29.05.2017

Festival’in “Rahatsız” Hazineleri

İstanbul Film Festivali “Mayınlı Bölge” ve “Gömülü Hazineler”den Seçmeler

İstanbul Film Festivali’nin vazgeçilmez bölümlerinden olan “Mayınlı Bölge”, sınırları zorlayan filmleriyle yenilikçi ve farklı keşiflere açık izleyicileri programına davet ediyor. Filmlerin içinde barındırdığı cinsel içerik, şiddet dozunun fazlalılığı ya da uygulanan teknikler dolayısıyla izlemesi güç filmler yine bu bölümde yer aldı.

Bu yıl “Gömülü Hazineler” bölümünde ise zamanında gösterildiğinde fırtınalar koparıp daha sonra kayıplara karışan ya da izleyicinin ulaşması güç filmlere yer veriliyor. Böylece zamanın içinde unutulmuş mücevherleri kaçırmamanız için fırsat yaratılmış oluyor.

Biz de bu değerli filmlerin arasında sizler için seçimler yaptık.

VAHŞİ – WILD (MAYINLI BÖLGE)

Yönetmenliğini Nicolette Krebitz tarafından gerçekleştirilen Vahşi, temelinde bir kadının kendini keşfet filmi… Filmin içeriğindeki şiddet ve cinsellik öğeleri her izleyici için uygun olmayabilir. Zaten mayınlı bölgeyiz. Rahatsız olmakla sorunları olanlar bu bölümü terk etmeliler.

Gerek müzikleri gerekse stilize sahneleriyle özgün ve etkileyici bir atmosfere sahip olan Vahşi, bu yılın mayınlı bölgedeki zirve filmlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Ania´nın rutin hayatı bir gün işe giderken karşısına çıkan bir kurtla değişir. Genç kadın şehrin ortasında bir parkta karşılaştığı bu yırtıcı hayvanı giderek takıntı haline getirir. Önce kurtla iletişim kurmaya çalışır, daha sonraysa onu yakalayıp evine hapseder. Ania evini kurtla paylaşmaya başladıktan sonra giderek vahşileşir ve sosyal çevresinden uzaklaşmaya başlar. Nicolette Krebitz üçüncü uzun metrajlı filminde, modern toplum hayatının bizi özümüzden uzaklaştırdığına dair söyleme kışkırtıcı bir yorum getiriyor.

HÜZÜNLÜ GİZEM NİNNİSİ – A LULLABY TO THE SORROWFUL MYSTERY (MAYINLI BÖLGE)

Sinemanın başına buyruk yaratıcı yönetmenlerinden Lav Diaz, Hüzünlü Gizem Ninnisi´nde 1896 Filipin devrimine eğiliyor. Siyah-beyaz film, Filipinlerin 300 yıllık İspanyol sömürgesinden kurtulma mücadelesini tarih, felsefe, mit, şiir, folklor ve politikanın iç içe geçtiği bir anlatımla veriyor. Bir kısmı üst sınıftan bir kısmı kadınlardan oluşan karakterleri takip eden filmde, İspanyol sömürüsüne karşı isyan güç mücadelesine dönüşüyor.

485 dakikalık süresiyle bünyelerin dayanıklılığını ölçerken, bu epik filmiyle Diaz, tarihe baktığında sadece kahramanlık ve dayanışma değil, ihanet ve korkaklık da görüyor.

OUT 1: SPECTRE (GÖMÜLÜ HAZİNELER)

Yakın zamanda kaybettiğimiz usta yönetmen Jacques Rivette’in çok fazla izleyiciye ulaşmayan 246 dakikalık bu uzun filmi, sinefillerin ve sinemaseverlerin görmesi gereken bazı noktalarda deneysel diyebileceğimiz bir başyapıt olarak dikkat çekiyor.

Paris´teki bir grup tiyatrocu üzerinden 1968 ruhuna, sanata ve siyasete dair bir meditasyon olarak nitelendirilebilecek Out 1´i tamamladığında son kurgusu 750 dakikanın üzerindeydi. Fransa´da bu episodik film yayınlanamadı ve bir özel gösterimin ardından kayıplara karıştı. Rivette, bir yıl sonra Out 1: Spectre adı altında 250 dakikalık yeni bir kurgu yarattı. Bu film de birkaç festival gösteriminin ardından yok oldu. Yıllar içinde filmi tek kopyasından veya 16mm´den aktarma kötü kaliteli VHS kopyasından izleme şansına erişenler benzersiz bir film, katıksız bir başyapıt olduğunu doğruladı. Çok değil daha düne kadar bir türlü ulaşılamayan bu kayıp hazine, şimdi restore edilmiş kopyasıyla sinemaseverlerin karşısına ilk kez çıkıyor!

