29.05.2016

SİNEFİL GÜNLÜĞÜ: Gaav (1969)

gaav

Ali ÇALIŞKAN

İranlı usta Dariush Mehrjui’nin ikinci uzun metrajı olan “Gaav-İnek”, bugün İran sinemasının öncü eserlerinden biri olarak anılıyor. “Gaav”ın sinemasal gücü bir yana, çekildiği dönemde kendi ülkesinde yasaklansa da birkaç yıl sonra Berlin ve Venedik’te gösterilip bu festivallerden ödülle dönmesi gibi bir özelliği var. Filmin özellikle İran’ı resmederken takındığı gerçekçi tavır yönetmenin tepki almasına neden olmuş. Ama, etrafı ‘duvarlar’la çevrelenmiş bir köyün insanlarının mahkum edildiği sefil  hayata odaklanan filmin o ortamda ‘tetikleyici’ bir unsura dönüşmesine şaşırmamak gerek. 

“Gaav”ı bugün izlediğimizde, girişte bahsettiğimiz o ‘güç’ü hala koruyan bir film olduğunu görüyoruz. Mehrjui’nin filminin İran Yeni Dalgası’nın tohumlarını atan film olarak anılması ve izlerken Satyajit Ray ya da Rossellini’nin kimi eserlerinin akla gelmesi boşuna değil. Ama bunun nedenine geçmeden önce öyküye göz atmakta fayda var. 

Filmde anlatılan öykü, hüzünlü bir öykü aslında. Yoksul bir İran köyünü resmediyor yönetmen bize. Ezzatolah Entezami ’nin oynadığı Mashti Hasan, bu köyün tek ineğine sahip olmakla övünen ana karakter. Fakat bu karakterin adeta saplantıyla bağlı olduğu ineği bir gün ölüyor, köylüler ise Hasan’a ineğin kaybolduğunu söylüyor. Bu olayın ertesinde Hasan için sıkıntılı bir süreç devreye giriyor tabi. Mehrjui filmin asıl çarpıcı yönünü hikayenin bundan sonraki kısmında sergiliyor. Hasan adeta kendiyle özdeşleştirdiği hayvanın yokluğuna dayanamıyor ve  deliliğin sınırlarında dolanıyor bir süre sonra. Çok sevdiği hayvanının kılığına bürünüp kendini ağıra kapatıyor ve başka bir boyuta geçiyor.

Film ilerledikçe yönetmen, hikayeyi, karakterin psikolojik olarak zorlu bir sınavdan geçtiği bölümlerle birlikte sağlam bir zemine oturtuyor ve etkili bir toplumsal eleştiriye sıvanıyor. Yoksulluğa mahkum edilmiş bir köy halkının ‘küçük’ hayatlarına, o hayatların umut bağladığı ve sığındığı şeylere gözlemci bir bakışla ortak olmamızı istiyor. Duygusal bir hayvan-insan dostluğu öyküsünden çok, bir insanın ruhsal dönüşümlerinin uç noktalarına vurgu yapıp aynı zamanda da bir sınıf eleştirisine soyunuyor “Gaav”da. Yani parçalardan bütüne ulaşılıyor. Filmin en etkileyici bölümleri ise Hasan’ın kendini inek sandığı sahneler kuşkusuz. Bahsettiğimiz sahneler insanoğlunun içindeki ‘yaban’ın kapısını aralayan anlarla dolu ve bu anlar izleyeni tedirgin etmek için birebir.

Filmin sinemasal niteliklerine özellikle değinilmeli. Çünkü yönetmen Mehrjui’nin küçük çaplı meydan okumasının başarısı, senaryo kadar onun sinemasal tercihlerinden de kaynaklanıyor büyük oranda. Hasan’ın dönüşümünü ve arka fondaki köyünün öyküsünü, kamera kullanımından mizansenlere, yönetmenlik stilinden dramatik yaklaşımına kadar tam bir modern  üslupla anlatıyor sanatçı. Özenli görsel dili ve aksamayan kurgusu, çekildiği şartlara bakarsak filme daha da saygı duymamızı sağlıyor. Ezzatolah Entezami’nin zor bir rolün üstesinden gelen sarsıcı performansı ise bu öncü filmi unutulmazlaştırıyor.  Sonuç olarak “Gaav”, İran sinemasının başyapıtlarından biri. Günümüz İran sinemasının ‘öncesini’ merak eden sinefillerin kaçırmaması gereken, etkili, yürek burkan  bir eser.