03.06.2017

!f İstanbul Programı Açıklandı

!f İstanbul, 28 Şubat 2016 tarihlerinde İstanbul’da, 3-6 Mart 2016 tarihlerinde ise Ankara ve İzmir’de gerçekleşecek.

Bu yıl “!f İstanbul birleştiriyor!” sloganıyla yola çıkan festival, bağımsız sinemanın en iyilerini, yılın çok konuşulan ve bol ödüllü filmlerini sinemaseverlerle buluştururken, !f music partileriyle İstanbul’un eğlence hayatına alternatif olacak, !f² ile de 33 şehir, 50 farklı noktaya film götürecek.

Festival mekânları

15. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, 18-28 Şubat tarihleri arasında İstanbul’da Beyoğlu Fitaş, Cinemaximum Nişantaşı City’s, Cinemaximum Kanyon, Cinemaximum Budak; 3-6 Mart tarihlerinde de Ankara’da Cinemaximum Armada ve İzmir’de ise Cinemaximum Konak Pier sinemalarında gerçekleşecek. Bu yıl !f music partileri Babylon’da, festival etkinlikleri ise DEPO ve SALT Galata’da düzenlenecek.

!f’i Anomalisa açıyor

“Being John Malkovich/John Malkovich Olmak”, “Adaptation”, “Eternal Sunshine of the Spotless Mind/Sil Baştan” gibi pek çok modern klasiğin yazarı Charlie Kaufman ile televizyon tarihinin en sıradışı animasyon serisi “Mary Shelley’s Frankenhole”un yaratıcısı Duke Johnson’ın birlikte çektiği “Anomalisa”, !f İstanbul’un açılış filmi olacak.

Daily News’un “Rüzgâr Gibi Geçti’nin varoluşçu kukla film hali”, Variety’nin “Küçük bir mucize”, Indiewire’ın “Tuhaf bir şekilde güzel, canlandırılmış bir varoluş krizi” sözleriyle tarif ettiği, bir çok eleştirmen tarafından da “yılın başyapıtı” sayılan “Anomalisa”, hayatının sıkıcılığından bezmiş aile babası ve “Onlara Yardım Etmenize Nasıl Yardım Edebilirim?”in saygın yazarı Michael Stone’un karanlık, absürt ve sürreal yolculuğunu anlatıyor. Michael, müşteri hizmetleri profesyonelleri için bir kongrede konuşmak için gittiği Cincinnati’de kalacağı Fregoli Otel’de Akron hamurişleri satış temsilcisi Lisa ile tanışıyor ve çaresizliğinden olası bir kaçış olarak hayatının aşkına yelken açıyor.

Galalar: Yılın yıldızları burada!

Galalar bölümü, Toronto’dan Venedik’e, Cannes’dan Sundance’e, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş, yılın en çok beklenen filmlerini seyirciyle buluşturuyor.

Galalar bölümü filmlerinden birkaçı:

“Yılın filmi” The Assassin/Suikastçı  !f’te!

Bu bölümde ayrıca; “The Assassin/Suikastçı”

“Innocence of Memories/Masumiyet Müzesi”,

“The Diary of a Teenage Girl/Bir Genç Kızın Gizli Defteri”

“Tangerine”

“James White”

“Kill Your Friends/Arkadaşlarını Öldür”

“Love 3D/Aşk 3D” de Türkiye galasını yapacak filmler arasında…

“The Assassin/Suikastçı”, 9. yüzyılda Çin’de geçiyor ve sevdiği adamı öldürmesi için görevlendirilen bir kadın suikastçının duygusal ikilemini konu alıyor. Tayvan Yeni Dalga sinemasının en önemli yönetmenlerinden Hsiao-Hsien Hou’nun “Le Voyage du Balon Rouge/Kırmızı Balonun Yolculuğu”ndan beri çektiği ilk film olan “Suikastçı”, Hou’nun “Three Times”, “Millenium Mambo” gibi klasiklerinde de rol almış fetiş oyuncusu Qi Shu’yu başrole taşıyor ve şiirsel dili, incelikli görüntüleri ve yönetmenlik dehasıyla yılın en büyüleyici filmlerinden birine dönüşüyor.

‘Masumiyet Müzesi’ Venedik’ten sonra İstanbul’da!

