02.06.2015

Gezici Festival’de Görülmesi Gereken 10 Film

gezici

28 Kasım–4 Aralık tarihleri arasında Ankara’da, 3–7 Aralık arasında Eskişehir’de ve 5–8 Aralık arasında Sinop’ta gerçekleşecek olan 20. Gezici Festival’in yaklaşmasıyla bir festival heyecanı daha sardı.

Sinemanın seçkin örneklerini Türkiye’nin değişik kentlerindeki sinemaseverlerle buluşturmak ve Türkiye sinemasını dünyaya tanıtmak için tam 20 yıldır yollarda olan Gezici Festival, bugüne kadar toplam 5 ülke ve 23 şehre giderek, 56 bin 872 kilometre yol katetti. 1995’ten bu yana dünya ve Türkiye sinemasının en yeni örneklerini izleyicisiyle buluşturan Gezici Festival seyircisini, 20’nci yılda da birçok sürpriz bekliyor. Bu yıl Gezici Festival’de “20. Yıl”, “Canan: Uyandıran Masallar″, “Çocuk Filmleri, “Dünya Sineması”, “Gerçeğe Açılan Üç Kapı”, “Kısa İyidir”, “Müzede Bir Gün”, “Osmanlı’dan Manzaralar”, “Sinema Aşkına!”, “Tuncel Kurtiz ile Yola Devam” ve “Türkiye 2014″ bölümleri bulunmakta.

Klasikleşen bölümlerinin yanı sıra özel bölümleri ve konuklarıyla da her yıl dikkat çeken festivalde, bu sene de sinema üzerine söyleşiler ve çeşitli atölye çalışmaları yer alacak. İlk yılından beri Gezici Festival’i yalnız bırakmayan ve her yıl festivale birbirinden özgün ve eğlenceli afişler sunan Behiç Ak, 20’nci yılda da Gezici Festival için özel bir afiş hazırladı. 20. yılını kutlayan festivalde kaçırılmaması gerektiğine inandığım 10 filmlik bir liste hazırladım.

Leviathan (2014) – Andrey Zyvagintsev

67. Cannes Film Festivali’nden “En İyi Senaryo” ödülüyle dönen ve Altın Palmiye ödüllü Kış Uykusu’nun ardından festivalin bu yılki en güçlü yapımı kabul edilen FİLM, doğa görüntüleriyle bezeli sekanslarını “Leviathan” metaforuyla birleştirerek ortaya mitolojik dokunuşlarla şekillenen, devletin ve insanoğlunun kötücüllüğü üzerine hafızalarda iz bırakacak bir tablo çıkarıyor. Bürokrasi ve mülkiyet hakkı çerçevesinde şekillenen senaryosunda insan ruhunun karanlık dehlizlerine doğru bir yolculuk yaparken güçlü senaryosu, karakterleri, yönetmenliği ve sinematografisiyle yılın en iyileri arasına adını yazdırıyor.

Filmin eleştirisini okumak için tıklayın

Deux Jours, Une Nuit (2014) – Jean Pierre, Luc Dardenne

Dardenne Kardeşler’in Cannes’dan mutlaka bir ödülle dönmesi beklenen fakat festivalden ödülsüz ayrılan son filmleri Deux Jours, Une Nuit, yine belgesel gerçekçiliği etkisi altında 17 kişinin vicdani bir karar ekseninde şekillenen hikayelerini anlatıyor. Hikaye kurgusu açısından Sidney Lumet’in başyapıtı 12 Angry Men’i anımsatan film, güçlü dramatik karşıtlıklarıyla, ahlaki ve vicdani hesaplaşmalarıyla, ana karakterini sürekli takip eden kamera kullanımıyla Dardenne’lerin iyi işleri arasına adını yazdırıyor.

