13.02.2018

!f İstanbul Başlıyor

İş Bankası Maximum Kart’ın ana partnerliğinde düzenlenecek 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, 36 ülke ve 120 yönetmenden toplam 111 filmi İstanbul’a getiriyor! “Phantom Thread”den “Lady Bird”e, “The Disaster Artist”ten “Professor Marston & The Wonder Women”a, yılın merakla beklenen filmlerinin Türkiye galalarına evsahipliği yapacak olan !f İstanbul; yenilenmiş kopyasıyla “Sevmek Zamanı”, Ara Güler’in kayıp filmi “Kahramanın Sonu”, 3D bilimkurgu “Prototype” gibi özel gösterimleriyle de sinefillerin ilgi odağı olacak. İstanbul eğlence hayatına alternatif !f music etkinlikleri, Müjde Ar ve Tuğrul Eryılmaz’ın !f İstanbul’a özel sohbeti ve hayat verecek etkinlikleriyle çok konuşulacak olan festival, 15 Şubat’ta İstanbul’da başlıyor, 1-4 Mart tarihlerinde de Ankara ve İzmir’e uğruyor!

İş Bankası Maximum Kart’ın ana partnerliğinde gerçekleşecek 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, 15-25 Şubat 2018 tarihlerinde İstanbul’da, 1-4 Mart 2018 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleşecek. !f İstanbul bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music filmleri ve etkinlikleriyle müzik tutkunlarının odağı olacak. 36 ülke ve 120 yönetmenden toplamda 111 filmin gösterileceği !f İstanbul, dijital yayın ağı Yeni !f ² ile de 33 farklı şehre !f filmlerini götürecek.

İstanbul sinemaları ve mekânları

!f İstanbul’un sinema salonları: İstanbul durağında, Cinemaximum City’s Nişantaşı, Cinemaximum Kanyon, Cinemaximum Budak & CKM ve Cinemaximum Akasya; Ankara’da Cinemaximum Armada, İzmir’de de Cinemaximum Konak Pier sinemaları olacak. Festivalin etkinlik mekânları ise bomontiada, Babylon, A Corner in the World X bomontiada ALT ve Soho House İstanbul olacak!

!f İstanbul 2018: Hayat Var!

!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali bu yıl temasını “Hayat Var!” olarak belirledi. Türkiye ve dünyanın içinden geçtiği karanlık zamanlara rağmen hayatın farklı renkler, sesler ve hikâyelerle var olduğunu gösteren, kanıtlayan bakışların ve hayatların peşine düşen !f İstanbul, izleyicileri filmlerde, müzik etkinliklerinde ve sohbetlerde bir araya getirip ilham vermeye devam edecek.

!f İstanbul’u Lady Bird açıyor!

17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin açılış filmi, Amerikan bağımsız sinemasının 2010’lardaki kraliçesi Greta Gerwig’in yazıp yönettiği, başrollerini “Atonement”, “Hanna”, “Brooklyn” filmlerinin yetenekli oyuncusu Saoirse Ronan, kariyerinin en iyi rolünde izleyeceğimiz Laurie Metcalf ve “Call Me by Your Name” ile son zamanlarda adından sıkça söz ettiren Timothée Chalamet’in paylaştığı “Lady Bird / Uğur Böceği” olacak. Time Out’un “Etkileyici bir şekilde gençliğin ritmiyle kanat çırpan bir güzellik” sözleriyle övdüğü, eleştirmenlerce Yılın Filmi seçilen “Uğur Böceği”, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’un Açılış Gecesi’nde seyirciyle buluşacak. Rotten Tomatoes’ta “Tüm zamanların en iyi filmi” unvanına ulaşan film, Oscar yarışının da en güçlü adaylarından sayılıyor.

Galalar: Yılın en iyileri ilk önce !f’te!

Festivalin Galalar bölümü, bu yıl da Sundance’ten Venedik’e, Toronto’dan Cannes’a, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş filmlerin yanı sıra ödül sezonunun öne çıkan yapımlarının da Türkiye galalarına ev sahipliği yapıyor.

Daniel Day-Lewis’in perdede son filmi!

Paul Thomas Anderson’ın 1950’lerin Londra’sında geçen ve İngiliz moda dünyasının gözde tasarımcısı iki kardeşin hikâyesini anlatan, Anderson’a özgü̈ incelik ve ustalıkla, bir sanatçının yaratıcı yolculuğunun hikayesini merkezine alan, filmin çekimleri sırasında emekliliğini duyuran Oscarlı aktör Daniel Day-Lewis’i beyazperdede izlemek için de son fırsatımız olan “Phantom Thread”, Türkiye galasını !f’te yapacak filmlerin başında geliyor.

Paul Thomas Anderson’ın Indiewire eleştirmenlerince Yılın Yönetmeni seçildiği, Boston Film Eleştirmenleri Birliği tarafından da “En İyi Yönetmen”in yanı sıra “En İyi Film, En İyi Orijinal Müzik, En İyi Görüntü” dallarında da ödül kazandığı; Daniel Day-Lewis için Philadelphia, Seattle, Toronto, Vancouver sinema yazarları birliklerince En İyi Erkek Oyuncu noktasında ortaklaştıkları film; Vanity Fair’da “Anderson’dan yine kendinden dışarı taşıp sizi gerçeğe yabancılaştıran, kalpleri eriten bir aşk şiiri”, The Hollywood Reporter’da ise “1950’lerin melodramlarını tamamen kendine has ayrıksı bir tarzla perdeye getiriyor” sözleriyle övgülere boğuldu.

