03.06.2017

!f Bağımsız Film Festivali Günlükleri – 2

Kill Your Friends

Karakter odaklı filmler, her geçen gün biraz daha artarken Kill Your Friends ile birlikte yeni bir sosyopatla daha tanışıyoruz. Nicholas Hoult’un üstün bir oyunculukla canlandırdığı Stelfox karakteri yılın iyi işlerinden birinin ortaya çıkmasına neden olmuş. Film olarak bazı açılardan müzik sektöründe geçen “American Psycho” ya da dizi sektöründen “House of Cards”’ı filme benzetebiliriz. Hızlı kurgusu, çılgın partileri ve adeta taht oyunlarıyla zirveye giden yolun dikenlerini izleyicisine hissettiriyor.

Haktan Kaan İÇEL

Der Nachtmahr

Kulakları sağır eden tekno müzikler, gerçekle rüya arasındaki ruh halleri ve bir kızın büyüme sancıları… Hepsi bu canavar filminde kendine yer ediniyor. Özellikle seyirciyi bir köşeden diğerine sürüklerken, Akiz adında yeni extreme bir yönetmen müjdeleniyor. Bir anlamda Almanya’nın E.T.’ye cevabı da diyebileceğimiz Der Nachtmahr, seyircinin üzerine karabasan gibi çökerek farklı deneyimleri tatmasını sağlıyor. Bu yılın enteresan keşiflerinden biriyle karşı karşıyayız.

Haktan Kaan İÇEL

Yalnızlık ve uyuşturucu üzerine daha önce anlatılmamış bir yöntemle söylemlere bulunan film depresifliğinin yanı sıra hüzünlü bir eğlenceyi de vaat ediyor. Teknik açıdan epey doyurucu olan Der Nachmahr genç bir kadın üzerinden aile kavramına da değiniyor. Oldukça farklı doneler barındıran filmin çok okumaya gebe olduğunu da söylemek gerek.

Onur KIRŞAVOĞLU

Theory of Obscurity: A Film About the Residents

Residents grubunun bilinmeyenlerle dolu hikayesine kendince bir yorum getiren belgesel, her bünyeye hitap etmeyen deneysel sınırların uçlarında gezinen bir yapım olmuş. Bunun neticesinde de insanı sarhoş eden, kafasını karıştıran bir iş ortaya çıkmış. Sonuçları aramaktan çok, olanı görüntülemek isteyen belgesellerden diyebiliriz.

Haktan Kaan İÇEL

Turbo Kid

Ucuz efektleri, kötü oyunculukları ve sıradan konusuna rağmen kendini izlettiren bir film olarak dikkat çekiyor. Video döneminden kalma estetiği, post apokaliptik bir dönemde geçen hikayesiyle sıradışı ve trash film türünü sevenler için tam bir vaha denilebilir. Bu tip filmleri son dönemlerde çok denemeye başlayan Kanada ve Yeni Zellanda bu sefer güçlerini birleştirerek yollarına bu filmle devam etmişler. Uçuk kaçık işlerden hoşlanıyorsanız bu film sizin için biçilmiş kaftandır.

Haktan Kaan İÇEL

Entertainment

Orta yaşlı, yalnız, mutsuz ve icra ettiği mesleğe sımsıkı sarılmış bir karakterin hikâyesi Entertainment. Hayata tutunmaya çalıştığı dallardan en önemlisi olan kızı ile olma isteğinin de boş çıkacağı o kadar malumdur ki… Geriye hiç kimsenin artık gereken önemi ve saygıyı göstermediği sanatı kalır. Şehir şehir dolaşıp ikinci sınıf mekânlarda sahneye çıkan, otel odalarında yaşayan karakterimiz, ilk günkü gibi işini ciddiyetle yapsa da onu anlayan kalmamıştır ne yazık ki. Zaten içinde bulunduğu yalnızlık, anlaşılamamak ile birlikte daha da içinden çıkılmaz bir hal alıp ona nefes alma iznini bile vermemeye başlar. Film bana Mahmut Fazıl Çoşkun’un Yozgat Blues filmini fazlasıyla hatırlattı. O filmde de Ercan Kesal’in hayat verdiği karakter yine böyle yalnız ve kaybeden hali ile yüreğimizi dağlamamış mıydı?

Tuba BÜDÜŞ

Tangerine

Yönetmen Sean Baker’in  iphone 5S ile çektiği koşuşturmanın hiç eksik olmadığı bir film Tangerine. Bir gün bile sürmeyen film, hayatta hep kaybetmiş ama yenilmemiş hayatları odağına alır. Her ne kadar karakterlerin  hayatlarına kamerasını doğrulttuğu süre zarfında başları dertten kurtulmasa da sonun da tüm olumsuzluklara rağmen umut var der Baker. Trans oyuncuların mükemmel performansı, hiç soluk almayan kurgusu, basit ama güçlü kurulan çatışması ile izlenilesi bir film Tangerine.

Tuba BÜDÜŞ

El Apostata

Dinin bürokratik çıkmazlarını, bir adamın sıradan yaşantısı üzerinden naif bir şekilde anlatıyor. Rüya sahneleriyle renk katılan filmin içeriğinde sayısız filme göndermeler mevcut bulunuyor. İnsan yaşamına dair ufak ayrıntılar yakalamayı başarıyor. Ağır temposuna rağmen kurulan mizansenler akılda kalıcı nitelikte denilebilir.

Haktan Kaan İÇEL

Orta yaş bunalımına yaklaşan bir adam üzerinden arayışın, kararsızlığın ve bocalamanın hikayesi anlatılıyor. Bununla da kalmayıp bürokratikleşen din ve onun baskıları üzerine de güzel bir hiciv örneği sunuyor. Felsefi düşünceleri, yer yer kara komedi bazen de sürreal öğeler ile besleyen El Apostata festivalin güzel sürprizlerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

Tig

Bir stand up sanatçısı olan Tig Notaro hem kendisi hem de hastalığı ile eğlenmesini bilen ve bu şekilde üstesinden gelen bir kadındır. Hem işinde bu sayede zirve yapmayı bilmiş, hem hastalığı yenmiş hem de daha zor süreçleri atlatabilmiştir. Onun hikayesinin anlatıldığı belgesel ise naif, hiç ajitasyona kaçmayan ve arşiv görüntüleri ile içselleştirme imkanı sağlayan duru bir tarzda. Tig ile birlikte hayatın zorluklarına gülecek belki de bir referans göreceksiniz.

Onur KIRŞAVOĞLU