11.08.2017

Everything, Everything: Bir Küçük Prenses Masalı

İmkânsız Denilebilecek Bir Beraberlik

Kanadalı yönetmen Stella Meghie’nin ikinci uzun metraj filmi olan Everything, Everything, Nicola Yoon’un geçtiğimiz yıllarda yayınlanan aynı adlı romanının bire bir uyarlaması. Jamaika doğumlu Yoon’un kaleme aldığı romanı, özellikle genç kesim tarafından sevilip, çok satan romanlar içerisine girince kaçınılmaz son gerçekleşiyor:  J. Mills Goodloe’nin senaryolaştırdığı roman, Meghie yönetiminde perde ile buluşuyor. Günlüklerden alınan sayfalar, illüstrasyonlar, süslü, çiçekli böcekli kapak tasarımı ile gereğinden fazla şeker yüklemesi yapan bir kitap aslında. Lakin anlatılan hikâye o kadar da iç açıcı değil. Hatta hikâyenin merkezinde bir hastalığın olması kitaba, böylelikle de filme dram yönünü ekliyor. Bunun yanında henüz on sekiz yaşına yeni basan Maddy (Amandla Stenberg) ile yine o yaşlarda olan Olly’nin (Nick Robinson) beraberce yaşadıkları bir büyüme hikâyesine ve aşklarına da yer açıyor film.

Maddy, çok bilinen ama bir o kadar da ender görülen, Ağır Kombine İmmün Yetmezliği’nin bir türü olan hastalıktan muzdarip. Balon bebek hastalığı olarak bilinen bu hastalığı en basit haliyle dünyaya alerjisi olmak olarak tanımlayabiliriz. Maddy, hayatı boyunca yani on sekiz yıldır izole edilmiş bir evde yaşayan, sürekli sterilizasyon işlemlerinden geçirilen kıyafetleri giyen, asla dışarıya çıkmayan ve annesi, bakıcısı, bakıcısının kızı hariç hiç kimse ile yüz yüze iletişime geçmeyen biri. Zira Maddy’nin her şeye neredeyse alerjisi olduğu için dışarıya çıktığı an herhangi bir şey ile reaksiyona girerek, hayatını kaybedebilir.

Tabii tüm hayatı, evde geçiren Maddy’nin evdeki imkânları ise adeta sonsuzdur. Annesi doktor olan Maddy’nin konforlu bir odası, kitapları, bilgisayarı ve akla gelebilecek birçok şeyi tastamamdır. Bu imkânlar Maddy’e on sekiz yaşına kadar yetmiş, durumunu kabullenmiş ve elindekilerle hayatını şekillendirmeye niyet etmiştir. Ta ki yan eve taşınan yeni komşularına kadar… Birbirlerine nerdeyse ilk görüşte âşık olan Maddy ile Olly, adeta imkânsız denilebilecek bir birlikteliğe yelken açarlar; tüm zorluklarına, tüm engellere rağmen.

Bir Küçük Prenses

Everything, Everything, kapıldığı aşk ile birlikte, aşkın sancısı ile büyüyen gençlerin hikâyesi ya da örneğine defalarca şahit olduğumuz hastalık draması (Me and Earl and the Dying Girl, The Fault In Our Stars) açısından hiçbir yenilik taşımıyor kuşkusuz. Böylesine alışılagelmiş bir hikâyede elbette Maddy’nin hastalığının ilginçliği de kurtarıcı olamaz. Doğduğu günden itibaren evden çıkmama durumu denildiğinde ise aklımıza gelecek kusursuz yapımlar (Kynodontas) zaten var. Peki, filmi özgün yapan ya da en azından klişeler içerisinde boğulmaktan bir nebze de olsa kurtaran şey nedir? Kitabı okurken ya da filmi izlerken sürekli karşımıza çıkacak olan bir masal kahramanı ve onun eşsiz öyküsü… Maddy’nin hayran olduğu ve belki de birçok açıdan kendine örnek aldığı kahraman Küçük Prens’tir elbette.