Animasyondan komediye, her zevke gala filmi

Türkiye galasını yapacak filmler arasında ayrıca;

Senaryosunu yazdığı “The Good Girl”, “Nacho Libres”, “Beatriz at Dinner”ın yanı sıra, yönetmenliğini de yaptığı “Year of the Dog” ile de tanıdığımız Amerikalı bağımsız sinemacı Mike White’ın bir baba-oğul ilişkisini eşsiz mizahıyla anlattığı ve Ben Stiller’ın performansıyla hayran bıraktığı komedi filmi “Brad’s Status / Brad’in Durumu: Karmaşık”;

“The Arbor” ve “The Selfish Giant / Bencil Dev” filmleriyle kendine hatırı sayılır bir hayran kitlesi kazanmış Clio Barnard’ın Kuzey İngiltere’de geçen ve İngiliz işçi sınıfı ve büyümenin yaralı halleri üzerine bir hikayeyle büyülediği, Toronto’dan Onur Mansiyonlu son filmi “Dark River / Karanlık Nehir”;

‘Before’ serisi ile hayran olduğumuz, “Boyhood” ile hak ettiği Oscar’a uzanan Amerikalı sinemacı Richard Linklater’ın Bryan Cranston, Laurence Fishburne ve Steve Carell’ın muhteşem performanslarından destek aldığı, Vietnam veteranı üç eski askerin melankolik ve komik yolculuğuna eşlik eden son harikası “Last Flag Flying / Son Kahraman”;

Angela Robinson’ın Wonder Woman’ın yaratıcısı Harvardlı psikolog William Moulton Marston’ın 1940’lı yıllardaki yaratım sürecini anlattığı, Luke Evans, Rebecca Hall ve Bella Heathcote’un göz kamaştıran performanslarıyla öne çıkan, yılın en sıra dışı biyografik anlatılarından “Professor Marston & The Wonder Women”;

!f seyircisinin “Samson ve Delilah” ile yakından tanıdığı Avustralyalı sinemacı Warwick Thornton’ın gerçek bir olaydan esinlenerek çektiği, kolonyalizm, direniş ve güç üzerine yapılmış en etkileyici filmlerden birine dönüşen, Venedik’ten “Jüri Özel Ödülü”nü, Toronto’dan da “Platform Ödülü”nü kazanan, incelikli ve melankolik filmi “Sweet Country / Güzel Ülke”;

Nora Twomey’in Deborah Ellis’in çok satan kitabından uyarladığı, kadınların söz hakkının olmadığı Afganistan’da 11 yasındaki Parvana’nın ilham verici hikâyesini konu alan, ödül sezonunun en etkileyici animasyonlarından “The Breadwinner / Kabil Sokaklarında Bir Kız: Parvana”;

Fabien Nury ve Thierry Robin’in çizgi romanından, politik taşlamanın ve kara komedinin ustası Armando Iannucci tarafından uyarlanan, Joseph Stalin’in 1953’te bir sabah ölü bulunması sonrası yaşanan trajikomik olayları anlatan, İngiliz Bağımsız Film Ödülleri’nde yardımcı erkek oyuncu, kast, makyaj ve tasarım dallarında ödülleri kucaklayan “The Death of Stalin / Stalin’in Ölümü” de yer alıyor.

İlk filmi “Hedwig and the Angry Inch”ten (2001) bu yana, “Shortbus” (2006) ve “Rabbit Hole” (2010) gibi farklı denemeleriyle karşımıza çıkan, Amerikan sinemasının yaramaz çocuğu John Cameron Mitchell’ın ‘Sandman’, ‘The Good Omens’ gibi kült romanların yaratıcısı Neil Gaiman’ın kısa öyküsünden uyarladığı ve Elle Fanning, Alex Sharp ve Nicole Kidman’lı kadrosuyla ışıldayan punk filmi “How to Talk to Girls at Parties / Partilerde Kız Tavlama Sanatı”;

90’ların kült filmi “The Acid House” ile tanıdığımız ünlü İngiliz yönetmen Paul McGuigan’ın Peter Turner’ın gerçek anılarından yola çıkarak çektiği ve eski bir Hollywood oyuncusuyla genç bir aktör arasındaki aşk hikâyesini konu alan, Jamie Bell ve Annette Bening arasındaki kimyayla çok konuşulan “Film Stars Don’t Die in Liverpool / Yıldızlar Asla Ölmez” ve

Isabelle Huppert’e Locarno’dan En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getiren, “Dr. Jekyll ve Mr. Hyde”a modern ve gerçeküstücü yorum getiren Fransız komedisi “Madame Hyde / Bayan Hyde” da Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da seyirci önüne çıkacak filmler arasında…

Festival kapsamında İstanbul galasını yapacak filmler ise;

İki yıl önce Iphone’la çektiği “Tangerine” ile sıra dışı bir başarı yakalayan Sean Baker’ın 6 yaşındaki Moone ve arkadaşlarının gözünden zorlu ve çıkışsız görünen yetişkinler dünyasını anlatan, Willem Dafoe’nun Oscar’a göz kırpan oyunculuğuyla da heyecan uyandıran ve yılın en iyileri listesinden düşmeyen son filmi “The Florida Project / Florida Project”;

Dünyaca ünlü sanatçı Ai Weiwei’nin çekimleri 23 farklı ülkede bir yıl boyunca süren, Afganistan’dan Meksika’ya birçok farklı yerden can alıcı insan hikâyelerini anlattığı, Venedik Film Festivali’nden İnsan Hakları Ödülü dahil toplam 5 dalda ödül kazanan belgeseli “Human Flow / İnsan Seli”;

“Lucia’dan Sonra” ve “Kronik” filmleriyle kendine has bir hayran kitlesi edinen Meksikalı yönetmen Michel Franco’nun, artık imzası sayılabilecek gözlemci ve mesafeli bakışıyla karanlık ve incelikli bir kadın hikâyesini anlattığı, Cannes’da “Belirli Bir Bakış Ödülü”nü kazanan draması “April’s Daughter / Nisan’ın Kızları” ve

Suriye’nin Rakka şehrinin 2014 yılında IŞİD tarafından ele geçirilmesi sonrasında bir araya gelmiş̧ bir grup anonim aktivisti merkezine alan, Matthew Heineman’ın dünyanın en büyük belgesel film festivallerinden Sheffield’da Büyük Jüri Ödülü’nü, CPH:DOX’ta da Seyirci Ödülü’nü kazanan şoke edici belgeseli “City of Ghosts / Hayaletler Kenti”

Sevmenin !f Zamanı!

Galalar bölümünün sürpriz filmlerinden biri de “Sevmek Zamanı”! “Acı Hayat” (1962), “Yılanların Öcü” (1962), “Susuz Yaz” (1964), “Kuyu” (1968) gibi birçok klasiğin yaratıcısı, Türkiye sinemasının auteurlerinden Metin Erksan’ın yönettiği 1965 yapımı bu kült film, yenilenmiş kopyasıyla ilk kez genel seyirciyle buluşacak. Reha Erdem’den Nuri Bilge Ceylan’a, Türkiye’de birçok yönetmeni etkilemiş ve onlara ilham vermiş olan “Sevmek Zamanı”, Büyükada’da bir zenginin evinde boyacılık yapan Halil adlı bir adamın, evde karşılaştığı bir kadın fotoğrafına âşık olmasını ve onun suretine saplanıp kalışını konu alıyor. Döneminde Erksan’ın biçimsel yeniliği ve Yeşilçam sinemasına aykırı sinema anlayışı yüzünden gösterilecek sinema bile bulamayan ama yıllar içerisinde külte dönüşen film, “Tüm Zamanların En iyi Türkiye Filmleri” listelerinde ilk sıralardaki yerini de korumaya devam ediyor.

