28.05.2017

33. İstanbul Film Festivali’nde Neler İzledik (5.Gün)

Still Life

Full Monty’nin yapımcılarından Uberto Pasolini’nin ikinci uzun metrajı “Still Life”ta, işi ölüm olan John May’le tanışıyoruz. John gayet yalnız ama bundan pek de gocunur gibi görünmeyen bir belediye memuru. Kimi kimsesi olmayan, varsa bile ortalıkta görünmeyen merhumlara cenaze törenleri düzenliyor. Bulabilirse, hayatlarının bir bölümünde merhumu tanımış kişilerle irtibata geçip onları cenazeye çağırıyor. John May’in durgun hayatını çalkalayan haber ise işten çıkarılması oluyor. Elindeki son vaka dosyasını kapatmak için üç günü var. Filmin bundan sonraki bölümü John May için kimi iyi kimi kötü değişimlerle geçiyor. Pasolini, filmin her karesini incelikle dokuyor; hikâyenin duygusal yoğunluğunu gözümüze sokmuyor ama tüm bu duyguları bize fazlasıyla geçirmeyi başarıyor. Rachel Portman’ın bestelediği muhteşem müziklere de özellikle dikkat çekmezsem olmaz.

Ozancan Demirışık

Chinese Puzzle

Türkçe ismi “Aşk Bilmecesi” olarak belirlenen “Chinese Puzzle”, Cédric Klapisch’in “İspanyol Pansiyonu” ve “Rus Bebekleri” adlı filmlerini takip ederek Romain Duris’in canlandırdığı Xavier Rousseau’nun hikâyesini sürdürüyor. Başta söylemem gerekir ki, ben bu gerçeği filmi izledikten sonra öğrendim; dolayısıyla “Chinese Puzzle”ın ilk iki filmi izlememiş olanlar için de başlı başına gayet iyi işlediğini söyleyebilirim. Kısaca konudan bahsetmek gerekirse; kırkına merdiven dayamış bir Paris sakini olan Xavier, karısı Wendy ondan ayrılıp çocukları da beraberinde New York’a götürünce kızı ve oğlundan uzak kalmamak New York’a yerleşmeye karar verir. Bundan sonrası da, Amerika’da kalıp çalışabilmek için başvurduğu türlü yollar, karısıyla arasındaki sorunlar, New York’ta yaşayan bir Parisli olarak başına gelen trajikomik olaylar, eski sevgililerinden Martine’le arasında geçenler ve çok daha fazlası… Klapisch’in son derece dinamik ve hayat dolu bir tarzı var. İçi hiç de boş olmayan, mizah ve hüznün güzelce bir araya geldiği, nitelikli bir popüler sinema örneği ortaya koyuyor. Böyle daha çok filme ihtiyacımız var derim.

Ozancan Demirışık

The Major 

Polis devleti nedir, nasıl olunur? Rus yapımı olan Komiser bir karakol özelinde geçse de bir ülkede yozlaşmanın nasıl olduğunu sonuçlarıyla ortaya koyuyor. Çok trajik bir olayla açılan film gittikçe uçuruma sürükleniyor ve sonunda kendi iplerini koparıyor. En gerçekçi anlatımla seyirciyi karşısına alan “The Major (Komiser)”, söyleyeceğini çok net söylüyor haliyle. Dolayısıyla festivalin iyi filmlerinden biri, bulursanız kaçırmayın.

Tolga Demir