18.07.2017

Game of Thrones 07×01: Dragonstone İncelemesi

Dragonstone

Yaşar Anıl Cantepe

The Song of Ice and Fire mavi derililerin başarılı olduğu bir seri. Gellner’in tanımıyla “toplum dışına itilmiş, mevcut yapıda kendine yer bulamayanların” bir güç haline aldığı evren. Mevcut yapı ataerkil, kaba güç ve sıkı ahlaki kalıpların oluşturduğu bir cümbüştü. Hem gerçeklikte hem de kurmacada. Ancak, bu toplum dışına itilmiş insanlar o yapıyı değişime uğrattı ve dahi hatta yıktı. Daha feminen, yumuşak gücün ön plana çıktığı, dinin kılavuzluğunun sona erdiği, genelgeçer olarak kabul görmüş ahlaki kuralların ortadan kalktığı yeni bir yapı oluştu.  Ve her ne kadar mavi derililerin tamamı bu yapının ortaya çıkmasında rol almış olsa da, bu yapının oluşmasında toplumun en mavi derilisi olan kadınlar ön plana çıktı.

Eddard Stark, Tywin Lannister, John Arryn, Robert ve Stannis Baratheon eski düzenin insanlarıydılar. Ya çok ahlaklı ve dürüst ya da sadece kaba güç ve paranın mutluluk getireceğini düşünmüşlerdi. Ancak hiçbiri bu evrenden sağ çıkamadı. Yeni yapı onları yuttu. Hayatta kalanlar hep arkadan dolanan, yeni yapının müteahhitleri olan karakterlerdi. Cersei yumuşak gücü kullandı, kenara atılmış, cinsel özgürlüğünün farkında olan ensest bir kadın olarak hedefine ilerleyip kendi iddiasıyla Westeros’un tek hükümdarı olmayı başardı. Daenerys, fahişe gibi pazarlanmış ancak buna rağmen sıfırdan tırnaklarıyla erkeklerin otoritesine meydan okumuş ve en sonunda kendi hayatının kontrolünü eline almış. Hatta bununla da kalmayıp köleleri özgürleştiren, mavi derililerden oluşan kendisine sevgi besleyen bir kitle oluşturmuş. Keza Sansa ve Arya da benzer yollardan geçip kendi hayatlarında dümene geçtiler. Dorne‘un çöl yılanları ise farklı bir hikaye. Onların lokal  sosyolojik yapısı her ne kadar geri kalan Westeros’tan farklı ise de, kendi içlerindeki yapıyı Westeros dahilinde bir devrime sürükleme çabasındalar. Kadın devrimi.

Yeni yapı oldukça feminen ancak bu yapının oluşmasına yardımcı olan erkekleri de unutmamak gerek. Beklenildiği üzere yardımcı erkekler de mavi derili. Piç Jon Snow, Cüce Tyrion, hadım Varys, soylu olmayı bir türlü beceremeyen Littlefinger, Çolak Jaime, boyundan büyük kalbi olan Sandor Clegane. Bir tek Jon Snow bunların içinde farklı bir yerdeydi yetiştirilme tarzından ötürü. Ne de olsa yetiştiricisi Eddard Stark eski yapının en has adamlarındandı. Yeni yapı hakkında hakikaten kendisi diyince akla gelen o sözü hatırlatırcasına bir şey bilmiyordu Jon Snow. Yabanilerle geçirdiği süreçte öğrendi bir şeyler. Kadının toplumdaki yerini, apoletlerin ve bayrakların önemsizliğini. Ancak hep bir ikililiği yaşadı Jon Snow, yeniye mi ait olacaktı eskiye mi? Tercihini Stannis‘in ona yaptığı teklifi reddederek yaptı. Ahlakçılığı ağır bastı ve eski düzeni seçti. George R.R. Martin de tüm eski düzencilere yaptığı gibi onu öldürdü. Ancak Jon, tekrar hayata döndü. Yeni yapının ağır işçilerinden biri oldu. Piçliğinin önüne koyduğu engelleri kaldırdı, Kuzey’in kralı oldu. İçindeki ikililiği ortadan kaldırdı. Benzeri şeyleri Jaime Lannister için de söylemek mümkün. Westeros’un en yakışıklı ve en iyi silahşörü Jaime Lannister. Her zaman insanlara üstten bakan, kibir dolu bir adam ama aynı zaman da aşk dolu. Ve de yufka yürekli. Alın size bir ikililik. Onun için de dönüm noktası kılıç elini kaybetmesiydi. Kılıç eliydi onu erkek yapan, onu Jaime Lannister yapan. Kaybettikten sonra o da ikililikten kurtuldu. Şehri yakmasın diye canını korumak için yemin ettiği kralı öldürüp bir yemin bozan olan ancak buna rağmen hala üstten bakan, kibirli duruşundan bir şey kaybetmemiş bir “erkek” olmayı sürdüren birisinin ikililiği ancak böyle sonlandırılabilirdi. Jon Snow’un canı ile eş değer bir ceza belki. Onun bu ikililiğini bitirmek için erkekliğini hatırlatan güç simgesini elinden alıp gerçek yumuşak kalbini  ortaya çıkarmaktı George R.R. Martin’in amacı. Nitekim yaptı da… Westeros geneli yeni bir maceraya yelken açıyor, yeni yapı üzerinde.