!f’i Felaket Sanatçı kapatıyor!

!f İstanbul’un Kapanış Filmi ise, tüm zamanların en kötü filmlerinden biri sayılan ve kötülüğünün güzelliğiyle külte dönüşen 2003 yapımı “The Room”un yapım sürecini konu alan ve James Franco’ya Altın Küre’de En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü getiren “The Disaster Artist / Felaket Sanatçı” olacak. James Franco’nun “The Spectacular Now”ın yaratıcıları Scott Neustadter ve Michael H. Weber’in Greg Sestero ve Tom Bissell’ın “The Disaster Artist: My Life Inside The Room, the Greatest Bad Movie Ever Made” adlı kitabından uyarladıkları senaryodan çektiği “Felaket Sanatçı”, “The Room”un çekim sürecine odaklanıyor ve Hollywood’daki yapımcılara kafa tutarak kendi filmini yapmaya girişen sinema sevdalısı Tommy Wiseau’nun trajikomik hikâyesini anlatıyor. Franco’nun aynı zamanda başrolünde olduğu ve Wiseau’yu canlandırdığı filmde, Wiseau’nun en yakın arkadaşı Greg Sestero’ya Franco’nun kardeşi Dave Franco hayat verirken, Seth Rogen, Zac Efron, Kevin Smith, J.J. Abrams, Zach Braff, Lizzy Kaplan, Kate Upton, Sharon Stone, Adam Scott, Melanie Griffith, Kirsten Bell ve Judd Apatow gibi ünlü isimler de Franco kardeşlerin bu çılgın macerasına eşlik ediyor.

Keş!f: Yılın ilham veren yönetmeni kim olacak?

!f İstanbul’un dünyadan ve Türkiye’den genç yetenekleri keşfettiği yarışması Uluslararası Keş!f Yarışması, “yılın en ilham verici yönetmeni”ni aramaya devam ediyor. İlk ya da ikinci filmini yönetmiş yönetmenlerin filmlerinin yarıştığı Keş!f bölümünde, ABD, Avustralya, Brezilya, Estonya, Fransa, Güney Afrika, Gürcistan, İran, İsveç, Lüksemburg, Portekiz ve Türkiye’den toplam 8 film, 5.000 A.B.D. Doları değerindeki Keş!f Ödülü için jüri karşısına çıkacak.

Bu yıl Keş!f Jürisi; !f İstanbul programında da yer alan “How to Talk to Girls at Parties” ve “I To the Bone” filmleriyle Hollywood’un dikkatini çeken, Tony Ödüllü İngiliz oyuncusu Alex Sharp; New York Times, Washington Post, Rolling Stones, Slate, Village Voice, Sight&Sound ve Reverse Shot gibi yayınlarda sürdürdüğü sinema yazarlığının yanı sıra New York Queens’teki Museum of the Moving Image’ın film küratörlüğünü de yürüten Eric Hynes ve İstanbul-Berlin arasında sürdürdüğü uluslararası oyunculuk kariyerine, “Tersine Dünya”, “Avcı”, “Your Name is Justine”, “Zenne”, “Zerre” ve “Taş” gibi ödüllü filmler sığdırmış, sinemamızın en iyi kadın oyuncularından Jale Arıkan’dan oluşuyor.

Uluslararası Keş!f Yarışması’nda bu yıl yarışacak yönetmenler ve filmleri ise şöyle:

Shevaun Mizrahi’nin Locarno’nun Günümüz Sinemacıları bölümünden Özel Mansiyon Ödülü’nü kazanan, Türkiye ve ABD ortak yapımı şiirsel ve hipnotize edici filmi “Distant Constellation / Uzak Evren”;

İranlı Sadaf Foroughi’nin Toronto’dan FIPRESCI Ödülü ve Onur Mansiyonu kazanan ilk uzunu “Ava”

Kısalarıyla pek çok ödül toplamış Alman sanatçı ve yönetmen Helena Wittmann’ın Venedik’te yarışan ilk uzunu “Drift / Sürüklenme”;

Güney Afrikalı Jenna Cato Bass’ın çılgın bir yolculuğu konu alan ikinci uzunu “High Fantasy / Aşkın Fantezi”;

İsveçli Rojda Şekersöz’ün Duhok’tan En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu ödüllerinin yanı sıra, Göteborg’dan Angelo ve Seyirci ödüllerini, Norveç’ten de FIPRESCI Ödülü’nü kazanan “Beyond Dreams / Rüyaların Ötesinde”;

Brezilyalı João Dumans ve Affonso Uchoa ikilisinin Rotterdam ve San Sebastián’da yarışan ilk uzun kurmacaları “Araby / Arap”;

Bertrand Mandico’nun festivallerin en çok konuşulan filmlerinden birine imza attığı, Jean Genet’ye selam çakan kurmacası “Les garçons sauvages / Vahşi Oğlanlar” ve

Portekizli Pedro Pinho’nun Cannes’ın Yönetmenlerin 15 Günü bölümünden FIPRESCI Ödülü dahil pek çok festivalden ödüllerle dönen ikinci uzunu “The Nothing Factory / Hiçlik Fabrikası”.

SİYAD da seçecek!

Keş!f bölümündeki filmler ayrıca, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) jürisi tarafından değerlendirmeye alınacak ve Banu Bozdemir, Gül Yaşartürk ve Sevin Okyay’dan oluşan jüri, seçecekleri bir filme SİYAD Ödülü’nü verecek.

 

Aşk & Başka Bi’ Dünya: Yılın belgeselleri yarışıyor

Bu yıl beşinci yılına giren ve dünyadan aktivist filmlerin yarıştığı Aşk & Başka Bi’ Dünya Yarışması’nda ABD, Almanya, Arjantin, Fransa, Kanada, Katar, Malta, Paraguay, Rusya, Sırbistan, Ukrayna, Türkiye’den toplam 7 film, 5.000 A.B.D. Doları değerindeki ödül için yarışacak.

