12.10.2016

Filmekimi Günlükleri – 5

the-unknow-girl

The Unknown Girl (Meçhul Kız)

Jean-Pierre Dardenne’nin son filmi The Unknown Girl, yönetmenlerin bir önceki filmi Two Days, One Night, filmiyle çok büyük benzerlikler taşıyor. İstemeden de olsa bir kadının hayatını kaybetmesine neden olan Jenny Davin adlı doktor, bu ölen kadının isimsiz bir mezarda yatmasını kabullenemiyor. Jenny, bu meçhul kızın kimliğini açığa çıkarmak için bir nevi polis rolünü üstlenerek kolları sıvıyor. Tüm hayatını bu görevi yerine getirmek için ayarlayan Jenny, böylece vicdanını rahatlatmaya çalışıyor. Bu fazlasıyla idealize edilmiş bir şekilde çizilen Jenny karakterinin vicdanını rahatlatmak adına yaptığı şeyler, bir süre sonra abartı gelmeye başlamıyor değil. Lakin Dardenneler, ustalıklı yönetimleriyle kendimizi filmin akışına bırakmamızı çok iyi beceriyorlar. Sürekli Jenny’in peşinde dolaşan kamera adeta onun hayatına bizi esir ediyor. Gerçi keşke her esirlik böyle olsa da demeden edemiyor insan.

Tuba BÜDÜŞ

mezuniyet

Bacalaureat (Mezuniyet)

Romanya sinemasının usta yönetmenlerinden Mungiu yeni filmiyle Cannes’dan övgü dolu eleştiriler almıştı. Filmin tıkır tıkır işleyen senaryosu, akıcı bir kurguyla beyaz perdede yerini alıyor. Sağlam oyunculukların yanı sıra, merak duygusunu bir an bile eksiltmeyen film, atmosferiyle gerilimi hissetmenizi sağlıyor. Hikâyesindeki bazı boşlukları doldursa kusursuz bir film olabilecekken, iyi film olmakla yetinen bir film oluyor. Bataklığın içinde kaliteli bir evlat yetişmenin zorluklarını harika bir şekilde anlatılıyor.

Haktan Kaan İÇEL

Öyküsünde kurmaya çalıştığı çatışma noktaları üzerinden etkili bir karakter ve sistem okuması yapmamızı sağlayan Cristian Mungiu, yeni filmini merakla beklediğimiz yönetmenlerden biri olmuştu. Mezuniyet de bu açıdan Filmekimi’nin en çok beklediğim filmlerinden biriydi. Ancak aşina olduğumuz iki filminin (4 Ay, Üç Hafta ve İki Gün ile Tepelerin Ardında) kurduğu dingin ama tekinsiz ve gerilimli atmosfer içinde yarattığı müthiş karakter sistem öykülerinden eser bulamadım bu filminde. Eleştirdiği sisteme teslim olmak istemeyen dürüst bir doktorun kendi kızı söz konusu olduğunda gözünü budaktan sakınmaması minvalinde baktığımızda söz ile eylem arasında o kadar cılız bir gerilim yaratıyor ki filmden “Yani?” diyerek çıkmanız olası.

Seçil TOPRAK

toni-erdmann

Toni Erdmann

Cannes Film Festivali’nde FIBRESCI Ödülü’nü kazana Maren Ade’nin filmi Toni Erdmann, bizim ülkemizde de çokça yapılmaya çalışılan beyaz yakalı, orta sınıf eleştirisi. Toni Erdmann, aralarındaki kontağı kaybetmiş bir baba ile kızı arasındaki ilişki üzerinden Romanya’daki beyaz yakalıların hayatını gözler önüne seriyor. Ade, bunu yaparken bu insanları ve hayatlarını öylesine başarılı bir şekilde yerin dibine sokuyor ki… Ade, asla gözünün yaşına bakmadan, tüm setliğiyle rezil ediyor bu sınıfı. Bu rezalet hayatı bir yandan izlerken de baba karakteri üzerinden gerçekleşen mizah, bize çok yabancı ve uzak. Ama bu demek değil ki filmin birçok yerinde kahkahalarla gülmedik. Her şeyin bu kadar kararında, bu kadar net bir şekilde ortaya konulduğu da böylesine farklı bir mizahla seyirciyi güldüren de ender yapımlardan biri hiç kuşkusuz Toni Erdmann.

