22.09.2016

En İyi 30 Uzakdoğu Filmi: 11 – Battle Royale

battle royale

Sineklerin  Tanrısı kitabı ve filmi çoğumuzun malumudur. Hatta onun şimdilere uzanan Huger Games versiyonlarını da ya izledik, ya okuduk ya da en azından biliriz. Bu bakışın, Avrupa Sineması’na ait değişik versiyonlarını da izledik. Bir grup insan ya deney ya oyun için bir yere götürülür ve canlı kalacak olan kazanan da olacaktır. Bu eski ve yeni versiyonların tam ortasında, türün (belki de türün demek pek doğru değil) en özel ve en güzel versiyonu 2000 yılında aynı adlı romandan uyarlanarak Kinji Fukasaku tarafından Battle Royale adı ile çekildi. Hükümetin gençlere karşı aldığı tavrın bir ürünü olan BR kuralları, dönemsel olarak bir lise sınıfının bilinmeyen bir adaya götürülmesi ve sadece bir kişinin canlı kurtulması esasına dayanırdu. Film, Nobu ve arkadaşlarının sınıfının başına bu hadisenin gelmesi üzerinden, oldukça sert ve şiddet dozu bir şekilde ilerler.

Evvela meselede komün bir anlatı ve toplumsal ayrışmalar vuku buluyor. Gruplaşmalar, başarısızlığı anlayınca kendini diskalifiye edenler, zekiler, korkaklar, kaçmak isteyenler. Liseli grup üzerinden toplumun ve baskıların bir fotoğrafı. Bu çocuklar, bu ada olmasa bile bu sınıflara ve sıfatlara evrilecekler. Zira, siyasetin, toplumun ya da sevdiğimiz insanların baskıları her zaman ensemizde olacak. Tabii iktidar ve toplum ilişkisi, özellikle gençler üzerinden aktarıldığında gerçeklik duygusu inanılmaz derecede artırıyor. Bu baskıların sonucu ise gençlerin tahammülsüzlüğü (bu filmde daha çok korkuları) üzerinden birbirlerini öldürmeye kadar gidecek bir zincir oluşmuş oluyor. Kimi durumlarda yapacak bir mücadele de olmayınca boyun eğmek gerekiyor. Fukasaku, tüm bunları ne siyaset, ne drama direkte fantastik bir gerçeklikte ve şiddet üzerinden veriyor. İlgi çekicilik ve yaratıcılık anlamında bu oldukça etkileyici ve reaksiyonel oluyor. Mange ve gore kültürlerinin de etkisini bulmanın epey mümkün olduğu ve bu sebeple dozun bazen, özellikle kesintisiz versiyonda üst seviyeler çıktığını belirtmek gerek. Uzakdoğu’dan çıkma şiddet filmlerine aşina olanlar eğlenebilirler bile ama alışık olmayanları zor bir sınav beklemekte.

"Blood bath and then bedtime."

Battle Royale

Filmin hayatta kalmak, aşk ve aksiyon gibi ekstra doneleri de mevcut. Hayatta kalmak uğruna insanoğlunun neler yapabileceği, en yakınını bile belki gözünü kırpmadan öldürebileceği gerçeğini ortaya koyan bir yapım. Bizim jargonda “herkesin canı tatlıdır”dediğimiz hadise epeyce vuku buluyor. Tabii bir klişe olarak ama iyi değerlendirilen aşk mevzusu da son dakikada içini dökmek seviyesinden. Bolca itirafta bulunan, gizli hissiyatlarını su yüzüne çıkaran insanlar, bunu neden son anda, giderayak yapar? Bu elbette kaynetme ve kaybedilme korkusundan başkası değil. Bunu da çok net peliküle aktarıyor yönetmen ve ölüm korkusunu da ekleyince insanı savunmasız bırakıyor.

Filmin konusundan başka güçlü olduğu ama beğenmeyenlerin de en çok eleştirdiği özleliklerin başında müzikleri geliyor. Kimilerine göre şiddetin ve depresifliğin en güzel tanımı klasik müzikle olurken, çoğu izleyiciye göre de bu müzik seçimi konsantrasyon bozucu idi. Ama şiddetin böylesine net anlatıldığı bir filmde, nefretin senfonisi de olmalıydı, bu sebeple de ben müziği epeyce yakıştıranlardanım. Bunun yanı sıra da teknik özellik olrak sinematografi çok başarılıydı demek lazım. Filmin şiddet, aşk, doğa üçgeninde, renk ve ton seçimleri ayrı ve belirleyiciydi. Hani kaba tabirle cuk oturdu dediğimiz türden. Hal böyle olunca da, yanına kurulan atmosfer bir belki birkaç kat daha anlam kazanıyor. Top yekün bakıldığında da güzel bir sinemasal deneyim anlamına geliyor.

Oyunculuk performanslarına gelince, filmi bu kadar övmeme rağmen biraz puan kırıcı olduğunu söylemem lazım.Ya deneme çekimleri çok önemsenmemiş ya da gençlerin bazılarının kötü performansları gerçekçilik adına lazım sayılmış. Kim bilir sırf bu tercihlerin uzaklaştırdığı konsantrasyon yüzünden film çok daha üste seviyelerde anılacakken, ismi biraz daha sinefiller arasında zikrediliyor.

Battle Royale, iktidarın, toplumun ve insansın içindeki dürtüler harika bir harmanı. Hayatta kalma içgüdüsü de eklenince izleyici için oldukça sert bir empati kaynağı. İçimizdeki şiddet, evrilen, yönelendirilen şiddet ve bencillik. Tüm bunlar hepimizin içinde patlamayı bekliyor ve ortaya çıkması en yüksek tondan etkileşimler istiyor. Zor bir film, hazmı kolay değil ama kesinlikle eşsiz bir deneyim.