10.01.2017

Karakter Mutfağı: Francesco ve Mehmet

Ya da doğu ile batı. Peki hazzın ekseni tek bir fanusta değil de birbirine yapışık iki farklı fanusta, ancak bir o kadar da birbirine çanak tutar bir vaziyette olsaydı. Şüphesiz bu resmin bir köşesinde onlarda olurdu: Francesco ve Mehmet. Biri Batının azizi, diğeri ise doğunun saltanat üslubu.

Yönetmen Ferzan Özpetek’in ilk dönem ürünlerinden birinin iki karakteri Francesco ve Mehmet. Öyle pek bir alışık olduğumuz hazzı arayan, hazza bel dolayan, yatakta ateşli pozlar veren, kısacası Queer Cinema’nın konvansiyel merkezlerine ağına örerek öyküsünü kuran bir yapının kahramanları değil onlar. Hatta bu iki karakteri Queer Cinema içinde almak ve düşünmek bile yer yer düşündürücü bir soru havuzunu peydahlıyor. Zira bağlı bulundukları öykü onları bir amacın üzerinde değil, aracın varlığı içerisinde yontuyor. Özpetek’in devamında gelişecek hemen hemen pek çok filminde olduğu gibi karakterler öbeğin merkez noktası değil; öbeğin kendisi zaten bir hedef nokta iken karakterler sadece bu hedef noktaya koşan yolları inşa eden köprü görevindeler. Francesco ve Mehmet de Özpetek’in Doğu ve Batı’nın bütünleştirici, yer yer iteleyici tezatlığı karşısındaki o ikircikli yapısında tuğla taşıyanlardan. Hem de kol kola, fazlasıyla diri.

Francesco, Roma’da mutlu mesut hayatına devam eden bir adamken İstanbul’da vefat eden teyzesinden miras kalan bir türk hamamının akıbeti üzerine İstanbul’a yol alır. İlk etapta bir an evvel bu hamamdan kurtulup Roma’ya dönme niyetlisi olan Francesco, zaman içinde teyzesiyle birlikte yaşayan aile ile kaynaşır ve hamamı satmak yerine restore etmek üzere kolları sıvar. Doğu kültürünün referansında ilerleyen bir Türk aile ve geleneklerini bütün açılarıyla görebildiğimiz filmin toplumsal uzamında yıllar içinde süregelen bu iki kültür, Doğu ve Batı kültürünün birbiriyle olan münasebeti bu defa aile kurumu çerçevesinde kendini gösterir. Batıya yıllarca tek başkent olarak öğretilen Roma’dan yolan çıkan bir adamın, Doğu’nun olduğu kadar Batı’nında yıllarca bitmek bilmez mücadelelerine konu olan başkenti İstanbul’a gelmesi ise o yıllar içindeki yine o bitmez dediğimiz sahiplik arzusundan çok daha başkadır.

Bu seyahatin bavullarında şimdilerde taşınan şey, normal olan ile “anormal” dediğimiz ve normal olmayan diye tabir edilen eşiğin güncesini tutmak. Batı’nın şimdilerde yüzünü daha mantıkçı şeylere çevirdiği soğuk yapısı içinde Francesco’nun Doğu’nun kollarında bulduğu ve belki de onu alıkoyan nokta olur o “sıcak” hisler. Aile kurumu, kolların hiç kapanmadığı misafir arayışı, senin dışarıdan geldiğini unutturan o aidiyet tutumu ve daha başka çokça şey içinde ne var ki Francesco’nun dışarıda unuttuğu benliği ve haritanın fikrini bile aklından geçirmediği arayışı yıllardır demlendiği demliğinden İstanbul’da bardağa dökülüverir. Bu noktada karakterin doğasını ve egemen yapısını bütünleyen ikinci karakterin varlığı öykü içinde şüphesiz en büyük kırılmalardan birini yaşatır: Batı’nın o çok düzenli hayatına karşılık olarak Doğu’nun düzensiz sokakları ve hamamları.

Her şeyin hamam doğası ya da başka bir deyişle hamam rüyası eşliğinde resmedildiği İstanbul ve İstanbul’un sahibi Mehmet, Francesco için bu anlamda bir kaçış noktası ve özgürleşme alanını merkeze alır. Doğu’ya adım atan Francesco, artık ona normal olarak öğretilenin dışına çıkar ve anormal denilen şeye vakıf olur. Batı’nın düzenli ve olması gerekeni kendi olur manifestosu ile belirleyen akılcı tavrı içinde bu düzenin inşa edildiği pek çok alanda hetoreksizm ise pek tabi normal olan olarak not düşülür. Bu anlamda Batı’nın düzeni içerisinde tek başına konumlanan hetoroseksüel alanın dışında kalan çitin öteki tarafının elde edileceği yer ise Doğu olur. Doğu’nun düzensizliği içinde homeseksüel ya da daha doğru ifadeyle baskın anlayışın dışında seyreden taraf yaşanan gerçekliğe bir nevi başka bir kucak açar. Doğu’nun düzensiz yapılandığı imajı, düzenli olmayan bir cinsel yaşam içinse kapılarını ardına dek açmıştır. Rehavet. Sıcak buhar ve toksinleri temizlediğine inanılan hamam suyu. Oryantalizmin kutup kanalında bir hamam ve köşede Mehmet ve uzaklardan gelen Francesco. “Mehmet beni yüreklendiriyor. Beni dinliyor ve anlıyor. Bu onunla ikimizin arasında bir şey. Onunlayken kendimi daha iyi hissediyorum. İstediğim hayat buydu işte”…