Radiohead ve Muse için çektiği efsane kliplerinin yanı sıra “Joy Division” ve “Patience (After Sebald)” gibi kült belgeselleriyle tanıdığımız Grant Gee’nin Orhan Pamuk’un ‘Masumiyet Müzesi’nden esinlenerek çektiği, dünya prömiyerini yaptığı Venedik’te hayranlıkla karşılanan “Innocence of Memories/Masumiyet Müzesi”

Sundance’te Görüntü Yönetmeni Ödülü kazanan, Berlin’in Generation bölümünde “En İyi Film” seçilen, bağımsız sinemanın en önemli ödüllerinden Gotham’da da Bel Powley’e En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getiren “The Diary of a Teenage Girl/Bir Genç Kızın Gizli Defteri”

“Martha Marcy May Marlene”, “Simon Killer” gibi bağımsız klasiklerin yapımcısı olarak tanıdığımız Josh Mond’un John Cassavetes filmleriyle kıyaslanarak övgülerle karşılanan, Sundance’te Seyirci Ödülü’nü, Locarno’dan da Özel Mansiyon’u kapan ilk filmi “James White”

Duplass Kardeşler’in yapımcılığını üstlendiği ve Sean Baker’ın iPhone 5s kullanarak çektiği, hem hikâyesi hem de tekniğiyle senenin en yenilikçi yapımları arasında yer alan, özellikle başrol oyuncuları Kitana Kiki Rodriguez ve Mya Taylor’ın enerjik performanslarıyla seyircinin gönlünü kazanan “Tangerine”

John Niven’ın aynı adlı çoksatan romanından kendisinin senaryoya uyarladığı ve İngiliz müzik endüstrisinin hâlâ yeni yetenekler aramak için çuvalla para harcadığı 90’ların sonunda bir plak şirketinde dönen oyunları gün yüzüne çıkaran, yılın en sert İngiliz filmi sayılan “Kill Your Friends/Arkadaşlarını Öldür”

Kapanış filmi Demolition!

Başta C.R.A.Z.Y./Çılgın” olmak üzere “Young Victoria/Genç Victoria”, Café de Flore/Ruh Eşim” filmleriyle takipçilerini yaratan, iki yıl önce “Dallas Buyers Club/Sınırsızlar Kulübü” ile erkek oyuncularına Oscar kazandıran Jean-Marc Vallée’nin son filmi “Demolition/Yeniden Başla”, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek.

Keş!f: Yılın en ilham veren yönetmeni aranıyor!

!f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin dokuzuncu yılına giren uluslararası yarışmalı bölümü Keş!f, yılın ilham veren yönetmenini aramaya devam ediyor. İlk ya da ikinci uzun filmini yönetmiş yönetmenlerin filmlerinin yarıştığı Keş!f bölümünde, ABD, Almanya, Belçika, Çin, Etiyopya, Fransa, Finlandiya, İngiltere, İran, İspanya ve Türkiye’den toplam 9 film, 10.000 dolar değerindeki Keş!f Ödülü için jüri karşısına çıkacak.

Keş!f Uluslararası Yarışma’da jüri önüne çıkacak filmler ise şöyle:

İngiliz aktör Steve Oram’ın “insanlar da maymunlar gibi davransaydı nasıl olurdu” sorusunun peşine düştüğü, seyircinin film izleme alışkanlıklarını zorlayacak sürreal komedi korku filmi “Aaaaaaaah!”; Celia Rowlson Hall’un kuzeybatı çöllerinde gezen Meryem Ana’nın hikâyesini hareketlerle, ritüellerle ve performansla anlattığı, hislere ve sezgilere dayanan bir yolculuğu şiirsel bir izleme deneyimine dönüştürdüğü filmi “MA”

Miguel Llansó’nun kıyamet sonrası dünyanın alıştığımız karanlık hayaline pop kültür ikonlarıyla yepyeni bir renk getirdiği, Etiyopya’nın ilk bilimkurgusu da sayılan “Crumbs/Kırıntılar”

80’ler başında görme yetisini kaybeden yazar ve dilbilimci John Hull’un üç yıl boyunca kaydettiği ses günlüklerinden uyarlanan ve bu sesleri oyunculara okutarak kurmacanın kurallarıyla oynayan, Pete Middleton ve James Spinney’nin ödüllü kısa filmlerini uzuna çevirerek bu yılın en büyük hazinelerinden birine imza attıkları “Notes on Blindness/Körlük Üzerine Notlar”

Çinli yönetmen Bi Gan’ın şiirsel uzun planlarıyla büyüleyen, zamanla zamansızlık arasındaki yere doğru düşsel ve tuhaf bir yolculuğa çıkaran, Golden Horse’ta En İyi Yeni Yönetmen Ödülü ve FIPRESCI Ödülü alan, Locarno’da da En İyi İlk Film dalında Özel Mansiyon kazanan filmi “Kaili Blues”

Fransız yönetmen Clément Cogitore’un karabasanı andıran, tekinsiz atmosferiyle Terrence Malick’e selam gönderen ve Batılı devletlerin uzak ülkelerde yürüttüğü savaşın anlamsızlığına dikkat çeken filmi “The Wakhan Front/Ne Yerde Ne Gökte