“Rayner Heppenstall: A Critical Study” ve “Trans: A Memoir” adlı kitaplarıyla tanınan İngiliz yazar Juliet Jacques; ‘Başka Dillerin Şarkısı”, Can Kırıkları, ‘Benim Gönlüm Gümüş’, ‘Yetersiz Bakiye’ gibi, öyküden şiire, araştırmadan çocuk kitaplarına, pek çok alanda üretmiş, yazar, gazeteci ve düşünür Karin Karakaşlı ve Altın Koza’da En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında ödüller kazandığı “Yazı Tura” ve “Made in Europe” başta olmak üzere, “Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak”,“Eyyvah Eyvah” 2 ile 3, “Aşk Kırmızı” ve   son olarak “Mavi Sessizlik” gibi sinema filmlerinin yanı sıra, “Aşka Sürgün”, “Binbir Gece”, “Güneşin Kızları”, “Bir Zamanlar Osmanlı: Kıyam”, “Fi” gibi televizyon dizilerindeki oyunculuğuyla tanıdığımız, senarist, müzisyen ve oyuncu Teoman Kumbaracıbaşı’dan oluşan Aşk & Başka Bi’ Dünya Yarışması jürisi, “yılın en yaratıcı müdahalesi”ni seçecek.

Aşk & Başka Bi’ Dünya Yarışması’nda bu yıl;

ABD’den Jairus McLeary ve Gethin Aldous’un Kaliforniya’daki bir hapishanede geçen grup terapilerini izleyen, Sheffield ve SXSW festivallerinde En İyi Belgesel seçilen filmleri “The Work / Terapi”;

Kanadalı Laura Bari’nin birlikte yaşlanan iki kuzenin hikâyesini anlatan ve Montreal Belgesel Festivali’nden Özel Mansiyon kazanan filmi “Primas / Primalar”;

İlk filmi “Cinema Komunisto” ile de hatırladığımız Sırbistanlı yönetmen Mila Turajliç’in aile tarihine ve ülkesinin fırtınalı siyasi mirasına kapı açan ve Amsterdam Belgesel Film Festivali’nde En İyi Film seçilen dokunaklı belgeseli “The Other Side of Everything / Her Şeyin Öte Yanı”;

Till Schauder’ın tehditler yüzünden sürekli kaçmak ve saklanmak zorunda kalan İranlı muhalif rap-punk-rock müzisyen Shahin Najafi’nin yaşadıklarını birincil elden anlattığı filmi “When God Sleeps / Tanrı Uyuduğunda”;

Simon Lereng Wilmont’un Doğu Ukrayna’da bir köyde savaşın gölgesinde yaşayan 10 yaşındaki bir oğlan çocuğuyla büyükannesinin hayatlarını bir yıl boyunca izlediği, IDFA’dan En İyi İlk Çıkış Ödülü’yle dönen filmi “The Distant Barking of Dogs / Uzakta Havlayan Köpekler”;

Paraguaylı sanatçı Paz Encina’nın çocukluğu ve ilk gençlik yıllarına denk düşen ve 30 yıldan fazla süren diktatörlük zamanlarındaki ülkesine dair hatıralarını konu alan “Memory Exercises / Hatırlama Egzersizleri” ve

Ayşe Toprak’ın Saraybosna’da İnsan Hakları Ödülü’nü kazanan, Chicago’da ise En İyi Belgesel seçilen belgeseli “Halepli Berber”, jüri önüne çıkacak.

Oleg Sentsov belgeseli yarışma dışı gösterilecek

Ukrayna’nın bağımsızlığından yana durusu nedeniyle Rus yetkililerin öfkesini çekerek 2015 yılında hapis cezasına çarptırılan, o günden bugüne Wim Wenders’dan Pedro Almodovar’a birçok ünlü̈ yönetmen dahil dünyanın tepkisini çeken hapis süreci halen süren Ukraynalı yönetmen ve Maidan aktivisti Oleg Sentsov hakkındaki iddialardan yola çıkarak çekilen “The Trial: The State of Russia vs Oleg Sentsov / Dava: Rusya Devleti Oleg Sentsov”a karşı adlı belgesel ise, yarışma dışı gösterilecek.

!f Yeni: Yeni yönetmenler, yeni hikâyelere Seyirci Ödülü!

!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin bu yılki yeniliklerinden biri de !f Yeni adlı bölümü olacak. Son bir yıl içerisinde Türkiye sinemasında üretilmiş ya da Türkiye ile ilgili filmleri buluşturacak olan !f Yeni, yeni sözler ve hikâyelerin derdine düşmüş, genç, yetenekli ve umut vadeden, yenilikçi yönetmenlerin buluşma alanı olmayı amaçlıyor.

7’si Türkiye galası olmak üzere 9 filmin gösterileceği bu bölümde bir film, bu yıl ilk kez verilecek !f Yeni Seyirci Ödülü’nün sahibi olacak. !f seyircilerinin seçeceği film ayrıca, CGV Arthouse’un İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya ve Eskişehir’de bulunan salonlarında gösterim olanağı yakalayacak.

!f Yeni bölümünde gösterilecek filmler ise şöyle:

Salih Demir’in yönettiği, Diyarbakır merkezli bağımsız sinema ekolünün son örneği “Cano”;

Emre Erdoğdu’nun yazıp yönettiği, Hazal Ergüçlü, Ozan Uygun ve Halil Babür’ün başrollerini paylaştığı, şimdiden Türkiye sinemasının en iyi gençlik filmlerinden biri olmaya aday “Kar”;

Can Eskinazi ve Deniz Tortum’un birlikte yönettiği, amatör bir rock grubunun 2014 yılında çıktıkları Anadolu yolculuklarının hikâyesini konu alan “Anadolu Turnesi”;

İtalyan yönetmen Giulia Frati’nin 2010’da Sulukule’den başlayarak İstanbul’daki kentsel dönüşümün izini sürdüğü müzikli belgeseli “İstanbul Echoes / İstanbul Yankıları”;

Nejla Demirci’nin meme kanseri olan Ebru adlı bir kadının yaşadıklarından yola çıkarak, bu hastalığa direnen ve hayatın içinde yeniden var olabilen kadınları izlediği 2017 TRT Belgesel Ödüllü filmi “Yüzleşme”;

Volkan Üce’nin Hollanda ve Belçika’da büyümüş dört gencin köklerini izleyip, İstanbul’a dönme hikayelerini takip eden belgeseli “Arafta” ve

Mu Tunç’un şehirde sıkışan, gerçekleri ve hayalleri arasında kalmış iki gencin hikâyesini anlattığı, “Türkiye’nin ilk punk filmi” olma özelliği taşıyan uzun kurmacası “Arada”.