Antoine de Saint-Exupéry’in kaleme aldığı eşsiz eser Küçük Prens, Maddy’nin hayat felsefesini oluşturuyor bir nevi. Küçük Prens’teki gibi hayal gücünün sınırlarını zorlamayı, sorgulamayı, öğrenmeyi, maceraya atılmayı hatta gerekirse… Daha fazlasını söylemek filmin sürprizlerini açık etmek olacaktır ne yazık ki. Bu nedenle aslında kitabın ve buna bağlı olarak filmin eserden ne kadar çok etkilendiğini detaylı bir şekilde belgelendiremiyorum. Lakin Küçük Prens’i gerçekten okuyanlar hatta satır satır hafızasına kayıt yapanlar, filmi izlediklerinde ne demek istediğimi anlayacaklardır. Zaten kitaptaki ve filmdeki çizimlerinde Küçük Prens’teki çizimlere ne kadar benzediği de aşikâr. Peki, Küçük Prens ile özdeşleşen Maddy’nin yanında Olly için bir referans var mı? Küçük Prens’in aksine oldukça karamsar bir içeriğe sahip, William Golding’in Sineklerin Tanrısı eserini bilir misiniz? Filmde kitap ve film göndermelerinin bu kadarla da sınırlı kalmadığını da söylemek gerek.

Dilerseniz hayal gücünden bahsetmişken bu konuda da filmin yaptığı ve bana kalırsa filme kan pompalayan hareketlerden birine daha değinmek isterim. Yönetmen Meghie, Maddy ile Olly’nin bilgisayar ya da cep telefonu ile yaptıkları yazışmaları ve görüşmeleri perdeye yansıtmak adına çok akıllıca bir yöntem deniyor. İnternetten mimarlık eğitimi alan Maddy, aynı zamanda tasarımlarının maketlerini de yapmakta. Hatta bu birbirinden başarılı maketlerinin hepsine adeta bir imza niteliğinde olan aynı imgeden koyuyor: Her maketi onun yaptığı sevimli astronot ile renkleniyor. Bu hayal gücüyle hayat bulmuş mekânlar aynı zamanda Maddy ile Olly’nin görüşmelerine ev sahipliği yapıyor işte. Hatta bir pastane ya da kütüphanede gördüğümüz çiftimizin nasıl orada olabildiklerine bir an anlam veremezken, bir köşede oturan astronot her şeyi ele veriyor hınzırca.

 

Maddy ile Olly’nin Yaşıtları İçin 

Filmin görmezden gelinemeyecek bu birkaç olumlu yanını söyledikten sonra gelelim, tüm klişelerini kabullensek de es geçemeyeceğimiz yanlarına. Öncelikle her ne kadar hikâye Maddy’nin yaşadıklarına odaklansa da nerdeyse Maddy kadar önemli bir karakter olan Olly’nin hayatına fazlasıyla yabancı kalmamız kabul edilebilir gibi değil. Zira problemli bir babası, bu yüzden de sorunlu bir aile hayatı olan Olly’nin de keşke biraz da olsa evinin kapıları biz seyircilere açılsaydı diye düşünmeden edemiyorum.

Ve on sekiz yıldır dışarı çıkamayan bir genç kız ile babasıyla sürekli çatışan, evde durmadan huzursuzluğa şahit olan bir gencin nasıl bu kadar olumlu olabildiklerine inanmamız beklenir. Olly’nin bir kez babasıyla kavga etmesi dışında hiç isyan etmeyen, asilik yapmayan adeta başka bir dünyada büyümüş gibi, Küçük Prens gibi başka gezegenden gelmişçesine olmaları yapaylık hissi yaratıyor fazlasıyla. Bir de pahalı eşyalar, lüks evler, her an değiştirilen son moda kıyafetler eklenince iyice çekilmez bir hâl alıyor bu hissiyat.

Son tahlilde ise genç neslin keyifle izleyeceği, aşkın romantizmine kendini kaptırıp, hayal gücünün sihrine bir kez daha kanaat getirip, maceracı ruhunu kamçılayacağı bir film olduğunu söyleyebilirim. Maddy ve Olly’nin yaşıtlarının filmi izlerken duygudan duyguya atlayarak, keyifli bir seyir zevki yaşamaları muhtemel. Lakin bir filmden çok daha fazlasını bekleyenlerin hayal kırıklığına uğrama ihtimalleri ise çok daha yüksek.