İranlı yönetmen Sina Ataeian Dena’nın şiddet üzerine kurguladığı üçlemenin ilk filmi de olan ve son derece baskıcı ve cinsiyetçi İran rejiminde bir kadın olmanın zorluğunu Tahran’da öğretmenlik yapmakta olan 25 yaşındaki Hanieh’nin yaşadıkları üzerinden samimi, gerçekçi ve belgeselvari bir dille anlatan “Paradise/Cennet”

Shahram Alidi’nin arkadaşlarının vasiyetlerini gerçekleştirmek için kara bir atın peşine düşen bir grup gencin hikâyesini, mitolojik ve gerçeküstücü öğeleri kullanarak masalsı bir dille anlattığı İran-Türkiye ortak yapımı “Black Horse Memories/Kara At Hatıraları”

Ali Kemal Çınar’ın sakin bir hayat süren Ali Kemal ve Berfin adlı bir çiftin, günün birinde kendilerini cinsiyet değişiminin tuhaf bir gerçeklik kazandığı bir dünyanın içinde bulmalarını anlattığı, seyirciyi cinsiyet teorileri ve geleneklerle oynayan büyülü bir eğlenceye davet eden “Hidden/Gizli”

Aşk&Başka Bi’ Dünya: Yılın en yaratıcı müdahalesi!
!f İstanbul’un iki yıl önce başlattığı ve dünyadan aktivist filmlerin yarıştığı Aşk & Başka Bi’ Dünya’da ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Çek Cumhuriyeti, Gürcistan, İran, İsviçre, Kanada, Mısır ve Türkiye’den toplam 8 film jüri önüne çıkacak.

Aşk & Başka Bi’ Dünya Yarışması’nın bu yılki jürisinde; belgesel sinemanın ve sanat dünyasının usta isimleri bir araya geliyor. BBC için çektiği, psikanalizin hükümetler ve şirketler için güçlü bir ikna aracı olarak yükselişini işleyen, belgesel sinemayı ve reklam dünyasını derinden etkileyen, “Mad Men”e bile ilham kaynağı olan başyapıtı “The Century of the Self/Ben Asrı”, korkunun siyasi kazanç için kullanımını konu alan “The Power of Nightmares: The Rise of the Politics of Fear/Kâbusların Gücü: Korku Siyasetinin Yükselişi” filmleriyle tanıdığımız Adam Curtis, “Road to Tate Modern”, “What Actually Does an Artist Want” gibi videolarıyla uluslararası alanda büyük ses getiren, 2005 yılında İsviçre’deki Kunstmuseum Thun tarafından Prix Meuly Ödülü’ne layık görülmüş güncel sanatçı, sanat eleştirmeni ve yazar Şener Özmen ve Oscar kazandığı “The Gatekeepers”, 2014’ün en iyi filmlerinden biri sayılan Joshua Oppenheimer’ın yönettiği “The Act of Killing” ve Sundance’te Jüri Ödülü alan Dror Shaul filmi “Sweet Mud” gibi belgesellerin yapımcısı ya da ortak yapımcısı olarak tanıdığımız Philippa Kowarsky’den oluşan jüri, “yılın en yaratıcı müdahalesini” seçecek.

“Bağlar” dünya galasını !f İstanbul’da yapıyor!

Kamerayla dünyayı değiştirmeyi başarmış yönetmenleri İstanbul’da ağırlayacak Aşk & Başka Bi’Dünya’da bir kez daha yılın en iyi aktivist filmlerinden özel bir seçki sinemaseverleri bekliyor. Chad Garcia’nın Sundance’in Dünya Bölümü’nde En İyi Belgesel seçilen, Uluslararası Belgeselciler Birliği tarafından da görüntü yönetimindeki başarısıyla ödüllendirilen filmi “Russian Woodpecker/Rus Ağaçkakanı”

İtalyan asıllı yönetmen Pietro Marcello’nun kurmacayı, büyülü gerçekçiliği, şiirselliği ve belgeseli harmanladığı, yılın en güzel ve en insani filmlerinden birine dönüşen, Locarno’dan iki ödüllü “Lost And Beautiful/Kayıp ve Güzel”

Farid Eslam’ın 2009 ile 2013 arasında Orta Doğu’nun çeşitli ülkelerinde yaptığı çekimlerden oluşan ve müzik yaparak baskıya karşı duran gençleri izlediği aktivist müzik filmi “Yallah! Underground”

Rokhsareh Ghaem Maghami’nin Afganistan’dan Tahran’a mülteci olarak girmiş, zorlu hayatına rap müziğiyle göğüs germeye çalışan genç bir kadının hayatını anlattığı “Sonita”

“Divorce Iranian Style”, “Gaea Girls”, “Sisters in Law” gibi ödüllü belgeselleriyle türün takipçilerinin radarından çıkmayan Kim Longinotto’nun yönetmenliğiyle Sundance’te ödüllendirildiği ve kendini şehrin risk altındaki genç kızları, sokak köşelerinde müşteri bekleyen seks işçileri ve tutuklu kadınlarla dayanışmaya adayan ‘rüya avcısı’ Brenda’yı takip eden “Dreamcatcher/Düş Kapanı”

