18.05.2016

En İyi 30 Uzakdoğu Filmi: 29 – Madeo

Memories of Murder ile başyapıta imza atıp bizi derinden sarsan Joon Ho Bong, daha sonra The Host filmi ile de yeteneklerini göz önüne serdi. Leos Carax ve Michel Gondry ile kışkırtıcı Tokyo!’ya da imza atan usta yönetmen geçtiğimiz yıllarda da Snowpiercer ile yine sağlam bir işe imza atmayı başardı. Bu filmlerin arasında kalan, nispeten az bilinen Madeo ise tam anlamıyla gizli bir hazine. Akli dengesi yerine olmayan ve cinayet ile suçlanan oğlunu kurtarmak/aklamak için mücadele eden bir annenin öyküsüne odaklanan film,  yer yer gerilim, bolca hüzün ve biraz da kara komedi unsurları içermekte. Klasik gibi görünen hikayesi, ilerledikçe özgünlükte zirve yapıyor ve bizi yine derinden sarsıyor ve yönetmen Bong’un müthiş yetenekli olduğunu bir kez daha anlamamızı sağlıyor. Öyle ki, kötüyü vasatı bırakalım, gayet iyi teriminin altında kalan bir filmi bile henüz yok.

Anne, liseli bir kızın ölümünden dolayı suçlanan oğlunu kurtarmak için her yolu dener. Oğlunun suçsuz olduğuna sadece o inanmaktadır. Tabii öncelikle bir annedir ve bizim ana yüreği dediğimiz hissiyat otomatik devreye girer. Filmde anne olgusu ve oğluna olan düşkünlüğü/sahiplenmesi çok net aktarılır. Film bu anlamı ile ana akımın normlarını da yerine getirir ve bunu yaparken hiç ajite etmez, tam tersine izlerken sürekli soğuk ve gergin bir hava sizi de etkisi altına alır. Burada Hye-Ja Kim’in akıl almaz anne portresi de devrededir ve özellikle bakışları ile gerçeklik duygusunu en üst seviyeye taşır. Hal böyle olunca da bambaşka bir kültüre sahip ve hazmı zor Uzakdoğu sinemasının bu örneği anne – oğul ilişkisinden dolayı son derece evrensel boyutlara taşınmış. Yani herkesin, özellikle de kadınların empati kurmaları çok zor olmayacaktır. Filmin birincil teması bir anne olmak, her şartta oğlunu korumak ve onun için yapmayacağı şey olmadığını betimlemektir ve Bong bunu da ustaca kotarır.

Tam da bu noktada adalet olgusundan da bahsetmek gerek. Göndermelerin yerini bulduğu adalet filmde bir anneye kalıyor. Buradan hareketle bazen insanın kendi adaletini kendisinin oluşturması ya da yerine gelmesini sağlamasını da tartışabiliriz. Polis hemen gerekeni yapıyor, deliller var ama yeterli mi? İnceleme safhası bu kadar mı olmalı? Bu soruları yöneltmek için büyük bir uzmanlık gerekmiyor. Tabii hikayenin gidişine ve izlerken durulan yere göre annenin olmayan adaleti, koruma içgüdüsü ile inandığı şeyin peşinde yanlış yolda gittiğini de savunabilirsiniz. Sonuçta ortada bir cinayet var ve faili kimilerine göre belli.

Filmin en büyük başarılarından birisi de senaryosu ve son derece uyumlu anlatısı. En donuk karakterlerin duygusal valsleri, senaryo içindeki manevralar ve ters köşeler ile destek buluyor. Kapkara bir suç filminin ögelerini taşıyan rahatsız edici atmosferi ise bazı anlarda zekice ve durumsal komedilerle konsantrasyonu bozmama adına senkronize ilerliyor. Bu anlamda konsantrasyon kaybedici ekstra bir unsurun olmadığını da belirtelim. Sonlara doğru artan merak ise, gerilimin ürkütücü ama cezbedici rolü ile yerini yer yer şüpheye bırakıyor ve tahmin skalamız oldukça fazla değişkenlik gösteriyor. Bütün bunlardan sonra da film öyle güzel, dokunaklı bir finalle sonlanıyor ki kusursuz kelimesinin tam karşılığını gözler önüne seriyor.  İzleyiciye de karmaşık bir dolu duygu ve geçişlerden sonra biraz arkaya yaslanıp dinlenmek ve filmin etkisini yaşamak kalıyor.

Gayet sağlam bir sinematografiye sahip, oyunculukların ışıldadığı, atmosferi kuvvetli, hikayesi zahmetli bir harika film Madeo. Gerilirken sevgi, şüphelenirken bağ ve sinirlenirken şefkat duyacağınız bir deneyim. Son yılların yükselen ve boş atışı olmayan yönetmeninin yeni filmini büyük bir heyecanla beklerken, şimdiye kadar aldığı yolun karşısında ise saygıyla eğiliyorum.