18.01.2019

Glass: Shyamalan İşi Süper Kahraman Filmi

Night Shyamalan çektiği filmlerle her zaman polemik yaratmayı başarmış bir isim. Sinema tarihinin en büyük sürprizbozanı ve ters köşesi olan Altıncı His‘ten bu yana hep sansasyonel işler yaptı. “İşaretler”, “Sudaki Kız”, “Köy” gibi ortalığı karıştıran işlerden sonra “The Happening” ve “The Last Airbender” gibi kabuslar yaşattı bizlere. Son beş altı yılda ilk zamanlarına döndüğüne dair bir umut besledi insanlar. The Visit ve Split yarattı bu algıyı.

Ama ne olursa olsun atlanılan bir nokta var o da şu ki Shyamalan müthiş bir atmosfer kurucu. Öyle ki izleyenini nasıl gereceğini çok iyi biliyor. Korku ve gerilim unsurlarını kullanış biçimini şahsen biz çok seviyoruz. Oluşturduğu auteur çizgisini iyi de olsa kötü de olsa her filminde bizce kullanıyor ve anlıyorsunuz bir Shyamalan filmi izlediğinizde.

Gelmiş Geçmiş En İyi Süper Kahraman Fimlerinden Birinin Devamı

2000 yılında henüz süper kahraman filmleri günümüzdekiler gibi coşmadığı dönemlerde Unbreakable/Ölümsüz gibi inanılmaz bir süper kahraman filmine imza attı Shyamalan. Unbreakable ile süper kahraman filmlerine bugün bile izlediğinizde balyoz gibi inan bir darbe indirdi. Unbreakable’ın önemini anca bugünlerde anlayabiliriz. Çünkü şu an tek düze süper kahraman filmleri hala önüne geçilemez biçimde artıp her geçen gün yeni bir kahramanın projesi duyuruluyorken Unbreakable psikolojik gerilim dolu bir hikayeydi. 2017’de izlediğimiz Split/Parçalanmış ise salonda herkesi şoke eden bir finalle kapattı perdeyi. Bu final on yedi yıl önceki Unbreakable’a bağlanıyordu ve Shyamalan bir süper kahraman evreni kurmuş oldu. Glass ise bu evrene ‘şimdilik’ nokta koymaya geliyor. Öncelikle Glass için iyi veya kötü bir film diyemiyoruz. İçerisinde tonla saçma şey var. Buna rağmen çok iyi sekanslarda var. Bunlar birleştiğinde filmi seviyor ya da sevmiyorsunuz. Film bittiğinde çok karmaşık duygular içerisindeydik ve açıkçası bir dumura uğradık.

Kontrollü Bir Kontrolsüzlük

Glass ile Shyamalan sizinle resmen oyun oynuyor. Sizi türden türe atlatarak belli bir yerde durmanızı engelliyor. Shyamalan alametifarikalarının hepsi filmde dizili ama tüm bunlar Glass’ın iyi veya kötü olmasını oluşturan faktörler mi karar vermek güçleşiyor. Son bir saatte olan olaylar, yaşadığınız ters köşe üzerine ters köşeler bir süre sonra senaryonun zorlama bir şekilde ilerlediğini gösteriyor. Ama bariz biçimde Shyamalan’ın amacının bu olduğu aşikâr. Her şey Shyamalan’ın kontrolünde ve bir süre sonra kendisi de kontrolden çıkıyor.

Glass stüdyo baskısı veyahut kurgu hasebiyle falan oluşmuş bir film değil. Glass’taki her şey yönetmen böyle olmasını istediği için böyle olmuş durumda. Filmin kötü yerleri çok kötü iyi yerleri çok iyi. Özellikle bazı çekimler bazı sahneler muhteşem. Yurt dışından gelen eleştirilere baktığınızda yönetmenin kontrolden çıktığı söyleniyor. Evet bazen gerçekten kendini kontrol edemiyor ve özellikle final sekansında yeter artık daha fazla ileri gitme dediğiniz yerler oluyor. Ama Shyamalan ileriden daha öteye gidiyor.