“The Liberace of Baghdad”, “Japan: A Story of Love and Hate” filmleriyle tanıdığımız Sean McAllister’in Suriye’den mecburen başka ülkelere taşınan bir ailenin yaşadıklarını sıradışı bir samimiyetle anlattığı, Sheffield Jüri Ödülü kazanan belgeseli “A Syrian Love Story/Suriyeli Aşk Hikâyesi”

Gürcistan’da yetişkinlerin din, vatan, adalet, kanun gibi ağırlığı fazla ve sınırları belli kelimelerle dolu hayatlarına karşı kendi hayallerini koruyarak yaşama devam eden bir grup gencin şiirsel öyküsünü konu alan “When The Earth Seems To Be Light/Yeryüzü Aydınlıkken” yarışmanın dünya seçkisi olacak.

Aşk & Başka Bi’ Dünya Yarışması’na Türkiye’den ise “Onuncu Gezegen”, “Ziyaretçiler” gibi belgeselleriyle pek çok ödül alan Melis Birder ile “Bu Ne Güzel Demokrasi!”, “Nahide’nin Türküsü” filmlerinin yönetmeni Berke Baş’ın birlikte yönettiği “Bağlar” katılıyor.

Diyarbakır’ın yoksul ve orta halli ailelerinin çocuklarından oluşan Yıldız Erkek takımının bütün imkânsızlıklara rağmen azim ve umudu koruyan mücadelelerini konu alan film, dünya galasını !f İstanbul’da yapıyor.

Oyun: Oyuncaklı filmlerden hoşlananlar buraya!

Seyirciyi beyazperdede yarattığı alanlarda oynamaya davet eden “Oyun”, bu yıl da kaçık bilimkurguları, tuhaflığıyla büyüleyen kült adayı filmleri, gerçeküstücü fantezileri bir araya getirerek !f’çilerin en çok ilgi gösterdiği bölümlerden birine dönüşüyor.

Başarılı yeni nesil anime yönetmenlerinden Mamoru Hosada’nın bol vurdulu kırdılı ama bir o kadar da dokunaklı usta çırak hikâyesini konu alan animesi “The Boy and the Beast/Çocuk ve Canavar”

Richard Ayoade’nin kült filmi “Submarine”den hatırladığımız Craig Roberts’ın oyunculukta olduğu kadar yönetmenlikte de başarısını kanıtladığı ilk filmi “Just Jim/Sadece Jim”

Indiewire’ın “Varoluşçu, olağan dışı bir komedi başyapıtı” sözleriyle övdüğü, Kaliforniya çöllerinde gösteriler yapan yaşlanmış bir komedyenin karanlık, sinir bozucu ve tuhaf yolculuğunu konu alan “Entertainment/Şov Dünyası”

Tellerle örülü işgal altındaki Batı Şeria’da normal araba parçalarından devşirerek ürettikleri yarış arabalarıyla hem işgale hem de kadınları yarış şoförü olarak görmeye alışık olmayan muhafazakâr topluma meydan okuyan, Orta Doğu’nun ilk kadın araba yarışçısı takımı “Speed Sisters”ın hikâyesini konu alan “Speed Sisters/Hızın Kızları”

Benjamin Dickinson’ın keskin siyah beyaz sinematografisi, uzun planları ve zikzaklı anlatısıyla dikkat çeken, reklam dünyasının insan yaşamını yabancılaştırması üzerine özgün bir iş ortaya koyduğu yenilikçi bilimkurgusu “Creative Control/Yaratıcı Kontrol”

Nikias Chryssos’un tuhaflıkları aklın sınırlarını zorlayan bir ailenin hikâyesini anlattığı, geçen yıl fantastik film festivallerinin gözdesi olan, absürt ve bol gerilimli kara komedi “The Bunker/Sığınak”

Kült yönetmen Anders Thomas Jensen’in “Adam’s Apples” filminden 10 yıl sonra çektiği ve tuhaflıklarda sınır tanımayan komedi “Men&Chicken/İnsanlar ve Tavuklar”

Fantasporto’da En İyi Film ve En İyi Özel Efekt ödüllerini alan, Fantaspoa Fantastik Filmler Festivali’nde de başrol oyuncusu Mónika Balsai’ye kadın oyuncu dalında ödül getiren, eleştirmenlerin “Amelie’nin fantastik komedisi” olarak nitelendirdiği “Liza, the Foxy Fairy/Tilki Perisi Liza”