Dönüş bölümü de tam bu çerçeve içinde, mavi derililerin hakim olduğu yeni dünya’nın yansımasıyla geçti. Her şeyden önce klasik bir Game of Thrones geri dönüş bölümüydü. Yavaş ve ağırdan yükselecek olan tansiyonun daha yeni yeni inşa edildiğine şahit olduk. Alışıldık üzere tüm karakterlerin de ne durumda olduğunu gördük. Alışıldığın aksine ise tüm bu karakterlerin yeni maceralarının başlangıcını gördük. Bu noktada etkili olan şey bir önceki sezonun sonunun tamamen dizi için bir resetleme işlevi görmesiydi. Tüm hikayeler sonuca bağlanmış, yeni sezona girerken kafadaki “acaba”lar geçtiğimiz sezonlara oranla bayağı azalmıştı. Bundan dolayı da çok fazla yeni başlangıçlara şahit olduk.

Yeni sezona girerken belki de geçtiğimiz sezondan sarkan tek “acaba”nın Arya’nın Walder Frey’i öldürdükten sonra ne yapacağı konusuydu. Her gece yatmadan önce duasında adını söylediği kişiyi öldürmüştü ancak bundan sonraki hedefi neydi? Çoğu fan teorisine göre yaşlı Walder’ın suratını çalacaktı. O da, onları haklı çıkararak öyle yaptı ve bütün Frey ailesine mensup olan erkekleri öldürdü. İçindeki bu salt şiddet ve intikam duygusunun nerede eriyeceğine dair tüm oklar henüz dizide gözükmeyen ancak kitaplarda çoktan yerini almış bulunan Lady Stoneheart’a çıkarken Arya daha erken çözülme emareleri göstermeye başladı. Diziye bu bölüm için konuk oyuncu olarak katılan Ed Sheeran’ın da aralarında bulunduğu King’s Landing’den gelen ordunun üyeleri ile sohbet etti. İnsani yönden sosyalleşmenin verdiği hazzı tattı. Düşman olarak bellediği insanların sadece tepedekiler olması gerektiğini fark etti. Lady Stoneheart mevzusu hala masada duran bir seçenek olmasına rağmen Arya’nın King’s Landing’e gideceğini söylemesi bu karşılaşmanın biraz daha erteleneceğini düşündürttü.

