listede yer almayı hak ediyor Stalker. Çok aşağıya koyduğumu düşünenler affetsin.

8. Matrix (1999)

Şimdilerde pek burun kıvrılsa da Matrix’in açtığı çığırın farkında olmamız gerekiyor. Teknik yeniliği yüzünden pek kötü taklitlerinin ardını açsa da bunun için filmi suçlayacak değiliz. Felsefe, gönderme ve alt metinler taşıyan siberpunk şaheserinin en büyük şanssızlığı, ardından gelen iki devam filminin de ilk filme ihanet etmesiydi…

9. Akira (1988)

Animelerin bilim kurgu için ne kadar elverişli bir tür olduğunu kanıtlayan film. Punk çeteleri, evsizleri toplayan devlet ve gizli deneyler… İzleyenler hatırlayacaktır, final sahnesi canlı oyuncularla, bilgisayar efektleriyle oluşturulacak gibi değil. Katsuhiro Otomo’nun yazdığı, çizdiği, yönettiği film kendine has dünyasıyla da izlemeye değer.

10. Metropolis (1927)

“Sen 1927 yılında nasıl böyle bir film çekebildin?” diye sorarlar adama. Metropolis şehrinin maket tasarımları inanılmaz gerçekçi, filmin seyir zevki de var. Ancak daha önemlisi sinema aleminin ilk distopyası sayılabilir. Yönetici sınıfın cennet gibi yer üstünde, işçi sınıfının ise köle gibi yer altında yaşadığı bir toplumun hikayesi Metropolis. Daha sonra Naziler yüzünden ülkesinden kaçmak zorunda kalacak olan sınıf bilincine sahip Fritz Lang’e şapka çıkarıyorum.

1234