28.05.2016

Game of Thrones

gameof

Tolga DEMİR

Fantastik hikâyeler kendi okuyucusunu ve izleyicisini eler. Genel olarak bütün fiction’lar böyledir aslında, bu bilim-kurgu da olsa böyle. Bu yazı günümüzün en popüler fantastik hadisesi Game of Thrones hakkında. Bu seride tabir-i caizse yepyeni bir Orta Dünya var, kendi kurallarını yazmış onlarca krallık, ejderhalar, büyüler ve Tanrılar var. Anlayacağınız fantastik bir evrenden istenebilecek her şeye sahip. Belki de bu yazı yeni başlayacaklara rehber ya da takipçilerine hatırlatıcı olur. Spoiler konusunun çok hassas olduğu seriler için yazı yazmak biraz riskli bir iş, ama olsun birilerinin elini taşın altına koyması gerek, değil mi?

Aslında George R. R. Martin’in kaleminden çıkan Game of Thrones (GoT) kitap serisi, televizyon dizisinden oldukça eski. 18 yıllık bir geçmişi var. Buna rağmen toplam 7 kitaplık seri henüz sonlanmış değil. Altıncı kitap hala yazılıyor ve ne zaman biteceği de belli değil. Serinin asıl popülaritesi diziye bağlı olsa da kitaplarının da çok büyük bir hayran kitlesi var. Bu hayran kitlesinin 65 yaşındaki yazara büyük baskı yaptığı, hatta nefret dolu mesajlar yolladığı bile söyleniyor. Çünkü henüz bitmemiş bir kitap, yazılmamış bir kitap ve 18 yıllık bir merak var. George Martin birkaç sene önce dünya evine girdiğinde hayranları adrenalinden hayatını kaybedeceğini ve serinin sonunu da asla öğrenemeyeceklerini düşünmeye başlamış, bunun üstüne George Martin de aklındaki sonu üç kişiye söylediğini ve kendisine bir şey olursa seriyi onların tamamlayacağını söylemişti. Yani George Martin artık istediği zaman huzur içinde ölebilir, seriye bir şey olmasın da…

Diziyi çeken HBO ilk sezonu duyurduğunda haliyle büyük bir beklenti yarattı. İlk afişlerde Sean Bean’i meşhur Iron Throne’a (Demir Taht) otururken görmüştük. Onun dışında çeşitli işlerinden bildiğimiz Peter Dinklage, 300 Spartalı ve Terminator: The Sarah Conor Cronicles’dan tanıdığımız Lena Headey de oyuncu listesinin başındaydılar. Çekimlerinden itibaren büyük bir PR ve reklam çalışmasıyla beklenti iyice yükseltildi. Dizi onlarca ülkeye satıldı. Beklenti böylesi yüksek olunca pilot bölümü büyük bir sınav bekliyordu. Dizi, kitap kadar iyi olduğunu kanıtlamalıydı. Bunu becerdi de. İlk bölüm çok kolay rastlanmayacak şekilde çok beğenildi. Bunun devamı olarak da dizi aldı başını gitti.

Her sezonu serinin bir kitabının uyarlaması olan GoT’un bir sezonu 10 bölüm olarak planlanmış, her bölümse yaklaşık olarak bir saat. İşte en düşündürücü kısım burası. George Martin’in delice tasvirleri ve manyakça ayrıntıları bu kadar kısa süreye sığdırılabilir mi? Bu nefis seriyi soyulmuş tavuğa mı çevirecekler? Kitabın fanlarının en büyük endişeleri bunlardı. Ama bunun yanında yazarın diziden çok uzak durmaması da herkese moral veriyor. G. Martin, GoT’un hem yapımcılarından birisi, hem de hemen her bölümün senaryosunun yazımında aktif rol oynuyor. Dizinin yatırılan onca para ve emeğin haricinde, en büyük kozu bu gibi neredeyse. Fakat bölümler ilerledikçe kitapların orjinal akışı değişmeye başladı. Dizi gittikçe farklılaşmaya ve en kilit anlarda başka bir olay gerçekleşmeye başladı. Bu farklılıklar genel akışı çok etkilemese de diziyi kitaptan gittikçe ayırıyor. Böyle olunca kitabı zaten hatmetmiş okuyucular da diziye sarmaya başlıyorlar.

Dizinin ilk sezonunda karakterleri ve olayların geçtiği önemli diyarları tanıyoruz. Jenerik, her bölümün geçtiği krallıklara özel düzenleniyor, yani her bölümün kendi jeneriği var. Temelde Westeros’u 7 ana krallık oluşturuyor ama bunların yanında küçük beylikler de var. Diziyi izleyerek haritaya hakim olmak çok mümkün değil haliyle, bunun için her sezonu birkaç kere izlemeniz gerekebilir. Ortalığı karıştıran ve her yaptığı olay olan ana karakterlerimiz ise bellli başlı neyse ki.

Tabi GoT deyince ana karakterlere gelmeden bir durmak gerekiyor önce. Çünkü GoT ana karakterleri bazen bir figüran kadar kısa yaşayabiliyorlar. Dizinin spoiler konusunda bu kadar hassas olması çoğunlukla bundan. George Martin bu yaptığını “sayfayı her çevirdiklerinde okurların karakterler hakkında endişelenmesini ve heyecanlarını kaybetmemelerini isitiyorum” diye açıklıyor. Dolayısıyla dizinin her bölümünde de bu gerginlik oluyor. Yazarımız zaten baş karakterlerini öldürmesiyle meşhur. Dizide de şimdilik yetecek kadar baş karakter öldü ve yeni sezonda bu konuda büyük sürprizler bekliyor bizi.

Dizinin dördüncü sezonunun Two Swords (İki Kılıç) adlı ilk bölümü 6 Nisan günü ABD’de yayınlacak. Yaklaşık 10 aylık bir aradan sonra gelen sezonu herkes büyük merakla bekliyor haliyle. Bu sezonun en büyük oyuncuları ejderhalar olacak diyebiliriz…  Ya da diyemeyiz… Spoiler yasak! Ama 6 Nisan günü çok güzel şeyler olacağı kesin!