Mor ve Yeşilin Savaşına Sarı Tonlar

Geçen on yedi yıllık süreçte dışarıda ara sıra “yürüyüşe çıkıp” suçlu kimseleri cezalandıran David Dunn her yerde Kevin’ı aramaktadır. Kevin’ı bulduğunda ise çok geçmeden her ikisi de akıl hastanesine kapatılır ve gelin görün ki bu hastane zamanında David’in içindeki kahraman ortaya çıksın diye yüzden fazla insanı katletmiş Elijah’ın (ya da bilinen adıyla Mr. Glass) bulunduğu hastanedir. Buradan itibaren Elijah’ın Kevin’ın içindeki yirmi dördüncü kişilik “The Beast”i kullanarak tüm dünyaya süper kahramanların varlığını ispatlamaya çalışacaktır. Onları durdurmaya çalışan isim David’den başkası değildir.

Glass kötü bir film değil. Glass iyi bir film de değil. En orijinal süper kahraman işlerinden olmayı devam ettiriyor. Ama önceki filmlerde altı dolan olan faktörlerin buradaki noksanlığını hissediyorsunuz. Mesela Elijah, Unbreakable da daha tüyler ürpertici bir karakterken burada zekasını kullandığı bazı sahnelerde ki zorlamalığı hissetmiyor değilsiniz.

James McAvoy‘un karakter geçişleri bu kez çok sık kullanılmış ve bu bir süre sonra sıkıcı bir hâl alıyor ama McAvoy’un performansı şahane. Kevin’ın içindeki kişiliklerden bazılarının karakteristik özellikleri pek yok. Mesela eşcinsel karakter yoktu veya baskın karakter olan Dennis’in temizlik takıntısı bu filmde yer almıyordu. Ha bu ayrıntılar çok mu gerekliydi hayır da göz görmek istiyor.

Filmin müzikleri ve ses miksajı şahane. Sinemada izlenmeli çünkü size tam çözemediğiniz bir deneyim yaşatıyor. Ama serinin en zayıf halkası olmaktan kurtulamıyor. Unbreakable süper kahraman furyasında bir başyapıt. Glass yer yer bu mirası çarçur ederken yer yer çok iyi işler başarıyor!

Shyamalan Yine Ortalığı Karıştıracak

Filmin ana temelindeki sinsilik çok iyi. Konu itibari ile ana karakterlerin itilmeye çalışıldığı yerde çok iyi. Ama Glass’ın senaryosunun yer yer evrildiği yerler çok anlamsız. Bir çok eleştirmenin aksine Glass’ı iyi bulmasam da sevdiğimi söyleyebilirim. Çünkü ilginç bir zevk aldım filmden içeriğindeki tüm saçma yapılara rağmen.

Yine mevzu dönüp dolaşıp yönetmen Shyamalan’a geliyor. Shyamalan yine nasıl beceriyorsa yine dönüp dolaşıp kendinde odak edindirmeyi biliyor. Yine kendisinden beklenildiği gibi filmin atmosferini çok iyi kurmuş. Filmde yer yer geriliyorsunuz. Açıkçası yönetmen sizin hissedeceğiniz şeyleri zaten bilerek yapmış. Kimlerin sevip sevmeyeceğinin farkında olduğu bilinçli ve kontrollü bir şekilde kontrolden çıkan bir film olmuş. Sadece senaryo fazla dalga geçiyor sizinle. Sizinle tüm senaryo boyunca oyun oynuyor. O ani gerilim fonları olsun şahane. Aksiyon sahnelerinde pat çat güm yerine ağır ve dingin izlediği ton aslında bizim şu saniyede üç kesmeyle ilerleyen süper kahraman filmlerinden ne kadar yorulduğumuzu gösteriyor.