Yeni !f²: !f filmleri 33 şehir ve 50 farklı noktada!

!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin 9 yıl önce başlattığı ve dünyada ilk olma özelliği taşıyan !f² projesi, bu yıl !f İstanbul ve Yeni Film Fonu’nun ortaklığında Yeni !f² adını alıyor ve !f filmlerini Türkiye’nin dört bir yanına ve komşu ülkelere götürüyor.

Movies that Matter ve Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu’nun desteğiyle düzenlenen Yeni !f², bu yıldan başlayarak yıl içine yayılıyor ve her ayın son Cumartesi günü, 40’tan fazla farklı noktada, en güncel ve heyecanlı belgesel ve kurmaca filmleri ortaklaşa izleme imkanı yaratıyor. Dünyamızın en can alıcı sosyal sorularını sinema üzerinden düşündürmeyi ve filmlerin yaratıcılarıyla canlı sohbetler yaparak seyirciye yeni keşif alanları yaratmayı amaçlayan Yeni !f², !f ruhunu İstanbul, Ankara ve İzmir şehirleri dışında da yaşatan ve ortakların kendi şehirlerinde !f sinema kulüplerini yaratacakları bir mini-festival olacak. Türkiye ve Orta Doğu’dan en yeni, uzun ve kısa metraj filmlerin ve belgesellerin gösterileceği Yeni !f², bu bölgeden çıkan ve dünyada henüz yeterince duyulamayan yeni seslerin geniş kitlelerce izlenebilmesi, tanınması ve takip edilmesini hedefliyor.

Yeni !f²’nin İş Bankası Maximum Kart ve İş’te Üniversiteli partnerliğinde düzenlenecek ilk gösterimi ise, 24 ve 25 Şubat tarihlerinde 17. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin kapsamında gösterilecek 5 film ile yapılacak. Filmler, Afyon’dan Batman’a, Ramallah’tan Lefkoşa’ya, 33 şehir ve 50 farklı noktada, 15 bin kişiye aynı anda ulaşacak ve gösterimlerin ardından yapılacak yönetmen ve ekip söyleşileri canlı yayınlanacak. Böylece, Yeni !f² şehirlerindeki katılımcılar da sohbeti izleyip, yönetmenlere soru sorabilecek.

!f music: David Bowie’den Iggy Pop’a, ikonlar !f’te!

!f İstanbul’un mini müzik festivali !f music, David Bowie’den Betty Davis’e, Iggy Pop’tan Josh Homme‘a, ikonik müzik insanlarının filmlerini seyirciyle buluşturacak; etkinlikleriyle İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak.

Bowie’den kalan son görüntüler

!f music’in en heyecan veren filmlerinden ilki, 2013’te çektiği “David Bowie: Five Years” ile Bowie hakkında yapılmış en iyi belgesellerden birini çekmiş Francis Whately’nin sanatçının ölümünden sonra tamamladığı filmi “David Bowie: The Last Five Years / David Bowie: Son Beş Yıl”. David Bowie’nin ölümünden önce yayınladığı son iki albümü “The Next Day” (2013) ve “Blackstar”ın (2016) yanı sıra kanserle mücadelesini ve hastalığı sırasında yapımına başladığı Broadway müzikali “Lazarus”u odağına alan film, arşiv görüntülerden yakın arkadaşlarıyla yapılmış söyleşilere, ikon sanatçıdan hayranlarına kalan son anlar olacak.

Iggy Pop ve Josh Homme iş birliği

Queens of the Stone Age’in kurucusu ve vokalisti Josh Homme’un fotoğraf sanatçısı Andreas Neumann’ın birlikte yönettiği “American Valhalla”, bir yandan Amerikalı iki rock müzisyeninin olağanüstü müzikal iş birliğinin hikayesini anlatırken, bir yandan da punk’ın babası Iggy Pop’un 2016 tarihli son albümü “Post Pop Depression”un California çöllerindeki kayıt sürecini de belgeleyen görkemli bir müzik filmi. Hayranlarının Londra’daki Royal Albert Hall’da tarihe geçen destansı performansa da tanık olacakları film, başından sonuna, Iggy Pop kadar ateşi sönmeyen bir belgesel.

Amerikan müziğinin kökleri

Sundance’in Dünya Sineması bölümünde En İyi Belgesel seçilen, Hot Docs’ta iki dalda Seyirci Ödülü’nü kazanan “Rumble: The Indians Who Rocked The World / Amerikan Yerlileri Dünyayı Sarsar” ise, Amerikan Yerlisi sanatçıların mirasının peşine düşüyor ve blues’dan caz’a ve günümüz hiphop’ına, onların Amerikan müziğinde görünmeyen ve yok sayılan etkilerini belgeliyor. Catherine Bainbridge ve Alfonso Maiorana‘nın birlikte yönettiği ve Jimi Hendrix’den Quincy Jones’a, Martin Scorsese’den Slash’e, birçok tanıdık ismi ekrana taşıyan film, eleştirmenler tarafından yılın en iyi müzik belgesellerinden biri olarak gösteriliyor.

70’lerin ikonu Betty Davis’e ne oldu?

Bölümün merakla beklenen bir diğer filmi, dünya prömiyerini IDFA’da yapan “Betty: They Say I’m Different”, 70’lerin unutulmaz sesi Betty Davis’in ortalığı kavuran şöhretinin ve 30 yılı aşkın zamandır ortadan kayboluşunun gizeminin peşine düşüyor. Phil Cox’un belgesel ve animasyonu yaratıcı bir şekilde harmanlayan filmi, 1970’lerde müziği, sahnesi ve performatif görselliğiyle tabuları kırıp yağmalamış, evlilikleri sadece bir yıl sürse bile Miles Davis’in hayatını ve müziğini derinden etkilemiş, ırkçılıktan toplumsal cinsiyete Amerikalı kadınlar için unutulmaz bir özgürlük sembolü olmuş Betty Davis’in, Amy Winehouse, Macy Gray, Nikka Costa gibi ardından gelen bir çok kadın müzisyeni nasıl etkilediğinin ve Amerika, İngiltere, Fransa ve Japonya’daki moda tasarımcılarına nasıl ilham verdiğinin hikâyesine de tanıklık ediyor.

Oyun: Oyuncaklı filmler bir arada!

Seyirciyi beyazperdede yarattığı alanlarda oynamaya davet eden “Oyun”, bu yıl da kaçık bilimkurguları, tuhaflığıyla büyüleyen kült adayı filmleri, gerçeküstücü fantastikleri bir araya getirerek !f’çilerin en çok ilgi gösterdiği bölümlerden biri olmaya devam ediyor.

