26.04.2018

Her İzlendiğinde Mutlu Eden Filmler

Seçil TOPRAK

Breakfast at Tiffany’s (1961)

Zarif, kırılgan, son derece şık bir kadın yürür sabahın kör bir vaktinde daha şehir uyanmamışken sokakta ve bir mağazanın önünde durur. Audrey Hepburn’un o hayranlıkla bakan gözlerine yine aynı hayranlıkla tepki verir izleyici. Gerek güldüren, gerek hüzünlendiren Holly Golightly, o andan itibaren hayatınızın bir parçası olur. Bırakamazsınız, belki kurtulmak istediğiniz bir alışkanlık gibidir o ama kurtulamazsınız. Sevimliliği, aşkı, naifliği ile “Breakfast at Tiffany’s” hem defalarca izlenecek hem de her izlendiğinde aynı mutluluğu yine verecek filmlerdendir benim için.

Une Femme est Une Femme (1961)

Bu filmi diğer iki filmden tamamen farklı bir sebepten ötürü seçtim listeme. Ortak sebep tabii ki aynı: mutlu etmesi. Ancak mutlu etme sebebi farklı. Bu sebep sadece sinemaya dayanıyor. Jean Luc Godard’ın hınzırca aralara yerleştirdiği sinemasal referanslar bu filmin beni mutlu etme sebebi. Çünkü izledikçe Godard, Anna Karina, Jean-Paul Belmondo ve Jean-Claude Brialy ile aynı dilden konuşuyor gibi oluyorum. Sanki onlarla sadece birbirimizin anlayacağı sırları paylaşıyormuşum gibi. Bu film bundan dolayı çok özel bir yerde duruyor benim için ve bu da beni mutlu etmeye yetiyor.

Neşeli Günler (1978)

Sanırım “Turşucular” dediğimizde herkesin aklına gelecek filmdir “Neşeli Günler”. 70’lerin o naif aile komedi filmlerinden beni her izlediğimde mest edeni bu filmdir. Üstelik Gezi direnişi sırasında en yaratıcı ifadelerde kendine yer bulması ve filmde de Gezi Parkı’nın bulunması ne hoş bir tesadüftür. Bir tarafta limon, bir tarafta sirke derken ikiye bölünen bir aile, evde her iki taraf arasında adeta mekik dokuyan Ziya (Şener Şen) tiplemesi… Bırakın izlemeyi, düşündüğüm anda bile yüzüme bir gülümseme gelir yerleşir; adeta ezberlediğim replikleri kendi kendime tekrar eder ve o sahneleri hatırlarım. O derece hayatımın içindedir bu film ve mutluluk sebeplerinden biridir benim için.