Federico Veiroj’un yönettiği ve senaryosunu başrol oyuncusu Alvaro Ogalla ile birlikte yazdıkları Buñuel sürrealizmine modern bir yorum getiren, San Sebastián’dan FIPRESCI Ödüllü absürt komedi “The Apostate/Ayrık Otu”

Amerikan bağımsız sinemasının son yıllardaki en dikkat çekici yönetmenlerinden Alex Ross Perry’nin, babasının ölümü sonrası, sevgilisinden de ayrılmış Catherine adlı bir kadının depresyondan kurtulmak için sığındığı bir göl evinde kabuslarıyla karşılaşmasını konu alan, “Mad Men”in Peggy’si Elizabeth Moss’un muhteşem bir performans sergilediği “Queen of Earth/Yeryüzünün Kraliçesi”, “Oyun” bölümü fanatikleri için keşif bekleyen kült filmler barındırıyor.

Sanat Hayat İçindir!: Sanat mı hayattan doğar, hayat mı sanattan?

!f İstanbul’un sanat ve hayatın birbirine karıştığı etkileyici hikâyeleri buluşturduğu “Sanat Hayat İçindir!” bölümü, bu yıl da merakla beklenen belgeselleri bir araya getiriyor; Marlon Brando’dan Robert Mapplethorpe’a, Iris Apfel’den John Berger’a, hayran olduğumuz sanatçıların hayatlarına daha yakından bakabilme fırsatı sunuyor.

David Bowie klasikleri !f’te

!f İstanbul’un bu yıla özel bölümlerinden ilki, 10 Ocak’ta kaybettiğimiz, sinemadan müziğe pek çok alanda unutulmaz eserler vermiş, 70’lerden bugüne, tarzı ve duruşuyla sanat ve moda dünyasını derinden etkilemiş David Bowie’nin anısına hazırlanan “David Bowie …”. Bowie’yi beyazperdede de ikon bir isme dönüştüren iki film, yenilenmiş kopyalarıyla Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek.

!f kült: Güllerin Cenaze Töreni!
!f İstanbul’un kemikleşen bölümlerinden !f kült’e bu sene Toshio Matsumoto’nun 1969 tarihli klasiği “Funeral Parade of Roses/Güllerin Cenaze Töreni” konuk oluyor. Japon Yeni Dalga Sineması’nın mihenk taşlarından biri olan film, kısa ve belgeselleriyle tanınan Matsumoto’nun 1988’de sonlandırdığı sinema kariyerindeki dördüncü uzun metrajı. Japon altkültürünün derinlerinde gezinen bu yarı kurmaca yarı belgesel film, avangart sinemanın da başyapıtlarından biri sayılıyor. “Funeral Parade of Roses/Güllerin Cenaze Töreni”, Türkiye’de ilk kez !f İstanbul’da gösterilecek!

Karanlık & Köşeli: Koltuğunda zıplamak isteyenlere!
Yaratıcılığa ve deneyimlere açık sinemaseverlerin !f alanı “Karanlık & Köşeli” bölümünde bu sene de, karanlık ve rahatsız edici yapımlardan senenin en çok konuşulan fantastik ve avangart filmlerine, seyircinin ‘görme biçimleri’ni altüst eden, algının kapılarını sonuna kadar açmayı hedefleyen filmler toplanıyor.

En üretken yönetmenlerden Takashi Miike’nin aksiyon ve korkuyu dozunu artırarak kullandığı, dünyanın ilk yakuza vampir filmi “Yakuza Apocalypse/Yakuza Cehennemi”; fantastik tutkunlarının internetteki adresi SLASHFILM’in “Çılgın… Son 10 yılda yapılmış başka hiçbir filme benzemiyor” sözleriyle övdüğü, 1997 yılının kıyametten sonrasını bize gösteren, retro, nostaljik bir gelecek tasarımıyla 80’ler aksiyon filmlerinin bıraktığı yere götüren ve yılın fantastik film festivallerinden ödüllerle dönen “Turbo Kid/Turbo Çocuk”; 80’ler klişelerinin, videokaset kültürünün ve birçok şeyin çılgınca dalgasının geçildiği, şimdiden kült olmuş yılın en çılgın kısalarından “Kung Fury”; özel bir hastanede hemşirelik yapan, sosyal fobisi olan, yalnız bir adamın tuhaf ve arızalı hayatını anlatan, Türkiye sinemasında bugüne dek görmediğimiz girdaplarda dolaşan Pınar Sinan’ın gerilimi “Ceset”; görsel sanatçı AKIZ’in ilk filmiyle takip edilesi yönetmenler listesine üst sıralardan girdiği, yaratık filmlerine getirdiği orijinal bakış ve görselliğiyle insanı adeta sarsan “Der Nachtmahr”; “Æon Flux”, “Jennifer’s Body”, “Girlfight” gibi türler arasında gezen kariyeriyle Hollywood’un kendine has yönetmenlerinden Karyn Kusama’nın yönettiği, sinema tarihinin en dehşet verici yemek sahnelerinden birine sahip “The Invitation/Davet” ve Derya Alabora’yı evini korumak için her türlü caniliği yapmaya ant içmiş Naciye rolünde izleyeceğimiz, Lütfü Emre Çiçek’in Screamfest’te dünya prömiyerini yapan korkusu “Naciye”, !f’in seyirciyi yerinden hoplatacak filmleri arasında…