Tuba BÜDÜŞ

ask-mektuplari

Mal de Pierres (Aşk Mektupları)

Marion Cotillard’ın kariyerindeki bunalımlı kadın karakterlerden bir yenisini daha dahil ettiği filmde, hayatına giren erkeklerde tam olarak aradığını bulamayan bir kadının hikâyesine yönlendiriliyoruz. Film işleyiş ve stil bakımından klişe ve sıradanlık noktasında vasat bir film olacakken, son düzlükte maceracı arayışlara girerek anlamsızlaşıyor. Hikâye olarak bir yere varmayan, sadece izleyiciyi kandırmayı amaçlayan film ne özgün bir iş ne de görsel olarak tatmin edici olmuş. Hatta vasatın altında desek yeridir.

Haktan Kaan İÇEL

Adına kanacak olanlar için şimdiden uyaralım, filmin aşk mektuplarıyla ilgisi yok. Aslında filmin aşkla bile ilgisi var mı orası tartışılır. Yıllar sonra bir “Sevgi neydi?” sorusuna Fransız yanıtı desek bile yersiz bir benzetme yapmış olabiliriz. Açıkça Marion Cottillard’ın önce bedeninden sonra ününden faydalanan film, bir kadının aşk ve cinsellik arayışındaki histeri nöbetlerini gösterir gibi görünse de yersiz bir şekilde illaki şaşırtmaca üzerinden bir hikâye kurmak istemesiyle tepetaklak oluyor. Tahammül sınırlarını zorlayan dinginlik içinde macera aramaya hiç gerek yoktu.

Seçil TOPRAK

the-happiest-day-in-the-life-of-olli-maki

Olli Maki’nin En Mutlu Günü

İskandinav kara mizahının bir boks filmi şablonu üzerine oturtularak izleyiciye sunulduğunu ve derinlerinde bir aşk filmi olduğunu düşünün. Erkeklerin testesteron yüklü dünyasında, duygularına tutunan bir insanın baskı altındaki hikâyesine odaklanıyoruz. Ana akım izleyiciye yakın duran akıcı bir kurguyla harmanlayarak, siyah beyaz görüntülerin içinde nefes alan bir sinematografi hayal ediyoruz. İşte o zaman bu film ortaya çıkıyor. Kesinlikle Filmekimi’nin iyilerinden…

Haktan Kaan İÇEL

İçinde pek de bok olmayan bir boks filmi desek tam da İskandinav sinemasından çıkacak bir kisveye büründürebilir miyiz Olli Maki’yi? İsmini başkahramanı boksör Olli’den alan film, küçük dünyaların küçük hikâyelerini iyi bir sinema örneği ile veriyor. Finlandiya’nın Oscar’da şansını deneyeceği film olan Olli Maki’nin En Mutlu Günü, başarı öykülerini tersine çevirebilecek de bir film. Gerçek mutluluk biraz klişe bir şekilde sunulsa da Filmekimi’nde izlenmesi gereken filmlerden biri.

Seçil TOPRAK

staying-vertical

Staying Vertical (Dimdik Ayakta)

Göldeki Yabancı filmiyle sinemaseverlerin beğenisini kazanan yönetmen Alain Guiraudie’nin yeni filmi dört gözle bekleniyordu. Ancak filmin geldiği gibi yönetmenin kariyerinin dibi bulması bir oldu. Kontrolsüz oyunculuklar, gelişigüzel bir hikâye ve yaratıcı görünmek isterken bir anlamda cinsel bir istismar filmine dönüşen yapım, neredeyse hiçbir şeyi tam yapamadığından fazla söze gerek yok: Uzak durun! Filmde kullandığı sembolleri açıkçası, olay örgüsüne yediremediğinden film kötü olmanın ötesinde kendine bir yer bulmuş.

Haktan Kaan İÇEL