Jonas Carpignano’nun Afrikalı göçmenleri izlediği ilk uzun metrajı “Mediterranea”dan sonra bu sefer kamerasını aynı bölgede yasayan Romanlara çevirdiği ve İtalya’nın güneyinde bir Roman mahallesi A Ciambra’da yaşayan 14 yaşındaki bir oğlanın macerasını muhteşem bir sinematografi ve yargılamayan bir bakış ile perdeye aktardığı son filmi “A Ciambra”;

Zambiyalı kadın yönetmen Rungano Nyoni’nin büyücülükle suçlanan bir kızın trajik hikâyesini hiciv dolu bir dille ve büyüleyici bir güzellikte anlatan, batıl inançlara, kadın kaçakçılığına ve düşmanlığına, hicvi elden bırakmayan büyülü gerçekçi bir bakış sunduğu, bol ödüllü İngiliz bağımsızı “I Am Not a Witch / Ben Cadı Değilim”;

Lukas Feigelfeld’in sinemada cadı külliyatını yeniden tanımlayan 2015 yapımı “The Witch”i andıran, ilk filminde eşsiz bir agorafobik atmosfer yaratarak dikkatleri çektiği, özellikle body-horror severlere çıkışsız bir 102 dakika vadeden gerilim “Hagazussa: A Heathen’s Curse / Hagazussa: Kâfirin Laneti”;

Joe Kelly’nin çok satan çizgi romanından Anders Walter’in uyarladığı, hem gerçek dünyadaki hem de hayal dünyasındaki canavarları alt etmeye çalışan genç bir kızın nefes kesici ve oldukça eğlenceli hikâyesini anlatan, son zamanlardaki en sıcak çizgi roman uyarlamalarından “I Kill Giants / Dev Avcısı”;

Takahide Hori’nin 2014 yılında aynı isimli kült kısa filminden yola çıkarak çektiği, montajdan ses tasarımına ve karakter canlandırmalarına dek her şeyi tek basına yaptığı, kült olması garantili gerçeküstü̈̈ stop-motion animasyonu “Junkhead / Çöp Kafa”;

Tedirgin tansiyonu ve ekrana bakmaya cüret isteyen sahneleriyle, sevimli New York’a bir de öteki yüzünden bakmaya davet eden, İspanya’nın bilindik yüzlerinden Ana Asensio’nun yazıp, yönetip, başrolünü̈ üstlendiği tek kişilik dev kadro filmi “Most Beautiful Island / En Güzel Ada”;

Fransız çizer Guillame Renard’ın kendi işlerinden uyarlayıp, gerçekci prodüksiyonları ve olağanüstü̈ aksiyon sahneleriyle tanınan Japon yönetmen Shojiro Nishimi ile birlikte çektiği, anime ve animasyon tekniklerini başarıyla harmanlayan nefis distopya “Mutafukaz”;

Estonya’nın Oscar adayı da olan ve Rainer Sarnet’nin seyirciyi 19. yüzyıl Pagan zamanlarına götürü̈rken, insanlığın, aşkın olasılıklarının ve varoluşun etrafında etkileyici bir görsellikle baş başa bıraktığı, siyah-beyaz, büyüleyici ve karanlık alegorisi “November / Kasım”;

Japon yönetmen Atsuko Hirayanagi’nin 2014’te Cinefondation’ı kazanan kısa filminden uzun metraja uyarladığı ve geçen yıl Cannes’ın Eleştirmenler Haftası’ndaki ilk gösteriminde izleyenleri kahkahaya boğan kara komedisi “Oh Lucy! / Ah Lucy!”;

Júlia Murat’ın Berlin’in Panorama bölümünde FIPRESCI Ödülü’nü kazanan, aşkın dayanılmaz gerginlik ve kırılganlığını, inanılmaz gerçekçi bir hassasiyetle yakalayan ve aşka dair bu yıl seyredeceğiniz en yaratıcı, dokunaklı ve ateşli filmlerden biri olmaya aday filmi “Pendular / Aşk Sarkacı”;

!f izleyicilerinin “Metropia” ve “Gitmo” filmleriyle tanıyıp, hayranı olduğu İsveçli yönetmen Tarik Saleh’in Kahire’de, 2011 Tahrir Meydanı ayaklanmasının hemen öncesinde geçen ve gerçek bir cinayet davasından esinlenen, Sundance’in Dünya Sineması bölümünden Büyük Jüri Ödülü ile dönen son filmi “The Nile Hilton Incident / Esrarengiz Cinayet”, oyuncaklı filmlerden hoşlananların radarından kaçmayacak.

Sanat Hayat İçindir! Sanat mı hayattan beslenir, hayat mı sanattan?

!f İstanbul’un sanat ve hayatın birbirine karıştığı etkileyici hikâyeleri buluşturduğu “Sanat Hayat İçindir!” bölümü, bu yıl da merakla beklenen belgeselleri bir araya getiriyor; Ara Güler’den Jane Goodal’a, Alfred Hitchcock’tan Susanne Bartsch’ye, farklı disiplinlerden sanatçıların hayatlarına daha yakından bakabilme fırsatı sunuyor.

Calgary Underground Film Festivali’nde En İyi Belgesel seçilen ve Alfred Hitchcock’un meşhur “Sapık” filminin sinema tarihinin en çok referans gösterilen 2 dakikalık ünlü duş sahnesinden yola çıkarak Hitchcock hayranı Guillermo del Toro, Bret Easton Ellis, Karyn Kusama ve Eli Roth gibi sinefilleri buluşturan “78/52: Hitchcock’s Shower Scene /78/52: Hitchcock’un Duş Perdesi”;

50 yıldan fazla süredir İstanbul’un -kendi deyişiyle deli saraylının anlarını yakalayan- usta fotoğraf sanatçısı Ara Güler’in sanatıyla nasıl bir bellek yarattığını ve İstanbul sokaklarını, insanlarını ve hikâyelerini tekrar ama yeni bir gözle görmemizi sağlayan Samuel Aubin belgeseli “Ara Güler, Bir Zamanlar İstanbul”;

Haruki Murakami’nin Danimarka’da yayımlanan kitaplarının çevirmeni Mette Holm’un bir yandan yazarın yalnız ve hülyalı karakterlerinin söylediklerinin en mükemmel çevirisini bulmaya çalışırken, binlerce saat süren çeviri sürecinde hayatında gerçek ve hayalin birbirine karışmasını konu alan etkileyici belgesel “Dreaming Murakami / Murakami’yi Düşlemek”;