Filmin eleştirisini okumak için tıklayın

Adieu Au Langage (2014) – Jean Luc Godard

Usta yönetmen Jean Luc-Godard elbette ne çekse izlenir. Godard’ın 67. Cannes Film Festivali’nde “Jüri Ödülü” ile dönen son filmi ise deneyselliği, yenilikçiliği ve 3 boyutlu oluşuyla konuşuluyor. Geçen yıl 3 yönetmenin çektiği 3x3D filminde yine Godard’ın bir üç boyutlu filme imza attığını görmüştük. Bu sefer ise her izleyeni ikiye bölecek kadar net bir film olduğu söyleniyor.

Ben O Değilim (2014) – Tayfun Pirselimoğlu

Roma Film Festivali’nden “En İyi Senaryo”, İstanbul Film Festivali’nden “En İyi Film” ve Barcelona Bağımsız Filmler Festivali’nden “En İyi Film” ödülleriyle dönen Ben O Değilim, aynı yıl içinde “doppelganger” temasını işleyen Enemy ve The Double filmleriyle yarışacak kadar güçlü bir film.Tayfun Pirselimoğlu’nun halüsinatif etki bırakan atmosferi, yer yer kahkaha attıran kara mizah anlayışı ve Ercan Kesal’in iki karaktere birden can verdiği etkili performansıyla izlenmeli.

Filmin eleştirisini okumak için tıklayın


Annemin Şarkısı (2014) – Erol Mintaş

Saraybosna Film Festivali’nde “En İyi Film”, Altın Portakal Film Festivali’nde ise “En İyi İlk Film” ödüllerine layık görülen Erol Mintaş imzalı Annemin Şarkısı, derdini epey samimi, sade ve gerçekçi bir sinema diliyle anlatan, duygusu kalıcı ve sorgulatıcı bir film. Gittikçe birbirinin kopyası olmaya başlayan Kürt sineması içerisinde kuşkusuz farklı bir soluk.


E5 Ölüm Yolu (1978) – Tuncel Kurtiz

Gezici Festival’in yıllarca yol arkadaşlığını yapan usta oyuncu Tuncel Kurtiz’in varlığı bilinen ama düne kadar ortada kopyası bulunmayan bu ‘kayıp’ yapıtı, geçen sene ilk kez İstanbul’da Hangi İnsan Hakları? Film Festivali’nde gösterilmişti. Kurtiz’in 1978’de İsveç Televizyonu SVT için çektiği, orijinal ismi “Gastarbeiterstrasse” olan belgesel film, izin döneminde ‘misafir işçi’ olarak çalıştıkları Almanya’dan Türkiye’ye doğru yola çıkan işçilerin uzun ve çileli yolculuğunu konu alıyor.

E5_olum_yolu 

Gett: The Trial of Viviane Amsalem (2014) – Ronit Elkabetz, Shlomi Elkabetz 

20 yıllık mutsuz evliliğini bitirmek isteyen Viviane’nin buna karşı çıkan pasif-agresif kocası Elisha ile haham hakimlere karşı yıllar süren mücadelesini ele alan filmin, İsrail’de evlilik kurumuyla ilgili kararların haham hakimlerin kontrolünde olması ve boşanmanın ancak kocanın rızasıyla mümkün olabileceği sorununa çarpıcı bir bakış attığı söyleniyor. İsrail sinemasının A Separation (2011)’ı olma ihtimali olabilir. İzlenmeli.

Gerçeğe Açılan Üç Kapı: Rashomon (1950) – Blow-Up (1966) – The Conversation (1974)

Yazar Murathan Mungan’ın Gezici Festival için seçtiği üç filmlik bir seçkiden oluşan “Gerçeğe Açılan Üç Kapı”da sinema tarihine kazınmış üç başyapıtı yeniden beyaz perdede izleme şansı bulacağız. Gerçekle olan ilişkimizi sinema aracılığıyla sorgulayan bu filmler, “Hangi hikayeye inanmak istiyoruz?” başlığı altında Akira Kurosawa’dan Rashomon (1950), “Fotoğrafta ne görmek istiyoruz?” başlığıyla Michelangelo Antonioni’den Blow-Up (1966) ve “Ne duymak istiyoruz?” başlığıyla Francis Ford Coppola’dan The Conversation (1974). Kaçırılmaz!