03.06.2017

!f Bağımsız Film Festivali Günlükleri – 1

Theory of Obscurity: A Film About the Residents

Üyelerinin kimlikleri hiçbir zaman açıklanmayan, sahneye dev göz bebeği kafalar olarak çıkan, çıkardıkları melodisiz albümler otuz bin satan ve şimdi tüm koleksiyonları Metropolitan’da sergilenen saykodelik punk rock grubu The Residents belgeselini, çok sevebilir veya çok nefret edebilirsiniz. Müzik dedikleri deneysel seslere tahammül kolay değilse de film boyunca grup hakkında konuşan hayranları grubun bayağı bayağı fanatikleri idi…

İnci TULPAR

Kült ve gizemli grup The Residents’in sıra dışı öyküsü yine sıra dışı olan bir belgesel ile anlatılmış. Arşiv görüntüleri, deneysel bir tarz ve depresif haller ışığında garip bir tecrübe. Yönetmen, grup üyelerinin neden bu kadar gizli kaldıkları sorusuna teknik donanımı ile cevap arıyor. Dikkat çekici kamera hareketlerinin de bol olduğu belgesel izleyici için biraz hazmı zor bir biçim ortaya koyuyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

Green Room

Daha önce Blue Ruin ile epey beğeni kazanan yönetmen Saulnier Green Room ile de yönetmenlik becerisini ve atmosfer kurma yeteneğini ortaya koymuş ancak senaryo anlamında aynı şeyi söylemek güç. Epey kötü ve mantık hataları ile dolu senaryo yüzünden gayet sağlam bir yapım olma şansını yitirmiş. Çok iyi çekilmiş sahneler barındıran ve içine çekmeyi başaran teknik özelliklere sahip film, punk müziğini ve kültürünü sevenlere de küçük jestler yapıyor. Oyunculuk performanslarının da gayet yerinde olduğunu söylemek gerek. Biçim ve içeriğin uçurum noktasında ayrı durduğu Green Room, yine de keyif verecektir.

Onur KIRŞAVOĞLU

İlk filmi Blue Ruin ile akıllara kazınan yönetmen Jeremy Saulnier, ilk filmindeki hAtaya bir kez daha düşüyor. Senaryosunu sağlam temeller üzerine oturtmayarak, çatışma odaklı bir filme daha imza atıyor. Genelde karakterler alternatif çözümler bulmaksızın, en zekice olmayan fikir neyse onu uygulayarak işin içinden çıkmaya çalışıyorlar. Aptal karakterler kara mizah gibi bir türde sırıtmazlarken, gerilim dozajı yüksek bir filmde çekilmez hale geliyor. Potansiyelin kullanılamadığı bir film daha…

Haktan Kaan İÇEL

Turbo Kid

Bol bol 80’ler nostaljisi vadeden film, elektronik müzikleri ile de izleyenlere hoş bir nostalji duygusu sunuyor. Kıyamet sonrası bir donemde gecen bu retro fütüristik film, absürd ve b-film tadındaki sahnelerle de epey eğlenceli anlar sunuyor. Filmin bu kadar absürtlük içinde kendini ciddiye alması ve karakterler arasında duygusal bağ kurma çabası ise kendi içinde tutarsız kalıyor ve filmin derdine duyulan konsantrasyonu da etkiliyor ve epey yapay kalıyor. Soundtrack albümü ise şiddetle tavsiye etmekteyim.

Onur KIRŞAVOĞLU

Turbo Kid, bir kıyamet sonrası filmi. Yalnız bu kıyamet sonrası zamanları 2000’li yıllarda değil de 1997 yılında geçer. Zaten filminde en büyük artısı bu olur. Özellikle doksanlarda büyüyen nesildenseniz filmi izlemenin zevki katlanarak artmakta. Yönetmen François Simard’ın belki de kendi geçmişine selam gönderdiği bu doksanlar gösterisi çok çok eğlenceli. Düşük bir bütçeyle B-Filmi tadında ama yaratıcı bir zekâ ile çekilen Turbo Kid, izleyenleri iyi hissettirme konusunda da kesinlikle iddialı.

