16.11.2017

En Sevdiğim Scorsese

Öner GÜNDOĞDU

Raging Bull (1980)

New York City doğumlu yönetmen, yapımcı ve senarist Martin Scorsese 72 yaşına giriyor. Günümüzde her yeni filmi sinema severler tarafından merakla beklenen Martin Scorsese’nin bugüne kadar çektiği birçok filmin sinema tarihine iz bıraktığını söylebiliriz. Aklıma ilk gelen filmlerinden biri, anlatım tarzını çok beğendiğim Scorsese’nin henüz 38 yaşındayken siyah-beyazperdeye yansıttığı “Raging Bull” (1980)’dur. Boksör Jack la Motta’nın gerçek özyaşam öyküsünden (Raging Bull: My Story adlı kitabından) uyarlanan Ranging Bull, Motta’nın (Robert de Niro) şampiyonluktan bir bar komedyenliğine uzanan trajik hayat hikayesini anlatır. Scorsese’nin etkileyici anlatımı Robert De Niro’nun başarılı performasıyla (O yıl Oscar’ı kazanmıştır) birleşince, izleyenler Motta ile sıkı bir bağ kurar. Motta, tavrı ve davranışları ile bizleri güldürür ve kariyeri düşüşe geçince de onunla empati kurmamızı, zaman zaman ona acımamızı sağlar. Yaratılan atmosfer, yerinde kullanan müzikler ve kamera hareketleri diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de anlatımı güçlendiren unsurlardandır. Bu başarılı yapı, kendini tek başına ringde ısınan boksörün görüldüğü açılış sahnesinden belli eder. Scorsese için, filmin çekimlerine başlamadan önce moralinin bozuk olduğu ve zor günler geçirdiği söylenir. Motta’nın yaşadıkları, içinde bulunduğu ruh halinin bir yansıması olarak belirir ve izleyicilerden önce kendi Motta ile bağ kurar. Son dönem işlerini de sevmeme rağmen, genç Scorsese bana her zaman daha samimi gelmiştir. Raging Bull’u çekildiği dönemde pek meşhur olan Rocky gibi boks filmlerinden ayıran önemli özelliklerinden biri de boks sahnelerinin az olmasıdır. Film boyunca eşlik eden ve filmin içine girmemizi sağlayan müzikleri, başarılı kurgusu ve oyunculuklarıyla Raging Bull,  yalnız Scorsese’nin filmleri arasında değil, sinema tarihinin de en iyi filmlerinden biri olarak kabul edilir.