10.10.2016

Filmekimi Günlükleri – 3

weiner-dog

Weiner Dog

Hayvanlarla insanların dostluğu, özellikle de bir insanın kendine yol arkadaşı, eğlence aracı, süs amacı vs gibi iyi niyetli ya da art niyetli sebeplerle köpek beslemesi gibi bir duruma hepimiz aşinayızdır öyle değil mi? Kimi zaman bir çocuk, kimi zaman bir yalnız yaşlı, kimi zaman da hayatta hep kaybeden bir looser ile görürüz o sadık hayvanları. İşte Weiner Dog, tüm bunları aynı film içerisinde birbirinden bağımsız hikâyeler olarak anlatmayı tercih ediyor. Bir yandan da insanların hayvanlar veya hayvan beslemesi üzerinden onların faşist kafa yapılarını eleştirmekten geri durmuyor. Sahiplerine adeta bir ayna görevini yerine getiren köpek, gerçekten oyunculuğuyla da göz dolduruyor.

Tuba BÜDÜŞ

Juste la fin du monde

Juste La Fin Du Monde (Alt Tarafı Dünyanın Sonu)

Xavier Dolan’ın çok erken yaşta çıktığı yönetmenlik kariyerinde artık olgunluk dönemine geldiğini inkâr edemeyiz. Zira her filminde farklılıkları denemekten vazgeçmeyen harika çocuk, bu kez de tiyatro oyununu kendi özgün sinemasına aktarıyor. Ve elbette bana kalırsa yine çok özgün bir işe imza atıyor. Tiyatro oyunu olduğundan dolayı neredeyse tek mekâna, kısıtlı bir alana hapsolan film, aynı zamanda yönetmenin tercihi ile oldukça da karanlık bir atmosfere sahip. Bu sıkıştığımız mekânda, ruhumuzun daraldığı atmosferde vuku bulan mevzunun da yeterince üzücü olması, izleyici olarak bizlere zor anlar yaşatıyor. Tek nefes alabildiğimiz anlar ise başkarakter Louis’in geçmiş, güzel günlerini anımsadığı sahneler oluyor. Zira Dolan’ın çok iyi kıvırdığı video-klip havasındaki birkaç dakikalık anlar her zamanki gibi tek kelime ile nefis. Kim ne derse desin Dolan’ın bu dramı beni yine benden aldı.

Tuba BÜDÜŞ

muchenik

(M)uchenik (Öğrenci)

Sadece Filmekimi’nin değil, yılın en sert filmlerinden biri Öğrenci. Rusya özelinde anlattığı hikâyesiyle evrenseli yakalayabilen bakış açısı ve derdi filmi izlerken hem zorluyor hem de her şeyiyle tanıdık geliyor. Zorlaması, diken üstünde oturttuğu izleyiciye her şeyi gösterebilme becerisinde tanıdık gelmesi ise “din” kavramının hayatımızda teşkil ettiği yerle alakalı. Adım adım büyüyen ve gittikçe daha tehlikeli hale gelen “inanış”ı adeta bir belgesel niteliğinde veriyor yönetmen Kirill Serebrennikov. Mutlaka izlenmeli.

Seçil TOPRAK

Son yıllar festivallerin en iyilerinden olan bazı din irdelemeli filmler oldukça iyi oluyor ama “artık daha ne kadar yenilikçi olabilir ki?” sorusunu da akıllara getiriyor. Getirdikçe de daha iyileri ve daha yenilikçileri ortaya çıkıyor. İşte Öğrenci de bunlardan biri. İncil öğretilerine kendini kaptıran, bunu etrafına da yansıtan bir öğrenci üzerinden, onun ve tabii dinin tam zıttında yer alan öğretmenin de etkisi ile muhteşem bir eleştiri perdeye yansıyor. Bunu yaparken de daha önce pek karşımıza çıkmayan bir yöntem uygulanıyor. Karakteri takiben İncil’den pasajlar ekrana yansıyor ve buradan hareketle hikâye ilerliyor. Mevzubahis din olunca da insanların olumsuzluğu kabullenmeleri korkularının etkisi ile zor oluyor ve esas aklı başı yerinde olan öğretmen delirme noktasına geliyor. Tüm bunları yönetmen, harika geçişler, müthiş diyaloglar ve ender bir deneyim olan anlatı ile perdeye yansıtıyor, bize de etkilenmek, sorgulamak düşüyor. Velhasıl, Öğrenci, Filmekimi 2016’nın en iyilerinden olarak kayıtlara geçiyor.

Onur KIRŞAVOĞLU

hell-or-high-water

Hell or High Water (İki Eli Kanda)

İngiliz yönetmen David Mackenzie, filmografindeki ona yakın filmlik geçmişe rağmen 2013 yılında çektiği Starred Up ile olumlu eleştiriler almış ve daha fazla tanınmıştı. Ondan üç sene sonra Hell or High Water ile yine suç odaklı bir film çekti Mackenzie ve tabii yine baba-çocuk ilişkisine değinmeden geçmiyor. Ben Foster, Chris Pine, Jeff Bridges gibi tanınmış isimlerle çalışan yönetmen bizleri Amerika’nın kırsalına götürüyor. Hakkında belgeseller de çekilen ve ekonomik çöküşü bankalar ekseninde anlatan filmlerin ardından küçük ama sözünü esirgemeyen bir filme imzasını atıyor Mackenzie. İki kardeşin kendilerine özel nedenlerle gerçekleştirdikleri küçük çaplı banka soygunlarını anlatan Hell or High Water; suç, dram, macera sularında yüzüyor. Özellikle Chris Pine’ın ekran personasını değiştirecek bir karaktere büründüğünü ve gerçekten oynayabildiğini görmek de şaşırtıcı olacaktır sinemaseverler için.

Seçil TOPRAK