Başka Haller: Avangart sinemadan son havadisler

Programlamasını !f İstanbul ve FOL’un ortaklaşa yaptığı “Başka Haller”, festivalin bu yıla özel hazırladığı yeni bölümlerinden. Avangart ve deneysel sinema meraklılarını cezbedecek bir programa sahip olan “Başka Haller”de gösterilecek filmler şöyle: Ben Rivers’ın yönettiği, Paul Bowles’ın bir hikâyesindeki bir cümleden yola çıkan “The Sky Trembles and the Earth Is Afraid and the Two Eyes Are Not Brothers/Gök Gürülder, Dünya Korkmuştur ve İki Göz Birbirinin Kardeşi Değildir”; Isiah Medina’nın sessiz sakinliği, samimiyeti ve derinliğiyle yılın en cesur ilk filmlerinden biri olmaya aday yapıtı “88:88”; Jem Cohen’in birbiriyle bağlantılı on beş bölümde, Moskova’dan New York ve İstanbul’a uzanan bir coğrafyada gezinen son filmi “Counting/Geri Sayım”; geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz, “Jeanne Dielman, 23, quai du Commerce, 1080 Bruxelles”, “Les rendez-vous d’Anna” gibi pek çok klasiğiyle feminist sinemayı derinden etkilemiş Belçikalı auteur Chantal Akerman’ın son filmi “No Home Movie”; Merlyn Solakhan’ın (Merlin Ecer) 1986’da Berlin’de gösterilmiş, ardından da unutulmuş ve 30 yıl sonra Türkiye’de ilk kez gösterilecek filmi “Tekerleme” ve Queens, New York’ta yer alan, dünyanın etnik ve kültürel olarak en çeşitli mahallelerinden birisi olan Jackson Heights’ı usta belgeselci Frederick Wiseman’ın gözünden keşfedeceğimiz “In Jackson Heights/Jackson Heights”.

Özel Gösterimler: Curtis, Hara ve Oliveira bir arada!

!f İstanbul’un usta yönetmenlerin son filmlerini ya da kült işlerini gösterdiği Özel Gösterimler bölümü bu yıl, sinema tarihinde dönüm noktası işlere imza atmış üç yönetmeni buluşturuyor.

Bunlardan ilki, Aşk ve Başka Bi’ Dünya Yarışması’nda jüri üyesi de olacak Adam Curtis. Korkunun siyasi kazanç için kullanımını konu alan 2004 tarihli “The Power of Nightmares: The Rise of the Politics of Fear/Kâbusların Gücü: Korku Siyasetinin Yükselişi” ve Curtis’in BBC için çekilmiş ve bugüne dek hiç kullanılmamış 26 terabaytlık arşivden yola çıkarak sarsıcı bir kurguyla oluşturduğu, Batı’nın Afganistan oyunlarını ortaya döken “Bitter Lake/Acı Göl”, Curtis’in dehasına tanık olmak için kaçırılmayacak fırsatlar.

Bölümün bir diğer efsanevi ismi ise, filmlerinin gösterimleri için İstanbul’a gelecek Kazuo Hara. Hara’nın bütün büyük belgeselciler gibi kişisel olandan yola çıktığı ve eski karısı, feminist Takeda Miyuki’yi takip ettiği, bizi mahremiyetin, aşkın ve yakınlığın daha önce pek tanık olmadığımız sınırlarına götüren “Extreme Private Eros: Love Song/En Mahrem Eros: Aşk Şarkısı” ve Japon İmparatorunu düzenlediği suikastla öldürmeye çalışan Okuzaki Kenzo’nun yaptıklarını hem şok içerisinde hem de merakla takip ettiği, Joshua Oppenheimer’dan Errol Morris’e günümüz birçok yönetmenine ilham olmuş muazzam başyapıtı

“Emperor’s Naked Army Marches On/İmparatorun Çıplak Ordusu Hâlâ İlerliyor”, belgesel tarihinin hazinelerini keşfetmek isteyenler için !f İstanbul’da.

