06.08.2020

Eril Toplumun Kurallarına Başkaldıran Bir Kadın: Nesrin

Yönetmenliğini Senem Tüzen’in yaptığı, 2015 yılında gösterime giren Ana Yurdu filmi Nesrin ve annesi Halise arasındaki gergin ilişkiyi konu alıyor. Film, Nesrin ölen anneannesinin köyüne geldiğinde başlıyor. Nesrin’in boşanmış olduğunu ve hayatında yeni adımlar atmaya hazır olduğunu, buraya yazmakta olduğu bir kitabı tamamlamak için geldiğini filmin başlarında öğreniyoruz. Annesiyle yapmış olduğu küçük telefon görüşmesi de bize aralarındaki ilişkiye dair ipuçları veriyor. Nesrin köyde vakit geçirdikçe, eski tanıdıklarıyla karşılaştıkça, oradakilerle aslında ne kadar farklı hayatları olduğunu, onlardan ne kadar farklı bir insan olduğunu anlıyoruz. Bütün bunlardan nasıl bir ruh hali içinde olduğunu biraz da olsa çıkarabiliyoruz.

Nesrin, annesinin yanına gelmesini hiç istemediği halde ve bunu belirtmesine rağmen Halise onu dinlemeyip bir gün köye geliyor. Annesinin gelişi ile olaylar gelişiyor. Aralarındaki ilişkiye giderek daha hâkim olmaya başlıyoruz ve telefonda hissettiğimiz o küçük gerginliğin aslında ilişkilerinin temeli olduğunu anlıyoruz. Kuşaklar arası bir çatışma tüm sertliği ile karşımızda artık.

Eril topluma karşı Nesrin

Nesrin modern hayata ayak uydurmakla birlikte, eril toplumun normlarını kabul etmeyerek, annesinin tüm doğrularına karşı bir duruş sergiliyor. Birbirlerine olan sevgilerini, bambaşka adanmışlıklar ve idealler bastırıyor adeta. Annesi, kadınlığını tamamen unutmuş, kendini sadece anne olmaya -mükemmel bir anne olmaya- adamış, toplum tarafından onay görmek, kabullenilmek ve sevilmek uğruna, “doğru” olan şeyleri yapmak için bütün hayatı boyunca uğraşmış, tatmin olma duygusunu dine olan bağlılığında bulmuş bir kadındır. Nesrin için ise bütün bunların hiçbir önemi yoktur. Kürtaj yaptırıp boşanarak annesine göre çok büyük bir günah işlemiş, yazar olma hayali için işini bırakmış bir kadındır o.

Annesi yanındayken Nesrin’in üzerindeki baskısını o kadar iyi hissedebiliyoruz ki kendimizi bir an önce evden dışarı atmak isterken buluyoruz. Bu baskının ne kadar gerçek olduğunu Nesrin de kendini hava almak -nefes almak- için dışarı attığında görüyoruz. Aralarındaki anlaşamama hali her geçen gün artarken, annesi Nesrin’in istediği gibi biri olamayacağını daha net gördükçe onun üzerinde kurduğu baskıyı da arttırıyor.

Nesrin’in annesiyle savaşı

Bütün film boyunca Nesrin’in annesi karşısında ve onun doğruları, kuralları karşısında verdiği savaşı izliyoruz. Bütün bunların dışında Nesrin için her şeyi daha da katlanılmaz kılan şeylerden biri de birbirlerinden bu kadar farklı ve sürekli savaş halinde olan iki insanın bir arada yaşamaya çalışması tabi ki. Bu durumda yapılan küçücük şeylerin bile göze batması, sinir olma hali elbette ki normalde olacağından çok daha fazlaya kaçacaktır.

Bu filmde kuşaklar arası bir çatışmaya, annesi tarafından “doğru yola” sokulmaya çalışılan Nesrin’in hikayesi üzerinden, onu izlerken şahit oluyoruz. Başarılı oyunculuklar ve doğru atmosfer, bizi de filmin içine sokuyor ve izleyeni de aynı çıkmazlara, bıkkınlıklara, fenalıklara, çatışmalara sürüklüyor. Filmi bir Halise olarak izlersek eğer çok farklı şeyler düşüneceğimiz, hissedeceğimiz çok gerçek ama bir Nesrin olarak izlediğimizde bu çıkmaz, bıkkınlık, fenalık, çatışma tabirleri duygularımızı ifade etmede yeterli olmuyor diyebiliriz.