EVRİM – EVOLUTION  (MAYINLI BÖLGE)

Lucile Hadzihalilovic, 10 yıl önce festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde FIPRESCI Ödülü ´nü kazanan filmi Innocence / Masumiyet´in ardından Evrim´leile nihayet geri dönüyor. İlk gösterimi Toronto´da yapılan film, zamanında Masumiyet´in çarpıcı görselliğine hayran kalanların beklentilerini boşa çıkartmayacak nitelikte kotarılmış bir yapım denilebilir.

Hadzihalilovic´in yeni filmi büyüleyici bir rüya ile kan donduran bir kâbus arasında gidip geliyor. Aynı yaştaki erkek çocuklar ve onlara bakan genç kadınlarla dolu bir sahil kasabasındayız. Küçük Nicolas sahilde yüzerken bir cesetle karşılaşıyor ve hayatının gerçekliğini sorgulamaya başlıyor.

Ünlü yönetmen Gaspar Noe’nin eşi olarak da hatırlayabileceğimiz yönetmen, kocası gibi kendine has tarzıyla mayınlı bölgenin hit filmlerinden birine imza atmış gözüküyor.

TEKİR – TOMCAT (MAYINLI BÖLGE)

Gösterildiği Berlin Film Festivali’nde beğeniyle karşılaşan ve Teddy ödülünü kazanan Tekir, rahatsız edici atmosferiyle her bünyenin kaldıramayacağı bir film olarak kendisini tanımlıyor. Yönetmen Händl Klaus’un bu huzursuz edici filmi, Avusturya sinemasının alametifarikası Haneke veya Seidl gibi ustaların yapıtlarının yanına konabilecek minimal bir gerilim filmi olarak nitelendirilebilir. Filmi izlerken gerçekten çelik gibi sağlam sinirlere sahip olmak gerekiyor. Yıllardır aynı evi ve yatağı paylaştığınız kişiyi iyi tanıdığınıza emin olabilir misiniz? Andreas ve Stefan bu soruya evet cevabını vermeye hazır, üst orta sınıftan eşcinsel bir çifttir. Mutlu ve huzurlu yaşamları, kedileri Moses ile tamamlanmaktadır. Ancak bir gün, bir anda gelişiveren şiddet içerikli bir olay evlerine huzursuzluk tohumunu eker. İlişkilerindeki güven duygusu kaybolduktan sonra, birbirlerinden giderek uzaklaşmaya hatta korkmaya başlarlar.

KOYUN KATİLİ – KILLER OF SHEEP (GÖMÜLÜ HAZİNELER)

1981’de gösterildiği Berlin’den FİPRESCI ödülü, 2007’de ise New York Film Eleştirmenleri Birliği’nden ödülle dönen Koyun Katili, siyah beyaz bir başyapıt olarak izleyiciye sunuluyor.

Amerikalı dâhi sinemacı Charles Burnett´ın ilk filmi olan yapım, düşük bütçesi ve amatör oyuncularıyla tam bir yönetmen filmi olarak dikkat çekiyor. Afrika kökenli Amerikalıların yaşadığı mahallelerin kültürünü ve karakterlerin gündelik hayatlarını İtalyan Yeni Gerçekçiliği´nin izinden giden bir anlatımla gösteren film, bir mezbahada çalışan Stan´in işinin aile hayatına etkisini hümanist dokunuşlarla aktarıyor. Burnett´ın filmini Afro-Amerikan müzik tarihinden harika parçalarıyla güçlendirmesi anlatımı benzersiz kılıyor. Koyun Katili, müzik parçalarının telif sorunu nedeniyle, hak ettiği görünürlüğe, çekildikten ancak 30 yıl sonra kavuşabilen gizli bir mücevher…

SEMPTOM – SYMPTOM (MAYINLI BÖLGE)

Yunan sineması rahat durmuyor. Birbirinden yaratıcı ve birbirinden zorlayıcı filmlerini yapmaya devam ediyorlar. Günümüz Yunan sinemasının en özgün yönetmenlerinden Angelos Frantzis, bir önceki filmi Ormanda´dan sonra tekrar Mayınlı Bölge´de…

Yönetmen bu kez ıssız bir adaya musallat olan bir canlının yol açtığı korkuyu ele alıyor. Dev tavşan kafası ve asi bir rock yıldızını hatırlatan deri ceketiyle adeta korkunç bir kâbustan fırlamış bu canlıya karşı durabilen tek ada sakini ise genç bir kadın. Frantzis, çok az diyalog içeren Semptom´un fantastik ve melodram türlerinin bir melezi olduğunu söylüyor ve filminin “bir kadının bilinçaltına dalarak, içgüdülerimiz ve kişisel ahlak arasındaki daimi savaşın emarelerini ortaya çıkartmaya çalıştığını” belirtiyor.