Bölümün son filmi, geçtiğimiz yıl 106 yaşında kaybettiğimiz Manoel de Oliveira’dan geliyor. Oliveira’nın 1982 çektiği, ancak o öldükten sonra görülebileceğini vasiyet ettiği filmi “Visit, Or Memories And Confessions/Ziyaret ya da Anılar ve İtiraflar”, Türkiye’de ilk kez gösterilecek. Cannes Film Festivali, geçen yılki klasik film seçkisinde göstereceğini duyurduğunda sadece festivalin değil yılın en beklenen sinema olaylarından birisine dönüşen bu otobiyografik ve oldukça kişisel “Ziyaret ya da Anılar ve İtiraflar”, geçmişten geleceğe gönderilmiş bir mektup gibi de okunabilecek çok özel bir film.

Gökkuşağı: Gökkuşağının altında hepimize yer var!

!f İstanbul’un ilk yılından beri, sevmekten korkmayanların ve gökkuşağının altında hepimize yer var diyenlerin filmlerini buluşturduğu  “Gökkuşağı” bölümünde izleyeceğimiz filmler ise şöyle: Beş yıl önce !f’te gösterilen “William S. Burroughs: A Man Within” filmiyle tanıdığımız Yony Leyser’in seyirciyi günümüz Berlin yeraltı dünyasında ve sıradışı barlarında gezintiye çıkararak dokunaklı, ayrıksı ve kışkırtıcı insan hikâyeleri anlattığı ilk kurmacası “Desire Will Set You Free/Arzu Seni Özgür Bırakacak; Bombay’lı müzisyen Sahil ve New York’ta hayatına devam eden işkolik Jai’in birlikte çıktıkları kısa tatilde iki erkeğin arasındaki ilişkiyi konu alan Hindistan yapımı Loev/Akş”; Karolina Bielawska’nın kendisi olmayı hayatındaki herkesten çok isteyen bir kadının hikâyesini konu alan belgeseli “Call Me Marianna/Bana Marianna De”; “La Nana/Hizmetçi”, “Old Cats/Yaşlı Kediler” gibi filmlerinde yarattığı özgün kara mizahıyla eleştirmenleri ve seyirciyi büyüleyen Şilili yönetmen Sebastián Silva’nın, bir gey çiftin en yakın arkadaşlarından taşıyıcı anne olmasını istemeleri sonrası gelişen olayları anlattığı, 2015 Berlin’den Teddy Ödülü’nü almış “Nasty Baby/Yaramaz Bebek”; “American Pie/Amerikan Pastası”nın yaratıcısı ve fenomen televizyon dizisi “Mozart in the Jungle”ın senaristi Paul Weitz’ın yönettiği, Lily Tomlin’in yılın en çok övülen performanslarından birini verdiği komedi “Grandma/Anneanne”; Havana’nın kendine has havasında geçen, içten hikâyesini klişelere düşmeden anlatmayı başaran, İrlanda’nın 2016 Oscar adayı “Viva” ve Rüzgâr Buşki’nin yönettiği, 2013 Haziran’ında İstanbul’da geçen, direnişin rengarenk filmi “#direnayol”.

Ev: Ev dediğimiz Türkiye

!f İstanbul’un, Türkiye sinemasının son bir yılını mercek altına alan ve alternatif sesleri bir araya getiren Ev bölümünde izleyeceğimiz filmler ise şöyle: Esen Işık’ın Pippca Bacca’ya ithaf ettiği, dört karakterin kendilerinden daha güçlü olan karakterler karşısında nasıl değiştiklerini anlatan ilk kurmacası “Köpek”; David Hovan’ın “Born in Adana/Doğum Yeri: Adana”, Ömer Akbaş’ın “Son Nefes” ve Sidar İnan Erçelik’in “Patronsuzlar” belgesellerinden oluşan “Hayat, Devam” seçkisi; “Mahallenin kedileri siz eve girdikten ve ortalıktan kaybolduktan sonra ne yapıyor” sorusuna eğlenceli yanıtlar bulan, Galata, Cihangir, Feriköy gibi semtleri dolaşarak İstanbul’un kedilerini filme çeken “Nine Lives: Cats in Istanbul/Kedi”; Deniz Gamze Ergüven’in Türkiye’de kadın veya çocuk olmayı değil, kendileri olmayı seçen beş kız kardeşin hikâyesini etkileyici bir dille anlattığı, 2016 Oscar’larında Yabancı Dilde En İyi Film Ödülü için Fransa’yı temsil eden “Mustang”

!f music: !f’in müzik festivali 5 yaşında!

İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenen !f music, bu yıl beşinci yaşını kutluyor ve müziği sinemaya, sinemayı sahneye taşımaya, partileriyle de İstanbul gece hayatını hareketlendirmeye devam ediyor.

‘Arzu’ 26 Şubat gecesi özgür kalacak!

