16.11.2017

En Sevdiğim Scorsese

Onur KIRŞAVOĞLU

Mean Streets (1973)

Mean Streets’in yeri benim için bambaşkadır. Değeri hiçbir zaman tam anlaşılamamış ve en underrated filmlerden biri olmuştur. Bence ustanın da en kişisel filmidir. Sonraki başyapıtlarının da bir müjdecisi, bir öncüsüdür. Little Italy’de geçen bu mafya hikayesi, De Niro ve Keitel’ın harika performanslarıyla da gerçekçi bir hava yakalar. Hatta rivayete göre, başrol oyuncusu Harvey Keitel, Scorsese’nin diğer projeleri için de başrolde düşündüğü isimken, De Niro’nun bu performansı ile kararı değişiyor ve malumunuz olan filmler sinema tarihine geçiyor. Scorsese’nin kendine özgü kamera hareketlerinin ilk görüldüğü ve bizi hayran bıraktığı film de Mean Streets’dir. Dört karakter üzerinden bazen din göndermeleri, bazen isyanın en içten hali ve bazen de bir semtin bütün o karmaşasını perdeye muhteşem şekilde aktarır Scorsese. Müzikler ise sanki o mahallede yaşıyormuşcasına içselleştirmemizi sağlar. Giuseppe Di Stefano’nun operalarından Eric Clapton’a, Rolling Stones’un efsane şarkılarından Renato Carosone’nin o muhteşem tınılarına kadar uzanan muhteşem bir soundtrack seçkisi. Tabii, sert sahneleri, akıl almaz diyalogları ve beklemediğiniz anda kahkahalara boğan esprileri de eklemek gerek. Mean Streets, tam anlamıyla bir sokak filmi ve mafyöz karakterli filmleri sevenler için bir çok filmden daha “gerçek” bir başyapıt.