Tuba BÜDÜŞ

Kung Fury

kung furySadece işine odaklanan biriminde en iyi olan polis, yalnız çalışmayı sever ve aynı zamanda seçilmiş kişidir. Vhs bandı bazen hata verir. Araya garip müzikler girer. Kara Şimşek görünür binalar havaya uçar. Filmin sonunda sürpriz vardır ve devamı işaret eder. Yan karakterler sürpriz bir sekilde yardıma koşar. Bütün bunlar 80’ler video kaset döneminin olmazsa olmazıdır. Kung Fury hepsini harmanlar, zekice dalga geçer ve kahkahalara boğar. Son zamanların en eğlenceli ve en absürt yapımlarından biri ve kesinlikle en samimisi.

Onur KIRŞAVOĞLU

Bir kısa film olmasına rağmen, dolu içeriğiyle nice uzun metrajı cebinden çıkartabilecek olan Kung Fury, tam bir trash başyapıtı olarak öne çıkıyor. Bilhassa 80’ler sonu 90’lar başı ucuz estetiği, ateriden çıkma harika müzikleri ve kendiyle dalga geçen çiğ mizahı filmin bir çırpıDa izlenmesine olanak sağlıyor.

Haktan Kaan İÇEL

Anomalisa

Son yıllarda yetişkinlere yapılan animasyon filmleri çıkışına devam ediyor. Evli, çocuklu ve iyi bir işe sahip Michael, tüm bunlara rağmen yalnız ve umutsuz bir haldedir. Zira her şey ve herkes ona aynı gelmektedir ve bu durum onu artık fazlasıyla sıkmaktadır. İşte tam bu anda karşısına çıkan farklı bir ses onu hayallere, umutlara ve mutluluğa itecektir. Fakat bu güzel duyguların ne kadar süreceği kuşkuludur.  Anomalisa insanoğlunun kusurlara ya da farklılıklara olan tahammülsüzlüğünü, her şey gibi aşkı ve tutkuyu da ne kadar çabuk harcadığını açık eden, gerçekçi laflar etmekten çekinmeyen bir yapım. Sırf animasyon sevenlerin değil,  gerçeklerin tokat gibi surata haykırılmasından çekinmeyenlerin de izlemesi gerek Anomalisa’yı.

Tuba BÜDÜŞ

Ceset

İf İstanbul bu yıl Karanlık ve Köşeli ‘de iki tane yerli yapımı izleyiciler karşısına görücüye çıkarıyor. Bunlardan biri olan Ceset, Pınar Sinan’ın ilk uzun metraj filmi. Film, yönetmenin okuduğu bir haberden yola çıkarak çektiği oldukça deneysel bir yapım. Yalnız bir adamın dram hikâyesi olarak da bir cesedin başından geçen korku-gerilim olarak da nitelendirilebilecek çatallı bir yapısı var filmin. Fiziki görünümündeki deformasyondan dolayı görmezden gelinen bir adamın dramını anlatmaya çalışırken belki de farkında olmadan tecavüz ya da alıkonulma gibi insanlık suçlarını mazur gösteren bir durumu olduğunu görmezden gelemeyiz. Yerli sinema için yenilikçi bir deneme olan filmin bir diğer önemli handikabı ise izlerken seyircinin damağında bırakan çiğliği olsa gerek. Tüm bu eksiklerine rağmen, ülke sinemamıza yeni bir sima getiren bu filmlerden biri olan Ceset’i izlemenizi öneririm.

Tuba BÜDÜŞ

Türk sineması adına cesur bir deneme olsa da senaryosundaki temel sıkıntılar, yapay oyunculuklarıyla çiğ bir sinema izleyicilere sunulmuş. Filmin içindeki yanlış tercihler yüzünden, film hikayesini yanlış taraflara çekmiş. Yönetmenin film sonrasında konuşmalarından da anlayacağımız üzere, filmde anlatılmak istenen mesele, farklı noktalara yönlendirildiğinden hem biçim olarak, hem de içerik olarak olmamışlığını adeta haykırıyor.

Haktan Kaan İÇEL