!f İstanbul’un ilk yılından beri şehrin tüm renklerinin birlikte kutlandığı, yılın en çok beklenen partisi Gökkuşağı ise 26 Şubat’ta gerçekleşecek! Parti, bu yıl “Gökkuşağı” bölümünün en kıvrak filmi, Berlin’in artık dünyaca ünlü underground müzikleriyle bezeli “Desire Will Set You Free/Arzu Seni Özgür Bırakacak”tan esinleniyor. Cinemaximum Nişantaşı City’s’de yapılacak gösterimin ardından konukları Babylon’a çağıran Gökkuşağı Partisi, filmin müzik süpervizörü Joey Hansom’ın özel setiyle başlayacak ve ardından gecenin kraliçesi, filmin de oyuncularından Venezuelalı şarkıcı ve DJ Aérea Negrot ile devam edecek. Gecenin kapanışı ise İstanbul eğlence hayatının yakından tanıdığı Mr. Sür’den gelecek. !f music parti biletleri, öğrenci 35 TL, tam 45 TL olarak Biletix’te satışa sunulacak.

!f²: !f İstanbul 33 şehir, 50 noktada aynı anda

Dünyada ilk kez !f İstanbul tarafından gerçekleştirilen ‘alternatif film dağıtım ve paylaşım’ projesi !f², bu yıl Abu Dis’ten Girne’ye 50 farklı noktaya ulaşacak. İş Bankası Maximum Kart ve İş’te Üniversiteli partnerliğinde, Mediatriple tarafından sağlanacak dijital altyapıyla ve Anadolu Kültür danışmanlığında yedincisi yapılacak !f², !f İstanbul’un festival salonlarını Türkiye’de 27 şehrin yanı sıra Abu Dis, Girne, Gümrü, Kudüs, Erivan ve Ramallah’a taşıyacak. Festivalin son üç günü olan 26-27-28 Şubat tarihlerinde İstanbul’da gösterilecek 5 film, 33 şehir ve 50 farklı noktada, 15 bin kişiye aynı anda ulaşacak. Gaziantep’te 7, Şanlıurfa’da 2 farklı noktada da Arapça altyazıyla Suriyeli mültecilere özel gösterimler gerçekleşecek. Gösterimlerin ardından İstanbul’da yönetmenlerle yapılacak söyleşiler internet üzerinden canlı yayınlanacak ve bu şehirlerdeki katılımcılar da sohbeti izleyip, yönetmenlere soru sorabilecek. !f² kapsamında bu yıl; “Speed Sisters/Hızın Kızları”, “Ormana Doğru/Into the Forest”, “Sonita”, “Paradise/Cennet” ve “Mustang” gösterilecek.

Türkiye’den Kısalar: Yılın en iyi kısaları bir arada

!f İstanbul’un kısa metrajlı film üretimine dair son bir yıl içerisindeki eğilimlerin derlemesini yapmak amacıyla hazırladığı “Türkiye’den Kısalar” bölümü, bu yıl da yönetmen ve yapımcıların yanı sıra kısa film izleyicilerinin önerileriyle hazırlandı. !f İstanbul’un tematik olarak programladığı “Türkiye’den Kısalar” derlemeleri İstanbul, Ankara ve İzmir’de çeşitli festival sinemaları ve mekânlarında ücretsiz olarak !f izleyicilerine sunulacak. İstanbul’daki gösterimler sırasında yapılacak “İzleyici Oylaması” sonucu bir kısa filmin yönetmeni uluslararası bir festivale izleyici olarak katılmaya hak kazanacak.

Bu yıl “Türkiye’den Kısalar” bölümü üç derlemeden oluşuyor.

Sanatta ve sanatla hayatta kalmak üzerine kısalardan oluşan “Hayaller ve Duvarlar” derlemesinde, Yakup Tekintangaç’ın “Azad”, İbrahim Yeşilbaş’ın “Kameralı Çocuk”, Melis Balcı ve Ege Okal’ın “Merkür”, Emre Sert ve Gözde Yetişkin’in “Rodi” ve Serdar Yılmaz’ın “Su Birikintisi” adlı kısaları; konuşulmayanlar üzerine filmlerden oluşan “Her Şey Yolunda…” derlemesinde, Eytan İpeker’in “Dağınık Yatak”, Hale Güzin Kızılaslan’ın “Dönüş”, Gülistan Acet’in “Günah”ı, Oğuzhan Kaya’nın “Savaş Bölgesi”, Onur Saylak ve Doğu Akal’ın “Orman”, Fatma Belkıs ve Emre Birişmen’in “Hepgece” adlı kısaları; adını bir Baba Zula şarkısından alan “Dört duvar arası kapanmaz ki!” derlemesinde ise, Serkan Ertekin’in “Aidiyet”, Leyla Toprak’ın “Uzak mı…”, Süheyla Schwenk’in “Meral, Kızım”, Ziya Demirel’in “Salı”, Mehmet Emrah Erkanı’nın “Tuhaf Zamanlar” ve Ali Farkhonde’nin “Ziba” adlı kısaları yer alıyor.