Yaratıcılıkta sınır tanımayan kısa hikayeleriyle tanıyıp sevdiğimiz İsrailli ünlü yazar Etgar Keret’in gerçek ve fantastik unsurları bir araya getirdiği ilham verici dünyasına konuk eden ve yazar hakkında yapılmış ilk belgesel de olan “Etgar Keret: Based on a True Story / Edgar Keret: Gerçek bir Hikâyeden Uyarlanmıştır”;

1960 yazında Afrika’ya yaptığı ziyaret sonucu şempanzelerle kurduğu sıra dışı iletişimle bilim dünyasına adını yazdırmış Jane Goodall’ın daha önce hiçbir yerde yayımlanmamış görüntüler eşliğinde derinlikli portresini çizen, Critics’ Choice’un Yılın Belgeseli seçtiği “Jane”;

New York eğlence hayatının kraliçe arısı, RuPaul, Marc Jacobs ve Amanda Lepore gibi ikonları keşfiyle de tanınan, Avangard varoluşun annesi Susanne Bartsch’ın yaşamına ve dokunduğu hayatlara, ilk kez ortaya çıkan görüntülerle, yakın planda eşlik eden “Susanne Bartsch: On Top / Eğlencenin Zirvesi: Susanne Bartsch”, hayat mı sanattan sanat mı hayattan beslenir? in yanıtlarını verecek izleyiciye.

!fkolik: Yolu !f’ten geçen yönetmenlerin son işleri
!f İstanbul’un bu yılki yeni bölümlerinden biri de !fkolik olacak. !f’in 17 yıllık tarihinde filmleriyle konuk olmuş, !f’çilerin ilk kez festivalde keşfettiği yönetmenlerin son filmlerini bir araya getiren bu bölümde 4 film gösterilecek.

2014’te ilk uzun metrajı “Fish and Cat / Balık ve Kedi” ile Uluslarası Keş!f Yarışması’nı kazanan İranlı yönetmen Shahram Mokri’nin seyirciyi her an şüpheye düşürmeyi başaran, tek plan çekilmiş, şaşırtıcı bilimkurgu gizem/polisiyesi “Invasion! / İstila!”;

2011’de “Nana” ile Uluslarası Keş!f Yarışması’nın birincisi olmuş Valérie Massadian’ın kendine özgün dingin ve özenli, tabloları andıran güzellikteki sinematografisiyle, adını filme veren karakterin hikâyesini yıllar üzerinden anlattığı son filmi “Milla”;

!f’çilerin “Sansa” (2004), “Kinogamma Part 1” (2009) ve “Çocuk Masalları” (2012) filmleriyle hatırlayacağı Fransız yönetmen Siegfried’in aşık ve hepsi güçlü̈ duyguların pençesinde dört kadının hikâyesini konu alan son filmi “Riga!”;

“Curling” (2010), “Bestiaire” (2012), “Vic+Flo Bir Ayı Gördü” (2012) ve “Arzulamanın Zevki” (2014) filmleriyle !f’çilerin oldukça yakından tanıdığı ve 2013 yılında festivalin konuğu olarak İstanbul’a da gelmiş Denis Côté’nin kamerasını bu kez günümüz gladyatörlerine, hayatını vücut geliştirmeye adamış̧ ve bütün yaşamını bunun etrafında kurmuş̧; kaslarıyla, sıkı diyetleri ve spor salonlarında köle gibi çalışmalarıyla dikkatimizi çeken 5 adamın tuhaf ama oldukça gerçek dünyalarına çevirdiği son filmi “A Skin So Soft / Yumuşak Bir Ten”, yönetmenlerin sinemasını takip edenler için kaçırılmayacak bir bölümde bir araya geliyor.

Karanlık & Köşeli: Yılın korku filmleri burada!

Yaratıcılığa ve deneyimlere açık sinemaseverlerin !f alanı “Karanlık & Köşeli” bölümünde bu sene de, karanlık ve rahatsız edici yapımlardan senenin en çok konuşulan korku filmlerine, seyircinin ‘görme biçimleri’ni altüst eden, algının kapılarını sonuna kadar açmayı hedefleyen filmler toplanıyor.

2008’de yönettiği “Johnny Mad Dog” ile büyük bir çıkış yakalayan Jean-Stéphane Sauvaire’nin Tayland’ın en ünlü hapishanelerinden birinde 3 yıl hapis yatmış genç İngiliz boksör Billy Moore’un, gözlerinize inanamayacağınız anılarından uyarladığı ve prömiyerini yaptığı Cannes’ın ‘Gece yarısı’ bölümünde büyük heyecan uyandıran “A Prayer Before Dawn / Şafaktan Önce”;

2015’te çektiği “Bone Tomahawk”la tanıdığımız Craig Zahler’in yönettiği, Vince Vaughn’ın muazzam ve aynı zamanda korkutuculuğuyla akıldan çıkması zor oyunuyla sarsan gerilim “Brawl in Cell Block 99 / 99. Blok”;

!f takipçilerinin “Amer”, “The Strange Color of Your Body’s Tears” gibi sıradışı filmleriyle yakından tanıdığı Belçikalı yönetmen çift Helene Cattet ve Bruno Forzani’nin bir kez daha karabasanlı, estetize düşleriyle esir alacak yeni filmleri “Let the Corpses Tan / Bırakın Bronzlaşsın Cesetler”;

Robin Aubert’in Toronto Film Festivali’nin açılış filmi de olan, klişelere düşmeden ve kurduğu nefis atmosferiyle, son yılların en yenilikçi zombi filmlerinden birine dönüşen “Les affamés / Aç Gezenler”;

Coralie Fargeat’in muazzam görselliği, turuncu renk tonlarıyla Mad Max’i hatırlatan, kendine has konsepti ve oldukça stilize hipnotik sinematografisiyle dikkat çeken ve birçok festivalin gece yarısı gösterimlerine adeta bomba gibi düşen “Revenge / İntikam” ve

Brian Taylor’ın yönettiği ve Selma Blair ile Nicolas Cage’in başrolünü paylaştığı, çekirdek aile ve anne babalık kavramlarını en absürt şekilde sorguya çektiği, senenin en dikkat çekici korku filmlerinden “Mom and Dad”, gece yarısı filmlerinden hoşlanan !fçilerin kaçırmaması gereken filmler…

