09.10.2016

Filmekimi: The Happiest Day in the Life of Olli Mäki

the-happiest-day-in-the-life-of-olli-makiKuzey Avrupa Sineması Bu Maçı Da Kazandı

Bir boks filmi senaryosunun matematiğine bir göz atalım önce. Yaş çok genç olmayan ve kendini ispt etmek isteyen bir boksör, eski sporcu olan ve kendisinden çok daha heyecanlı olan menajeri, aşık olduğu kadın ve tüm bunlarla birlikte filmin ilerlediği final yolu. Belki sonunda kahramanlık çıkar, belki hüzünlü bir mağlubiyet, belki detansı bir hava ya da son anda yeniden ayağa kalkılarak elde edilen bir zafer. Finali bilemem ama bir yere kadar bu bilindik matematik Olli Maki için de geçerli. Yani karakterler ve olmazsa olmazlar. Şu ana kadar olumsuz bir yazı geliyor, film klişeye boğulmuş sanabilirsiniz aa bunları filmin ne kadar güzel bir iş kotardığını anlatırken kullanmak için yazıyorum.

Olli menajeri tarafından siklet düşürülür ve dünya şampiyonu karşısına çıkarılmak üzere maç ayarlanır. Çalışmaya başlar ve ülke bu maçı beklemektedir. Bir yandan da Olli, aşık olduğunu fark eder ve bu durumdan etkilenmeye, menajerinin de olumsuz manada dikkatini çekmeye başlar… Buradan başlayan olaylara devam etmeden evvel, Kuzey Avrupa sinemasının amosferini sevenlerin bayılacağını belirtelim. Siyah beyazın estetiğinin yine muhteşem oturduğu film, yönetenin kadrajları ve seçimleri ile de harikulade bir çekiciliğe sahip. Kısacası; film, görsel olarak ilk raundu önde bitiriyor.

Olli’nin olmak istediği ile olmak zorunda olduğu kişi, yani en aından anlatılan dönem istediği huzur ve aşk filmin birincil dinamiği. Aşık olduğunu tam hazırlıkların ortasından anlayan Olli, menajerinin ikazları ile konsantrasyon sorununu şmaya çalışıyor ma aşk bu ya, bir türlü istediğini elde edemiyor. Tabii tam da burada, ön planda olmanıni sorumluluk almanın ne demek olduğu ya da büyük paralar dönen işlerde nasıl özgürlüklerin kısıtlandığı da yönetmenin kamerasından nasibini alıyor. Karakter çözümlemeleri de klişe sıfatlara rağmen öznel içeriklerden oluşunca seyirci için tadına doyulmaz bir hikaye ortaya çıkıyor. Yönetmen tam olarak ne istediğini ve vermesi gerekeni de bildiğinden (bu manevralarda da çok belli oluyor) süresini de gayet uygun tutuyor ve tadı damaklarda bırakacak bir işe imza atıyor.

makiSenaryonun tıkır tıkır işlediği ne eksik ne fazla göze batanın olmadığı filmlerden biri aynı zamanda Olli Maki’nin En Mutlu Günü, boks furyasının o malum hatalarının hiçbirine düşmüyor. Gereksiz kahrfamanlık, aşırı ajitasyon ya da karmaşık gitgel durumlarının neredeyse hiçbirine burada rastlamak mümkün değil. Sinema dünyasından referans vermek gerekirse bu kesinlike Raging Bull olurdu. Zira, karakter her şeyden önde ve onu anlamamız için harika bir zemin hazırlanmış. Filmin kırılma anlarına ise abartı hiçbir diyaloğa ya da olaya yer verilmemiş, tamamen gerçek lik ön planda tutulmuş. Hal böyle olunca da Olli Maki bizden biri olarak yanımızda duruyor ve onu asla bırakmıyoruz. Verdiği her kararda arkasında duran birer dostları gibi, biz de hikayeye yerleşiyor ve Olli ile birlikte büyük maça hazırlanıyoruz.

Finlandiya adına Oscar aday adayı olan film için bir tahminde bulunmak güç. Zira bütün aday filmleri görme şansımız henüz olmadı. Ancak, bu kadar muhteşem ayarlı ve ne istediğini, ne anlatmak istediğini bilen bir film de az bulunur. Unutmadan, filmin başlıca rollerini üstlenen Jarkko Lahti ve Oona Airola’dan, daha doğrusu ikilinin muhteşem kimyasından bahsetmek gerek. Hani o tarz bir bilgim yok ama ikili gerçek hayatlarında birliktelerse şaşırmam, değillerse muhteşem performans sergilemişler. Hem harika uyumları hem de birbirlerine bakışlardaki sahicilik yine neder gördüğümüz trazda bir kusursuzluk içeridyordu. Tabii hak yemeyelim, ayrı ayrı da olduça başarılı performans sergilemişler.

Uzun lafın kısası, Olli Maki’nin En Mutlu Günü, görülmesi, keyif alınması ve Oscar yarışında destek verilmesi gereken çok sağlam bir film. Umarım Kalandar Soğuğu ile birlikte ilk beşin içinde görme şansımız olur.