Yeni başlangıçlar ise dizideki diğer tüm karakterlerin tattığı bir fenomen oldu bu bölümde. Jon Stark ile Sansa Stark arasındaki tatlı gerilim dizinin ilerleyen bölümlerinde çatışmaya açık bir ortam bıraktı ikisine de. Bu çatışmanın taraflarından birisi olacağı da bariz olan Littlefinger ise henüz kartlarını oynamak için bir hamlede bulunmadı. Jon, yabanilere karşı kadın-erkek ayrımı olmadan savaşacaklarını söylerken yeni yapının insanı olduğunu gösterdi. Dizinin genelindeki feminist rüzgar bu sezon daha da güçlü olacağa benziyor. Hele ki Lyanna Mormont varken…

Serinin kitaplarda önemli bir rol üstlenen karakteri Euron Greyjoy’un da bu bölümde gerçek emellerini öğrenmiş olduk. Kitapta her ne kadar hacimsel olarak önemli bir yeri kaplasa da, diziye girişi hem biraz geç hem de özensiz olmuştu. Ancak yaratacağı etkinin bundan daha iyi olacağını söylemek mümkün. Güç ve kan sarhoşluğuyla dizideki anti-kahraman rolünü lead edecek ve Ramsay’in bıraktığı yerden devam edecek. King’s Landing’e gelip Cersei’ye evlilik teklifinde bulunması muhtemelen kimsenin beklemediği bir şeydi. Çünkü kitaplarda Euron’un asıl amacı Dany ile evlenmekti. Ancak Benioff ile Weiss farklı bir yol izlemeyi tercih etmişler. Cersei ile evlenmesinin ne gibi bir artı etkisi olacağını kestirmek güç şu aşamada onun için. Evliliğe daha fazla ihtiyaç duyan taraf Cersei gibi durmakta. Ancak buna rağmen Cersei kendisini ağırdan satarak avantaj kazanmaya çalışıyor. Euron’un kafasındakiler cidden dizinin geneli için insanın izleme iştahını kabartıyor. Cersei’nin kendisini ağırdan satması Euron’u zorlayacağa benzese de Euron’un ona güçlü bir hediye sunup ikna etme çabasına katlanacağını öğrendik. Hediye,  kitaplarda adı geçen ejderhaları çağıran bir borazan olabilir mi? Şu an o tarafta cevaplanmayı bekleyen en önemli soru bu. Tabii, Jaime’nin ilerleyen bölümlerde Euron’a nasıl davranacağı sorusunu bir kenara koyarsak.

Dizinin bu sezonki ana mizah odağı ise muhtemelen Rahip Thoros ve Sandor Clegane’in bromancei olacak. Tazı’nın gitgide o büyük kalbini gösterme de daha cüretkar olması hoş. Bunu ne kadar sürdüreceği de belirsiz gerçi. Ancak sorgulanması gereken şeyin bu olmaması lazım şu aşamada. Lady Stoneheart’la ne zaman ve nasıl karşılaşacağı daha büyük bir muamma olarak ortada duruyor. Thoros’un ona alevlerdeki Night King ve White Walkerları göstermesi “kardeşlik”le olan bağını güçlendirdi çünkü. Dizinin arka planında daima hissettirilen bu tehlikenin diğer gözcüsü olan Samwell Tarly’nin ise günlerinin pek iyi geçmediği bariz. Eski Şehir’deki günlerinde  Karate Kid’i andıran işleri üstlense de, lazımlıkları temizleyip yemekleri servis etmekten daha önemli işlere de müdahil oluyor. Gizli gizli kitap çalarak White Walkerlar hakkında bilgi toplayıp, öğrendiklerini Jon’a anlatma derdinde. Önemli bir bilgi de buldu aslında, bir dragonglass madeninin yeri! Westeros’taki bu yer: olası bir Daenerys Stormborn, Jon Stark buluşmasının tease edilmesine sebep olacak Dragonstone. Stannis’in Dragonstone’u terk etmesiyle beraber boş kalan kale artık Daenerys’in çünkü. Yara Greyjoy ve Theon Greyjoy’un gemileriyle ata toprağına ayak bastı Ejderhaların Annesi bölümün sonunda. Her ne kadar kendine iyi bir müttefik bulduysa da bunun an itibariyle yeterli olmadığı bariz. Jon ve Daenerys hariç bir Targaryen’in daha ortaya çıkma olasılığı ise hala canlı. Özellikle Dany an itibariyle desteğe ihtiyaç duyarken.