!f kült: Yenilenmiş kopyalarıyla bilimkurgu klasikleri

!f İstanbul’un , sinema tarihinin gizli hazinelerini gün ışığına çıkardığı !f kült bölümünde bu yıl bilimkurgu sinemasının unutulmaz üç klasiği gösterilecek. Bunlardan ilki, Wolf Gremm’in 1982 yapımı meşhur cyberpunk gerilimi “Kamikaze ’89″. Per Wahlöö’nün ‘31. Kat’ adlı romanından uyarlanan ve distopik bir gelecekte geçen film, eleştirmenler tarafından Jean-Luc Godard’ın “Alphaville” ve Fritz Lang’’in “Dr. Mabuse: The Gambler” (1922) gibi klasikleriyle karşılaştırılmıştı. Film, usta Alman yönetmen Rainer Werner Fassbinder’in perdedeki son ve olağanüstü performansıyla ve Alman elektronik müzik grubu Tangerine Dream üyesi Edgar Froese’in müzikleriyle de unutulmazlar arasındaki yerini korumaya devam ediyor.

“Sinema tarihinin en iyi punk filmi”

“Sebastiane”, “The Tempest”, “Caravaggio”, “Edward II” ile tanıdığımız İngiliz yönetmen Derek Jarman’ın 1978 tarihli cüretkar filmi “Jubilee / Jübile” ise, Thatcher İngiltere’sini eleştiren mizahı, zapt edilmez enerjisi ve koreografisiyle dikkat çeken bir klasik. Kraliçe Elizabeth’in günümüzün yozlaşmış İngiltere’sine ışınlanmasını konu alan ve müziklerinde Brian Eno imzasını taşıyan bu çılgın film, “sinema tarihinin en iyi punk filmi” sayılıyor.

Feminist bilimkurgu klasiği!

!f kült’ün heyecan uyandıran bir diğer filmi ise, Lizzie Borden‘in çığır açan feminist bilimkurgusu “Born in Flames / Ateşlere Doğmak”! 1983 yılında prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nde olay yaratan ve o günden beri sayısız feministi etkileyen film, seyirciyi Amerikan tarihinin en barışçıl devriminden on yıl sonrası bir döneme götüren ve toplumsal cinsiyet meselelerinin bu dünya içinde nasıl kurulabileceğini hayal eden bir distopya sunuyor. 70’lerden enfes müzikleri ve döneme dair gerçek belgesel görüntüleri harmanlayan kurgusuyla da şaşırtan “Ateşlere Doğmak”, günümüzde bile feminist sinema teorisyenlerinin başucu kaynaklarından biri olmaya devam ediyor.

Özel Gösterimler: Ara Güler’in ilk ve tek filmi !f’te

!f İstanbul’un farklı, sınırları ve algıyı zorlayan görme biçimlerini araladığı filmlerin yer aldığı  “Özel Gösterimler” bölümünde 4 özel film gösterilecek.

Yalnızca Türkiye’nin değil dünyanın en önemli fotoğraf sanatçılarından Ara Güler’in 1975’te çektiği ve Yavuz zırhlısının sökülmesini anlatan, dünyada çok az gösterim olanağı bulmuş filmi “Kahramanın Sonu”, Güler’in de katılımıyla gösterilecek. Filmin sunumu da yapacak olan Ara Güler, rol aldığı “Otel”, “İz” ve “Güneşe Yolculuk” filmlerinin yönetmeni, dostu Yeşim Ustaoğlu ile “Kahramanın Sonu”nun hikâyesini konuşacak.

Paris’te 2015 yılındaki terör saldırılarının ertesinde yapılmış ve Paris’in banliyölerinden çıkıp El Nusra’ya katılmak için Mısır üzerinden Suriye’ye giden genç bir adamın yolculuğunu anlatan, birçok festivalin yanı sıra Whitney Bienali ve Tate Modern gibi birçok prestijli kurumda gösterilen, sanatla sinemanın kesişme noktasında önemli ve kışkırtıcı bir çalışma olan “Also Known As Jihadi / Nam-ı Diğer Cihatçı”; multimedya sanatçısı Blake Williams’ın teknoloji, sinema ve bu araçların geleceğinin parlaklığına göz kırpan muazzam 3D bilimkurgu filmi “Prototype / Prototip” ve İstanbullu multidisipliner stüdyo NOHlab’ın seyirciyi görsel ve işitsel bir yolculuğa çıkaracak stereoskopik eseri “Prima Materia”, sinemayla sanatı bir araya getirip dünyaya farklı bakma şekilleri öneren hazineler olarak ışıldıyor.

Gökkuşağı: Gökkuşağının altında hepimize yer var!

!f İstanbul’un ilk yılından beri, sevmekten korkmayanların ve gökkuşağının altında hepimize yer var diyenlerin filmlerini buluşturduğu “Gökkuşağı” bölümünde izleyeceğimiz filmler ise şöyle:

Güney Afrikalı yönetmen John Trengove’nin kamerasını genç erkeklerin Xhola geleneklerine göre sünnet olmak ve ergenlik törenleri için kurulan bir kampa soktuğu, World Cinema Amsterdam’da En İyi Film, Londra Film Festivali’nde ise En İyi İlk Film seçilen etkileyici draması “The Wound / Yara”;

Stephen Cone’un Chicago Film Festivali’nde En İyi Film seçilen ve genç bir kadının kendini ve dünyayı keşfetmesini konu alan, şiirsel ve lirik masalı “Princess Cyd / Prenses Cyd”;

!f’in gedikli yönetmenlerinden Yony Leyser’in Bruce LaBruce, G.B. Jones, Genesis Breyer P-Orridge, John Waters, Peaches, Pansy Division ve daha birçok ikon ismi bir araya getirdiği son filmi “Queercore: How To Punk a Revolution / Devrimi Punk’lamak”;

İsveç’in dünya hiphop’una armağanı Silvana Imam’ın 2014 yılında birden ünlendiği yıl başlayan ve bir yandan bir sanatçı olarak yükselişini belgelerken diğer yandan insan olarak zaaflarını, kırılganlığını ve aşkının hikâyesini de samimiyetle anlatan “Silvana / Silvana Imam: Uyandığında Beni de Uyandır” ve

Tom Of Finland imzasıyla tanınan ve bir donemin kültürel ikonlarından olan Touko Laaksonen’ın renkli hayat hikâyesini konu alan, Göteborg Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü’nü kazanan Dome Karukoski filmi “Tom of Finland”.